Filozof gibi şoförler

Haberin Devamı

İki hafta oldu galiba, Kanal 7’de İskele Sancak programına katılmıştım. O gün arabam olmadığı için bir araba göndermişlerdi. Dönüşte de eve bıraktılar tabii gecenin yarısından sonra.

Haliyle yolda sohbet ediyoruz almaya gelen aracın şoförüyle. Bu tür sohbetlerden çok hoşlanırım. Çünkü bu sohbetlerde hiç aklınıza gelmeyen şeyler duyabilir, ilginç bilgileri öğrenebilirsiniz,

İlk hikâyemiz

Kanal 7’ye gidişte de gelişte de böyle oldu. Anlatayım isterseniz:

İstinye Park’ın önünden geçiyorduk, şoför anlatmaya başladı; “Can Bey, biliyorsunuz buraların garajlarına LPG’li araçlar alınmıyor. Geçenlerde bir arkadaşım girmek istemiş, sokmamışlar tabii, o da olay çıkarmış” dedi.

Sonra devam etti: “Tabii yine girememiş. Bunun üzerine İstinye Park yönetimine bir yazı yazmış. ‘Aracımız LPG’li diye giremiyoruz, peki biz ne yapacağız, gelmeyelim mi buraya?’ demiş.”

İstinye Park’a bakın

Şoför biraz durduktan sonra “Sonra ne oldu biliyor musunuz Can Bey, İstinye Park arkadaşıma bir hafta sonra mektup yazdı. Meğer açık alanda sadece LPG’li araçlar için park yeri yapmışlar. Bunu da arkadaşıma ‘bu bilgiyi ilk kez siz değerli müşterimize bildirmekten kıvanç duyarız’ diye yazmışlar. İşte iyi pazarlamacı buna denir” dedi.

Bardak kıran kadın

Hoşuma gitti tabii bu uygulama, bravo. Ama şoförün anlatacakları bitmemişti ki. Sürdürdü konuşmasını: “Amerika’da kadının biri lüks bir büyük mağazaya girmiş. Dolaşırken son derece pahalı bir fincanı düşürmüş, fincan kırılmış. Kadın korku içinde ne yapacağını bilemezken mağaza müdürü gelmiş yanına ve ‘Sizi odamda konuk edebilir miyim?’ diye sormuş. Kadına burada kahve ikram etmiş ve ‘Çekinmeyin, hiç borcunuz yok, lütfen gönül rahatlığı ile gidin’ demiş.

İzleme talimatı

Mağaza müdürü daha sonra kadının bir daha gelmesi halinde izlenmesini, yaptığı alışverişlerin kendisine bildirilmesini istemiş. Aradan üç ay geçmiş, görevli kişi mağaza müdürüne gelmiş ve ‘Söylediğiniz kadın 3 ayda 2.500 dolarlık alışveriş etti’ bilgisini vermiş. Mağaza müdürü çalışanları toplayıp olanları anlatmış ve ‘Mağadaki bir kusuru kendisine ödetilen kişi bir daha asla oraya gelemiyor, bu psikolojik bir olay. Oysa eğer siz tam tersini yaparsanız, artık o kişi mağazanın ayrılmaz bir müşterisi oluyor’ demiş.”

Pazarlamacı arkadaş

Şoföre “Ne güzel bir hikâye, nereden biliyorsun bunu?” diye sordum. “Bir pazarlamacı arkadaşım vardı. O anlattı” dedikten sonra ekledi “Bizim memlekette böyle şeyler olmaz. Biri bir şey kırsa vallahi anasından emdiğini burnundan getirirler, keşke biz de biraz daha anlayışlı olmayı becerebilsek. Üstelik anlayışlı olmanın çok daha yararlı olduğu da bilimsel bir gerçek.”

Dönüş sohbeti

Gecenin 02.00’sini geçiyordu, bu kez başka araç ve başka şoförle dönüyoruz. Bu şoför biraz daha yaşlıca, güngörmüş biri olduğu anlaşılıyor.

“Bu Kürt açılımına nasıl bakıyorsunuz Can Bey?” diye sordu. “İki saati aşkın süredir bunu tartıştık ya, orada anlattım” dedim. Şoför “Kusura bakma gece boyu çalıştım seyredemedim” diye mahcup bir cevap verdi.

