Bugün bayram. Bir yandan “Nerdeeee eski bayramlar” diye hayıflanan bir kesim aynı zamanda “Bu bayram cumartesi pazara denk geldi” diye de yakınıyor. Eee ne yapalım, takvim bu yıl azizlik yaptı, öyle 11 gün tatil yapmaya imkân tanımadı. Darısı gelecek yılların başına artık.
Yıllardır herkesten duyduğumuz bir söz var. “Nerde o eski bayramlar...”
Evet gerçekten nerede? Kim yok etti o bayramları?
Herkesin en iyi giysisini giymek için yüreğinin çarptığı, başta aile büyükleri olarak herkesin birbirini ziyaret ettiği, el öptüğü, küçük bir armağan ya da harçlık aldığı bayramlar neden yok artık?
“Zaman değişti” diyorlar. Eskiden ulaşım imkânları bu kadar olanaklı olmadığı için insanlar bayramlarda uzak yerlere gidemiyordu. Şimdi bir uçakla dünyanın öteki ucuna bile gidilebiliyor.
Özellikle büyük kentlerin insanı boğan sıkıntısı, yarattığı stres, bayram günlerinde “kaçıp kurtulma” güdüsünü tetikliyor. Birkaç gün için bile olsa alıp başını gitmek insanları rahatlatıyor.
Bunların hepsi doğru. Katılıyorum.
Ama yine de sormadan edemiyorum, “eski bayramlarımızı kim yok etti?” diye.
Son seçimlerin sonuçlarına baktığımızda ülkenin neredeyse yarısı AKP’ye oy vermiş. Bu oranın seçimden yana geçen bu sürede daha da arttığı ileri sürülüyor. AKP’nin yapısı daha muhafazakâr. Özellikle dini konularda çok hassas bir tabanı var bu partinin.
Yani en azından AKP’li olanların “yeni nesil” keyiflere pek sıcak bakmadığı söyleniyor. Bunu şu nedenle rahat yazıyorum; seçimlerden sonra AKP yanlıları karşı çıkanlara “Siz halkı okuyamıyorsunuz, halk hep böyleydi, siz görmüyordunuz” dediler ısrarla.
Güzel, halkı okuyamadık. İyi de eski bayramlarımızı kim elimizden aldı? Bayramlar da türban gibi üniversitelerde yasak değildi ya. Bu nasıl iş aklım almıyor.
Hem ülkenin yarıdan fazlası dinine, geleneklerine, değerlerine sahip çıkacak, hem de en önemli dini günlerimizin ritüelleri unutuluverilecek. Zamana uymak buysa, zamanı kim tayin ediyor acaba?
Neyse bu bayram günü zihinleri daha fazla zorlamayayım. Hepinizin bu güzel gününüzü kutlarım.
Galiba kurbanın anlamını da unuttuk
Eski bayramlarla birlikte kurban bayramının asıl nedeni ve amacı da sanki unutuldu. Ya da en azından kurban bayramının gerekleri tam olarak yerine getirilmiyor.
Ve en önemlisi, bugünün şartlarında kurban kestiğini söyleyen gerçekten kurban kesmiş mi oluyor. Bu bana göre tartışmalı.
Çünkü özellikle son yıllarda, Ramazan ve kurban bayramlarını “kaçış günleri” olarak değerlendirenler, kurbanı da kurban olarak değil de “fakire fukaraya bağış” olarak görüyor.
Yüz binlerce liraya mal olan kampanyalardan biliyoruz, pek çok kurum, dernek ve kuruluş halkı “Kurbanlarınızı bize bağışlayın” diye etkilemeye çalışıyor.
Kurban kesecek gücü olan on binlerce kişi de kurban kesmek yerine bir kuruma parasını veriyor. Sorarsanız “Kurban kestik” diyecektir.
Oysa bu yanlış. Derneklere “bütün olarak” sunulan kurbanlar, dini anlamda kurban değildir. Karşı çıkmıyorum bu uygulamaya, ama buna kurban denemez. Bu yılın belli bir döneminde yapılan yardımdır. Ne zekâttır ne fitredir, vicdan rahatlatan bir yardımdır.
Kurban dinimizde “vacip”tir. Yani farz gibi mutlaka yapılması emredilmemiştir. “Vacip” olan bir şeye uyarsanız sevap kazanırsınız, uymazsanız kaybınız olmaz.
Bu nedenle kurbanı imkânı olanlar keserler. Gerçi Peygamberimizin yaşadığı dönemde kredi kartı ya da banka sistemi olmadığı için kimsenin aklına “taksitle kurban kesmek” gelmemiş tabii. Yine de özellikle kredi kartıyla üstelik 12 takside bölünen kurban da dinen caiz olamaz diye düşünüyorum.
Kurban sadece bizim dinimizde yok. Taa ilkçağ dönemlerinden beri “kan akıtma” törenleri yapılır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Dinimize girmesi de Hazreti İbrahim’e dayandırılan bir efsane olduğu kadar tarih boyunca kazanılmış alışkanlıklar da unutulmamalıdır.
Dini ritüellerimize göre kurban kesildikten sonra üçe bölünür. Üçte bir mutlaka evde kalır. Ev halkı kurban etinden mutlaka yer. Üçte biri fakir olmasalar bile kurban kesmeye güçleri yetmeyen konu komşuya dağıtılır. Kalan üçte bir ise fakire verilir.
Yani kurbanın tamamını bağış olarak veriliyorsa bunun dinen kurban olup olmadığı konusunda da şüpheliyim.
Din âlimleri yeni yorumlarla kurbanın artık bütün olarak verilebileceğini söyleyebilir. Dediğim gibi bu sosyal yardımlaşmaya asla karşı değilim, sadece uygulamanın gerçekten kurban olup olmadığını soruyorum.
Kurbanın bölgelere göre bazı başka ritüelleri de vardır. Örneğin bizde kurban bayram namazından hemen sonra evde kesilir. (Şimdi mümkün değil, doğrusu da bu zaten.) Kim adına kesiliyorsa o kişi mutlaka kesim sırasında hayvanın başında durur, tekbir getirir. Kurbanın sağ böbreği hemen pişirilir ve kurban sahibi tarafından yenir. Öğle yemeğinde mutlaka bütün aile kurban etinden yapılmış kavurmanın başına oturur.
Bayramlar çok özel günlerdir. Küsler barışır, ihmal edilen aile büyüklerinin gönlü alınır, kimsenin aklından kötü fikir bile geçmez. Bunu yaşatmamız gerek.
Hıristiyan alemi Noel ritüellerini hiç bozmadan sürdürür. Elbette oralarda da çağın gereklerine göre bazı adetler yapılmıyor olabilir. Ama bizim Kurban ve Ramazan bayramlarını giderek ihmal etmemiz, hıristiyanların Noel’i karşısında beni çok kıskandırıyor.

