Ulusal Strateji Merkezi- USMER İstanbul Başkanı Haluk Dural geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye kurulması planlanan füze kalkanı ile ilgili çok ilginç bir değerlendirme yapmış.
Dural değerlendirmesini bana da göndermiş. Hayli uzun olan ve içinde pek çok teknik bilgiyi de barındıran değerlendirmenin sonuç bölümü çok şaşırtıcı bazı iddiaları da içeriyor.
Düşünce ufkunuza yararlı olacağını düşündüğüm bu değerlendirmeyi herhangi bir yorum yapmadan size de aktarmak istiyorum:
“...ısrarla Güneydoğu Anadolu bölgemize yerleştirilmek istenen ABD-NATO füze kalkanı, bu durumda kime karşı kullanılacaktır?
Bu soruyu cevaplamadan önce Haziran 2011 seçimleri sonrasına kadarki dönemde gerçekleşebilecek muhtemel gelişmeleri sıralayalım:
Yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde Rusya, İran, Irak ve Yunanistan dış tehdit kapsamından çıkarıldığına göre, TSK’nın yeniden yapılandırılmasıyla mevcudu 300.000’e indirilecek; sınır birlikleriyle ilgili yasa çıkartılıp, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulacak “Sınır Birlikleri”, TSK’nın öncelikle Irak sınırından geri çekilmesiyle boşaltılacak, Irak sınırına yerleştirilecek;
Jandarma teşkilatı, TSK’den kopartılıp, İçişleri Bakanlığı’na bağlanacak, görev alanı ve yetkileri budanacak...
Eğer AKP, Haziran 2011 seçimlerini istediği çoğunlukla kazanırsa, Anayasa’nın ilk üç maddesini değiştirip, Türkiye’yi federal yapıya geçirecek, Anayasa’ya PKK’nın isteği doğrultusunda “Kürt Halkı” ibaresi sokulacak, Özal’ın Cumhurbaşkanı olduğu 1991 yılında 3723 sayılı ve 12.04.1991 tarihli yasa ile TBMM tarafından onaylanan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı anayasal güvenceye bağlanacak, Güneydoğu ve Doğu bölgesine “özerklik” verilecek.
Irak’taki ve yurt içindeki PKK militanlarına af getirilerek, yurda girişleri ve BDP’li belediyelerde istihdam edilerek, özerk bölgenin milis kuvveti oluşturulacak,
Ayrılıkçı Kürt Hareketi BM’e başvurup, İkiz Sözleşmeler’in birinci maddesine göre, Türkiye’den ayrılıp, Kuzey Irak’taki Barzani ile birleşmek üzere “Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” için plebisit isteyecekler.
ABD’nin Irak’tan çekeceği 50.000 kişilik muharip birlikleri ağır silahlarıyla birlikte İskenderun ve Mersin limanlarından gitmek üzere Zaho’dan Türkiye’ye girmeye başlayacaklar, 18 ay sürecek çekilme sırasında Güneydoğu Anadolu bölgemizde karakollar kuracaklar, yani bölgeyi fiilen işgâl ederek, ayrılıkçı hareketlere askerî koruma sağlayacaklar.
Ülkemizin işgali ve bölünmesine karşı, Türk halkı ve ordusu, vatanın bölünmez bütünlüğünü korumak üzere harekete geçecekler.
Bölgede, bugüne kadar provaları yapılmış olan “Kalkışma” başlatılacak ve buna ABD destekli Barzani fiilen katılacaktır.
Türk ordusu Barzani’ye ve ayrılıkçı harekete ve onlara koruma sağlamak için çekilme bahanesiyle bölgeye yerleşen Amerikan kuvvetlerine müdahale ettiğinde acaba, Türk Hava Kuvvetleri karşısında, İran’a karşı yerleştirildiği iddia edilen ABD-NATO füze kalkanının THAAD ve Patriot füzelerini mi bulacaktır?”
Yürek burkan bir gözlem
Sevgili Can Ataklı; 21 Kasım 2010 günü mahalle kasabına gittim. Kasaba gelen bir vatandaş utana sıkıla elindeki paketi kasaba verdi. Kasap fiyat söyledi parasını aldı gitti. Kasaba “Hayrola” dedim “Nedir bu?” Meğer parası olmayanlar Kurban Bayramı’nda gelen etleri kasaba para karşılığında satıyorlarmış. Durum bu kadar vahim demek ki. Yazıp duyurursanız halk ve yöneticiler okusun. Olayın geçtiği yer Kırklareli’dir. Bilgilerinize, selamlar. Ş.M
Ülkemize en uygun enerji rüzgâr enerjisi olsa gerek. Zira her gün milletçe rüzgâr ekip fırtına biçiyoruz!