Sizin de bildiğiniz fikirlerimi özetledim. Şoför “Benim tabii ki bir siyasi görüşüm var ama ben herkesle dostumdur, herkesle konuşurum, bana kızmazlar” dedi.

Kürtlerle konuşma

Daha sonra konuşmasını sürdürdü: “Bizim mahallede birçok Kürt var. MHP’li milliyetçiler de var. Hepsiyle konuşurum ben.”

Geçenlerde kahvede Kürtlerle konuşmuş. “Önce biraz kızar gibi oldular ama öyle şeyler söyledim ki, karşılık veremediler, haklısın abi demek zorunda kaldılar, çünkü ben yanlış bir şey söylemedim ki” dedi.

“Ne söyledin de sana bu kadar hak verdiler?” diye sordum. Demiş ki “Kardeşim, iyisiniz hoşsunuz. Haklarımız yok diyorsunuz, aha işte İstanbul’dasınız, bir sıkıntınız var mı?”

Ya devlet kurarsan

Beni getiren şoför daha sonra şöyle konuşmuş: “Dağdaki eşkıyaya kaptırmlışsınız kendinizi. Devlet kuracakmışsınız. İyi kurun da, nasıl idare edeceksiniz. Hepiniz buralara alışmadınız mı, gidecek misiniz kendi devletinize. Var mı doktorunuz, mühendisiniz, öğretmeniniz. Burada hepsi var sizin için, daha ne dert edip durursunuz ki.”

Şoförün söylediğine göre işte bu sözlerden sonra kahvedeki Kürtler seslerini çıkarmamışlar bir daha.

Ama dur bakalım

Ben “İyi konuşmuşsun, haklısın” dedikten sonra sözümü kesti: “Dur canım, bakma sen onlara, ben böyle konuşunca şaşırdılar, ne diyeceklerini bilemediler. Şimdi gidip ağababaları ile konuşurlar, buna bir cevap bulurlar, sonra gelip beni ararlar ve anlatırlar” dedi.

Sonra da bir gevrek kahkaha atıp “Ya işte böyle, bana kızmıyorlar, ben de adam ayırmam herkesle konuşurum, ama inandığımı söylerim ha.”

Evin önüne gelmiştik. Eve girerken her iki sohbete de doyamadığımı fark ettim.

Her yerdeler

Aslına bakarsanız Türk halkı böyle. Her konuda çok ilginç fikir ve görüşleri var. Kimileri tabii ki bilgi eksikliği nedeniyle, kimileri de ifade sıkıntısı nedeniyle belki tam yansıtılamıyor, ama biliyoruz ki herkesin içinde bir filozof taraf var.

*****


Bir küçük ekleme

Halit Refiğ’in vefatından sonra bir teşekkür yazısı yazmıştım hatırlarsanız. Bu teşekkürün “aile adına” olduğunu belirtmiştim. Sevgili Gülper Refiğ, Memorial Hastanesi’nde gördükleri ilgiye karşılık “Nasıl teşekkür ilanı verebiliriz” diye sormuştu. Ben de “Bir toplu teşekkür yazarım, benim köşeme koyarım” cevabını vermiştim.

Nitekim öncelikle hastane personelinin isimlerini aldım, bunları yazdıktan sonra gerek hastalık sürecinde gerekse vefattan sonra fedakârca koşturan pek çok kişinin de ihmal edilmemesi gerektiğini düşünerek listeyi genişletmiştim.

Bu listedekilerin hepsi benim gözlediğim isimlerdi. Tabii böyle olunca Gülper Refiğ’in de çok teşekkür etmek istediği bazı isimleri atlamışım.

Örneğin neredeyse hastanede kalınan süre boyunca evini ihmal pahasına her gününü hasreden Zeynep Özen’i unutmuşum.

İlk teşhis ve tedavinin başladığı Çapa Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve personeli de var. Doktorlar Yücel Yalkan, Kürşat Rahmi Serim ve Orhan Bilge de tamamen benim dikkatimden kaçtığı için yazılmadı.

DİĞER YENİ YAZILAR