Esas çok araba satılırsa ekonomi iyi değil demektir

Haberin Devamı

Başbakan, iş adamlarına karşı konuşurken çok öfkeliydi geçen hafta. Ekonominin krize doğru gittiğini söyleyenlere ateş püskürüyordu. Ama konuşmasının en çarpıcı bölümü “Kriz mıriz yok yaaa” dediği andı. Erdoğan kriz mıriz olmadığını kanıtlamak için bir yılda 169 bin otomobil satıldığını söylüyordu burada.

Tabii ekonomi uzmanları ister istemez gülümseyerek izliyor bu sözleri. Çünkü otomobil satışındaki artış kriz olmadığının göstergesi olamaz. Hatta kimilerine göre tam tersine otomobil satışında ulaşılan bu rakam bir krizin de ciddi habercisi.

Tayyip Erdoğan kriz olmadığına otomobil satışını kanıt gösterirken herhalde otomobilin pahalı olduğu mantığından yola çıkıyor. Yani “bu kadar pahalı bir mal bile bu kadar çok satılıyorsa, krizden kim söz edebilir?” demeye getiriyor.

Doğrudur, en pahalı tüketim mallarından biri olan otomobil çok satılıyorsa bu düşünce mantıklı gibi geliyor. Aynı konuşmaların kahvelerde yapıldığını da söyleyebiliriz. En azından ben kim bilir kaç kere duydum şu sözleri: “Bir de para yok diyorlar, peki bu arabalar nasıl peynir ekmek gibi satılıyor.” Mutlaka siz de duymuşsunuzdur.

Ancak Başbakan Erdoğan’ın unuttuğu, otomobil satışlarında uygulanan 5 yıl vade sistemi ile aylık taksitlerin bakkal faturasından bile az tuttuğu. Tabii kahvede konuşanlar da bunu hesaplamıyor.

Başbakan’ın iyi dediği ekonomiye göre ucuz dövizle ve uzun yıllara yayılan taksit imkânı dar gelirlileri bile lüks tüketime itiyor. Dar gelirli aileler bu uğurda birçok temel ihtiyaç malzemesinden vazgeçip, uzun yıllar sürecek taksitleri ödemeyi tercih ediyorlar. Hepsi bu.

Başbakan da milletin şimdilik “kurnazca” görünen planına bakarak ekonominin krizde olmadığını söylemekten çekinmiyor. İyi bir şey değil bu. Bütün dünyada kriz konuşulurken, hiçbir önlem almadığı görünen Türkiye’de bir de üstelik ekonomik mucizeden söz etmek herkese aptal muamelesi yapmakla eş değerdir.

*****

İş takibi meselesi

Emekli Oramiral Özden Örnek’e atfedilen günlüklerde benden de söz edildiğini öğrendim. Meğer Örnek’e ait denilen günlüklerde 2004 yılı yazında makamında yaptığım ziyaret de bulunuyormuş. Örnek, benim kendisini ziyaret ettiğimi, güncel olayları konuştuğumuzu, bunun yanı sıra Cem Uzan’ın askerlik konusunun da sohbet sırasında geçtiğini yazmış.

AKP medyasının bazı kalemşorları bunu bahane ederek “Yüksek maaşımdan olmamak için patronumun işini takip ettiğim” yolunda yazılar yazmışlar. Merak edenin bilgisine sunmak isterim. Cem Uzan’la patron-çalışan ilişkim 14 Şubat 2004 tarihinde TMSF’nin tüm Uzan şirketlerine el koyması ile fiilen sona erdi. O tarihten bu güne Uzan grubundan hiçbir isim altında herhangi bir para almadım.

Örnek’i de bir gazeteci sıfatıyla ziyaret ettim. Ziyaret tarihinde çalışamadığım gibi Uzan’dan da maaş almıyordum. Patronunun işini takip etmek tanımlamasının yanlış olduğunu belirtmek isterim.