(Gani Yıldız)
Gerçekten NATO mu tehdit altında?
Üst üste gelen başka haberlerle, özellikle generallerin açığa alınmalarıyla füze kalkanı konusu gündemin alt sıralarına düştü. Ama ben biraz daha sürdürmek istiyorum çünkü pek çok kişinin merak ettiği konu, çeşitli medya organlarında bölük pörçük dile getirilmiş olsa da, bazı sorular hâlâ cevapsız.
En önemli merak konusu şu: Türkiye’ye kurulması planlanan füze kalkanı İran’dan NATO ülkelerine gelebilecek bir nükleer tehdide karşı mı düşünüldü?
Basit bir hesap yapalım.
İran’ın elinde “Şahap” adını verdikleri füzeler var. Bunların menzili 2000 kilometre. Bu füzelere nükleer başlık konulması halinde İran NATO ülkelerinden Türkiye’yi vurabiliyor. Füzelerin menzili diğer NATO ülkelerinden ancak Bulgaristan’a kadar uzanabiliyor.
Buna karşın İsrail menzil içinde.
İran’ın Türkiye ile ciddi bir sorunu yok. (Füze rampasından sonra olabilir.) Bilindiği kadarıyla İran’la hiçbir Avrupa ülkesi de sorunlu değil. Sadece hepsi Amerika’nın “ısrarlı ricaları” sonucu bu ülkeye ambargo uyguluyor. Gizliden gizliye işbirliği yapmadıklarını da söyleyemeyiz.
Kısacası İran’ın durup dururken Türkiye dahil Avrupa’daki NATO ülkelerine nükleer silahla saldırması olası değil, mantıklı da değil.
Ama İran İsrail’e (az ihtimal de olsa) nükleer bir saldırı yapabilir.
Tabii bir de 2000 kilometre menzil içinde içlerinde Türkiye de olmak üzere Kafkasya’da ve Orta Asya’da sayısız Amerikan üssü var.
Füze rampasının neden Türkiye’ye kurulduğunu bir kere daha düşünmek gerekmez mi?
Ve bir not: İsrail’in Jericho füzelerine nükleer başlık takılabiliyor ve menzilleri de 7900 kilometre. Tüm Avrupa ülkelerini kapsıyor bu menzil.
Ve son soru: İsrail’den bir nükleer füze harekete geçerse bizde kurulacak sistem yine alarma geçecek mi?
Kavuştuğu isteğin değerini bilmektir, gerçek istekler.
(Fur KANER)
Donatella Piatti’ye yapılan çok ayıptır
Donatella Piatti ile hiç karşılaşmadım, ama yazılarını görür ve okurdum hep. Daha yakından tanımam ise Fatih Terim’e İtalyanca dersi verdiği sırada oldu. Fatih Hoca kendisinden büyük övgüyle söz etmişti bir sohbetimizde.
Piatti 35 yıldır Türkiye’de yaşamasına rağmen sürekli oturma izni yokmuş meğer ve belli aralıklarla kendi ülkesine gidip sonra tekrar geliyormuş. Oysa bir Türk’le evliydi, oğlu da Türk vatandaşı ve İstanbul’da yaşıyor. Tam bilmiyorum belki yasalar gereği oturma iznini hep uzatarak yaşamıştır Türkiye’de. Üç ay önce “feci” bir olay gelmiş Donatella Piatti’nin başına. Yurt dışına çıkarken anlaşılmış ki oturma izninin süresini aşmış. Vay sen misin süre aşan. Polis kaba biçimde Piatti’yi çoğu fuhuş için gelen yabancı kadınların tutulduğu havaalanı nezarethanesine atmış. 24 saat beklettikten ve hiçbir talebine cevap vermedikten sonra sınır dışı etmiş.
Donatella Piatti şimdi çok üzgün. “Sürgündeyim” diyor, “Kendimi gücenmiş, kırılmış hissediyorum.”
Yasalar elbette herkes için eşittir de, 35 yılını Türkiye’de geçirmiş, yasaların belirttiği biçimde “maruf olan” yani tanınan bir kişiye bu kadar çirkin muamele etmeye hakkımız var mı?
O çirkinliği yapan polislerden biri de mi gazete okumamış, haydi okumamış, bunu gözyaşları içinde anlatan bir kadının söylediklerine de mi inanmamış ya da bir amirine sormak gereği duymamış.
O polislere belki yasal olarak ceza verilemez ama İstanbul Emniyet Müdürü’nün bir insanlık dersi vermesini beklemek de hakkımızdır.

