İnternational Herald Tribüne gazetesinde 50 Avrupalı ünlü ismin imzaladığı bir bildiri yayınlandı. Bu bildiri bizim medyada da geniş yer aldı.
Gazetenin okur mektupları sütununda yayınlanan ve “Avrupalı dostlarından Türk halkına” başlıklı yazıda silahlı kuvvetlerin 27 Nisan’da yayınladığı bildiri eleştirilirken Türk halkına da uyarıda bulunularak laikliğin tehlikede olduğu iddiasının abartıldığı ileri sürülüyor.
Yani bir anlamda Türk halkına “Ey Türkler, dikkat edin, silahlı kuvvetler siyasete müdahale etmek için fırsat kolluyor, bu oyuna gelmeyin” denmek isteniyor.
Demokrasiye askeri bir müdahale olmamasını savunmak başka, Türk halkını aptal yerine koymak başka.
“Batılı dostlarımız!” alınmasın ama Türkiye’ye belli ki sadece AKP gözlüğü ile baktıkları için kavramları karıştırıyorlar.
Türkiye’de laikliğin tehlike olduğunun abartıldığını söylemek ya gerçekleri bilmemekten ya da bu durumdan bir çıkar sağlamayı ummakla açıklanabilir çünkü.
Hele AKP’yi başarılı bulmak, Türkiye’nin önünü açtığını söylemek, bilgisizlik de değil, tamamen çıkar ilişkisi demektir.
“Avrupalı dostlarımız!” yıllardır Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunu tıkamak için ellerinden geleni yaptılar. Bunu yaparken hedefleri hep Türkiye Cumhuriyeti devletiydi.
Bu devlet özgürlükleri kısıtlıyordu, bu devlet işkenceyi sistemli biçimde sürdürüyordu, bu devlet demokratik hakları vermemek için direniyordu Avrupalı dostlarımıza göre.
Hele Türkiye’nin son 4.5 yılına dini eksenli bir partinin damga vurması Avrupalı dostlarımızın! çok da işine geliyordu. Çünkü bir yandan bu iktidara istediklerini yaptırıyorlar, öte yandan da Türkiye’yi aralarına almayacaklarını her fırsatta dile getiriyorlardı.
Ancak öyle sanıyorum ki, Türkiye’nin çağdaş yüzünün, ezici çoğunluğunun “artık yeter” diye başkaldırıp ayaklanması Avrupalı dostlarımızı! hayli korkuttu.
O güne kadar Türkiye Cumhuriyeti aleyhine diledikleri gibi konuşan bu dostlar!, karşılarında asla hayır diyemeyecekleri çağdaş Türkiye ile karşılaşınca hedef değiştirdiler.
Dostlarımız! Türkiye Cumhuriyeti yerine direkt halkı hedef alarak asıl yüzlerini de göstermiş oldular.
Batı’dan gelen sözde demokrasi bildirisinin hiçbir anlamı yoktur. Bu iş o kadar da uzun boylu değil, herkes haddini bilmeli. Kimse demokrasi adına bir ülkenin çağdaş halkını hedef tahtasına oturtamaz.
Duyduğum en korkunç slogan
Başbakan Erdoğan devletin tüm gücünü kullanarak, yanına bakanları alarak, sözde açılışlar yapmak bahanesiyle seçim mitingleri düzenliyor, buralara etraftan otobüslerle getirilmiş kalabalıkları topluyor.
Bunu yaparken, “Bir tek ben kalsam bile demokrasiyi savunurum” diye kimsenin itiraz edemeyeceği popülist sözlerle demokrasicilik oynuyor ama demokrasinin en basit kuralını bile çiğnemekten çekinmiyor.
Tayyip Bey devlet gücünü padişah gibi kullanarak toplama kalabalıklar karşısında keyif alıyor belki ama tüm bunlara rağmen iktidar olup muktedir olamamanın hıncını da toplumu bölmeye çalışarak alıyor.
Başbakan Van’da bir pankart açılmasına göz yumuyor. Bu pankartta “Orası Tandoğan’sa burası da Vandoğan.”
Bugüne kadar duyduğum en korkunç, toplumu en bölücü, nifak sokucu slogan bu oldu.
Tandoğan’da, Çağlayan’da, İzmir’de ve başka yerlerde bir araya gelen milyonlarca insan iktidarın zihniyetini eleştiriyor ve bu zihniyetin yaratacağı sonuçlardan duyduğu endişeyi dile getiriyordu.
O milyonlar bir parti ya da ideolojik görüş bayrağı altında toplanmamıştı. En önemlisi o milyonların AKP’ye oy veren insanlarla hiçbir sorunu yoktu.
Hedef yine halktan aldığı oylarla Türkiye’nin temel ilkelerini değiştirmeye çabalayan bir iktidar ve onun temsilcileriydi.
Oysa Tandoğan Vandoğan benzetmesi, siyasi bir görüşü değil milyonları karşı karşıya getiren son derece tehlikeli bir slogandır.
AKP ve zihniyetine karşıyım, ama ona oy verenle hiçbir sorunum yok. Herkes kendi inancı ve bekletileri doğrultusunda seçim sandığında özgür iradesini kullanır. Ama siz bunu milyonların birbirine düşman olması gibi algılayıp bunu körüklemeye kalkarsanız ülkeye zarar verirsiniz.
Tayyip Erdoğan’ın, kalabalıkların sihrine kapılarak milyonlarca insanı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bu sloganı derhal reddetmesi gerekir.
Mayo reklamları
Gündemimize bir de mayo reklamları girdi. İstanbul Belediyesi’nin kontrolündeki billboardlara asılmak istenen mayo reklamlarına izin verilmediği iddiaları her yerde tartışılıyor.
Ancak bu tartışmalar özellikle AKP çevreleri tarafından çarpıtılıp ortaya yine pişirilen türban konusu atılıyor. Sanki türbanın karşılığı mayoymuş gibi sunuluyor. Bugün Star TV’de Ruhat Mengi’nin hazırlayıp sunduğu “Her Açıdan” programında “mayo reklamı sorunu” işleniyor.
Ruhat bu programa beni de davet etti. Programda Nelson Mayo’nun ve türban satışında bir numara olan Tekbir Giyim’in sahibi de var. Mayo reklamı sorunu nedeniyle başlatılan tartışmaya, işi sulandırmadan, magazinleştirmeden ve yersiz kavgalara neden olmadan düzeyli bir bakış açısı getirmeye çalışacağımızı umuyorum. Program 11.45’te.