*****

Sadece sınavı kazanmakla bitmiyor

Üniversite sınav sonuçlarının açıklanmasıyla eğitim cephesi oldukça hareketlendi. Gençlerin çoğu bu zorlu maratonda sona yaklaştıklarını düşünseler de durum pek de bekledikleri gibi değil.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesindeki Akademedya (Akademik Medya ve Kamuoyu Araştırmaları Grubu) tarafından yayınlanan “Yurt Yaşamı Araştırması” geçti elime. Sınavlar, tercihler derken özellikle pek çok veli başka kentlerde okumaya gönderdiği çocuklarının hangi koşullarda barınacağını pek bilmiyor.

İşte bu araştırma yüksek öğretim hayatları sırasında üniversite öğrencileri için büyük öneme sahip yurtların sosyal ve fiziksel imkânlarının yetersiz olduğunu ortaya çıkarmış.

Örneğin, yurtta kalan öğrencilerin yüzde 67,4’ünün düzenli beslenemedikleri araştırmada dikkat çekiyor. Tabii bunda önemli etken yurtta kalan öğrencilerin aylık harcama limitlerinin 150 ila 350 YTL arasında olması.

Araştırmada, yurtlardaki fiziksel imkânsızlıkların başında sağlık hizmetleri geliyor. Gençlerin yüzde 82,4’ü acil durumlarda müdahale edecek sağlık görevlisi bulunmadığını belirtiyor, revirleri yetersiz buluyor. Ayrıca, bir öğrencinin temel gereksinimi olan etüd odalarının, kütüphanelerin, bilgisayar, internet ve TV odalarının yetersiz olduğu da araştırmaya katılan gençler tarafından belirtiliyor.

Bu araştırmayı inceledikten sonra, eğitimin bir ülkenin geleceği hazırlarken üzerinde durulması gereken en önemli konu olduğunu tekrar söylemem gerektiğini düşündüm. Üniversite sayısının artırılması, kontenjanların çoğaltılması, baraj puanlarının düşürülmesi çok güzel de altyapıları sağlam olmayınca neye yarar?

*****

Sinan Bey’in Atatürk sevgisi

Sevgili Can Ataklı sizinle çok dikkatimi çeken ve arkadaşlarımın da katıldığı bir noktayı paylaşmak istiyorum. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün gözaltına alınırken doğal olarak basına bir şey söyleyememişti. Ama Sinan Bey’den aklımızda kalan tek şey “Suçum Atatürk’ü sevmek” cümlesiydi.

Aygün 15 gün kadar tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Ama nedense serbest bırakıldığı andan beri kendisinden Atatürk sevgisi ile ilgili tek cümle bile duymadık. Varsa yoksa devletten, devletin kendisine ne kadar iyi davrandığından ve devletin yemeğini hiçbir şey yapmadan yemesinden söz ediyor.

Demek ki iktidar amacına ulaşmış. Atatürk sevgisiyle içeri soktukları, Atatürk’ü unutup devlete saygı duymayı öğrenerek dışarı çıkıyor. (M. Yılmaz- Ankara)

*****

Baykal’da kıpırdanma

Ergenekon konusunda çok net bir tavır alan CHP lideri Baykal’ın kamuoyunda puan kazanmaya başladığını görüyorum. Son birkaç gündür birbirinden çok farklı kesimlerden aldığım izlenim böyle.

CHP’nin başında Baykal olduğu sürece bu partiye asla oy vermeyeceğini söyleyen bir tanıdığım geçen gün, “Baykal’ın son günlerde söylediği her şey doğru” diyordu. Yine Baykal muhalifi olduğunu bildiğim bir başka tanıdığım da “Eğer Baykal bu doğru tutumunu sürdürürse fikrimi değiştirebilirim” dedi.

Taksiler de biliyorsunuz, genel izlenimlerin en iyi alındığı yerlerdir. Birkaç kez taksiye bindim son bir haftadır. Sohbetlerde Baykal’a yönelik eskisi gibi bir tepki olmadığını hissettim. İlginç.

DİĞER YENİ YAZILAR