Fatih Camii, X-Ray, kapatma

Haberin Devamı

Geçen hafta kendi adıma çok hareketli ve heyecanlı geçti. Çünkü üst üste çıkan birkaç yazı siz okurlardan inanılmaz olumlu ve olumsuz tepkiler aldı. Hafta, bunları dinlemek, okumak ve değerlendirmekle geçti diyebilirim. Bu nedenle bu haftaki sohbetimiz diğerlerinden biraz daha uzunca oldu.

Fatih Camii olayı

Sevgili dostumuz Doktor Cengiz Aslan’ın yitirdiğimiz oğlu Alp’in Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazına katılanların uğradığı şoku yazmıştım. Camiden çıkan cemaatin önemli bir bölümünün garip sakallı, cüppeli ve sarıklı olması cenazeye katılanları şaşırtmış hatta korkutmuştu.

Bu yazı üzerine inanılmaz mesaj aldım. Mesajlar genellikle bana destek niteliğindeydi. Ancak belli ki siyasal İslamcı bir kesim bu yazı ile adeta yerinden hoplamıştı.

Garip bir savunma mekanizması çalıştı. İlk söylenen “Yeni mi gördün, ne var yani cami cemaati seni neden bu kadar rahatsız ediyor” biçimindeydi. Ama asıl can sıkıcı olan sözde eleştiri “Dine niye küfrediyorsun?” şeklinde olanlardı.

Dine küfretmek mi?

Türbanı bir siyasal simge aracı olarak görüp, gencecik kızları zorla kapatıp özgürlük ve demokrasi söylemiyle ortalığa sürmenin eleştirilmesi herhalde dine küfür olarak algılanamaz. Ancak bu konuda adeta gözü dönmüş biçimde her şeye karşı çıkanlar şimdi de bu demagojik sloganla sindirme harekâtı uygulamak istiyor.

Bakın Fatih Camii olayında gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta var. Siyasal İslamcı kesim ısrarla genç kızları başlarını kapatarak üniversitelere sokmak için çaba harcıyor. Ama aynı insanlar kadının başka yerde görünmesine asla tahammül edemiyor. Cami cemaatinin o gün kadınlara davranış biçimi aslında kadınlara hiçbir şekilde değer vermediklerinin de kanıtıydı.

Oradaki kadınların hiçbiri, normal bir dindar insanı rahatsız edecek kılık kıyafet içinde değildi. Ama camiden çıkan cemaatin derdi kılık kıyafet değil, önlerinde duran kadınlardı. Onlar kadınlara tepki göstermişti ve gözlerini bile kaçırıyorlardı. Tehlikeli olan bu.

X-ray cihazı olayı

Haftanın en tartışılan yazılarından biri de Atatürk Havalimanı’ndaki x-ray cihazından geçişlerde türbanlı olanlara ayrıcalık yapılıp yapılmamasıydı. Normal kıyafetli bir kadının başındaki şapkadan ayağındaki ayakkabıya kadar her şeyi çıkartılırken bazı türbanlıların üstünkörü aranması tepkiye neden olmuştu.

Burada iki komik olaya tanık oldum. Birincisi yine “Dine niye küfür ediyorsun?” türündeki sistemli mesajlardı. Bunlardan bazılarında “Bugüne kadar bizi ikinci sınıf sayıyorlardı, şimdi başınıza gelince mi öfkeleniyorsunuz?” diyenler sadece güldürdü tabii.

İkincisi ise havaalanı polisi ve TAV’ın güvenlik görevlilerinin açıklamalarıydı. Gariptir ki her ikisi de yarım saatlik bir gözlem ile tespit edebilecekleri bir gerçeği kabullenmemek ve işi yokuşa sürmek için çok çaba harcadılar.

Oysa durum çok açık. Bu tür güvenlik kapılarından geçiş için bazı kriterler oluşturulmalı. Hem güvenliği aksatmayacak hem de bu insanları rencide etmeyecek formüller bulunabilir. Bu zorunludur.

Kapatma davası

Haftanın son günü gelen “AKP’ye kapatma davası” haberi herhalde son yılların da en önemli haberiydi. Aslına bakarsanız çok şaşırmadım, bunun sinyalleri vardı. AKP ve yandaşları şimdi “demokrasi hukuk” çığlıkları atıyor. Ama unutulmaması gereken bir şey var; parti kapatma yasalarımızda var. Demek ki hukuksuz olarak nitelendirmek pek gerçekçi değil. Yüzde 47 oya dayanarak “Böyle bir parti kapatılır mı?” diye sormak da gerçekçi değil, çünkü çoğunluk suç işleme hakkı vermez. Zaten bu konuyu önümüzdeki günlerde çok tartışacağız. Sadece “AKP kapatılırsa daha güçlü gelir” diyenlere tavsiyem şu; “Sevinin o zaman, demek ki endişe edilecek bir durum yok.”

Başarılı türbanlılar

Yine geçen hafta en çok konuşulan yazılardan biri “Türbanlı kadınlar arasından neden başarılı sanatçı, bilim kadını, edebiyatçı, sporcu çıkmıyor?” yazısıyla ilgiliydi. Yazıda özellikle belirtmeme rağmen aynı çevreler ısrarla “Okutmuyorlar ki” türünden eleştiriler gönderdiler. Yine soruyorum “Bugüne kadar okuyanlar arasında neden yok, haydi Türkiye’yi geçtim, diğer Müslüman ülkelerden çıkan dünya çapında başarılı ve tesettürlü bir kadın neden yok?” Türban diye tutturanların bu soruya makul ve terbiyeli cevaplar vermesini yine bekliyorum.

Tüzmen’in telefonu

Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen Marmara Üniversitesi’ndeki konuşması nedeniyle eleştirdiğim yazı üzerine aradı. Tüzmen rektörün kendisini çok iyi karşıladığını, birlikte çay içtiklerini sohbet ettiklerini söyledikten sonra “Ardından oturuma geçtik. Ben tamamen teknoloji parkı üzerine bir konuşma hazırlamıştım. Ama rektör iktidarla olan sorununu anlatmak isteyince asıl konuya dönmemizi istedim, mesele budur” dedi.

Ben de “Sayın Bakan bütün anlattıklarınız içinde (boş konuşmayın) sözü yok. Ben onu eleştirdim” karşılığını verdim. Tüzmen “İşte o sözün başı ve sonu var, onu söylüyorum” dedi. Ancak anladığım kadarıyla bakan Tüzmen de söylediklerinden rahatsız olmuş ki, bir tür özür dileme gibi de algıladım bunu.

Fıkra gibi yazıları

Bu arada ara sıra yazdığım “Fıkra gibi” köşesindeki olayların hepsinin benim başımdan geçtiğini sanan okurlar oldu. Bazı okurlar “1956’da Kars’tan söz ediyorsunuz, kaç yaşındasınız ki?” gibi sorular sordu. Fıkra Gibi köşesini sizlerden gelen olaylar oluşturuyor. Yani onlar benim başımdan geçenler değil. Bu tür esprili olayları yazmanızı bekliyorum tabii.

Hepinize iyi haftalar.

*****

Afganistan’da gösteri

Birkaç gündür televizyonlarda Afganistan’daki protesto gösterilerini izliyoruz. Batı basınında yer alan “İslam karşıtı” yayınlar nedeniyle halk sokaklara dökülmüş, protesto gösterileri yapıyor.

Ama aklıma takılan bir şey var. Afganistan dünyanın en geri ülkesi. Nüfusun sadece yüzde 30’u okuma yazma biliyor. Yabancı dil bilen oranı ise yüzde 1 bile değil. Buna rağmen Afgan halkı Batı basınındaki yazıları okuyor, hazmediyor, protesto gösterisine girişiyor. Eğitim düzeyi çok daha yüksek diğer Müslüman ülkelerde ise kimsenin kılı kıpırdamıyor. Burada bir gariplik yok mu?

*****

Bir insanı bulunduğu mevkiyle değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmek gerekir. Tolstoy



DİĞER YENİ YAZILAR