Sevgili okurlar; geçtiğimiz haftanın en çarpıcı olayı Mardin’de 44 kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan katliam ve eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalardı. Büyükanıt’ın açıklamaları nasıl bir ülkede yaşadığımızı gösteren ve kimlerin ne önemli görevlere getirildiği açısından ibret vericiydi.
Ergenekon revizyonu
Hemen şunu söylemek istiyorum. Son 20 gün içinde öğrendiklerimiz doğrultusunda iki yıla yakındır gündemimizde olan Ergenekon konusundaki görüşlerimi revize etmek gerektiği kanısındayım. Aslında bugüne kadar savunduğum görüşlerden farklı düşünmemekle birlikte bazı noktaları daha net biçimde ortaya koymak istiyorum.
Vardır-yoktur çelişkisi
Özellikle Ergenekon üzerinden hesaplaşmak ve intikam almak isteyen AKP ve yandaşlarının ısrarla sürdürdüğü bir politika var. Onlara göre “Türkiye ikiye bölündü, bir kesim Ergenekon’un varlığını ortaya koyuyor, diğer kesim ise Ergenekon’u inkâr ediyor.” Bu kesinlikle yanlış bir görüş ve hedef saptırmak için böyle söyleniyor.
Üçüncü görüş
Ergenekon’u tamamen kabul etmek ve reddetmek arasında, bana göre toplumun önemli bir kesiminin inandığı bir üçüncü bir görüş daha var. O da şu: “Bazı kişiler, AKP iktidarından kurtulmak için hukuk dışı yöntemleri düşünmüşler. Ancak Ergenekon adı altında yürütülen soruşturma ile AKP’ye muhalefet eden herkes aynı torbaya atılıyor.”
Bir hazırlık olmuş
Olayın başından beri bu üçüncü görüş doğrultusunda yazılar yazıyorum. Ergenekon davası ile ilgili gözaltı ve tutuklamalarda adı geçen bazı kişilerin “devlet gücünün kendilerinde olduğu vehmine kapılarak ileri gittikleri” yolunda ciddi emareler var. Bu kişilerin fırsat bulurlarsa bir “darbeye kalkışabilecekleri” de galiba gerçek. Buna karşın düşünceler bırakın hayata geçirilmeyi, etraflıca konuşulamamış bile.
Generaller ele verdi
Son 20 gün içinde ikisi emekli üç genelkurmay başkanı da üstü kapalı sözlerle yukarıdaki görüşümü doğruladılar. Hilmi Özkök, İlker Başbuğ ve son olarak Yaşar Büyükanıt “Bir darbe teşebbüsü olmamıştır” deme cesaretini kendilerinde bulamadılar. Bu da 2003-2004 döneminde bazı generallerin bir maceraya atılmasına ramak kaldığını gösteriyor.
Paranoya ve intikam
Ergenekon sanığı olan bazı generallerin sonuçlanması asla mümkün olmasa da böyle bir düşünceye kapıldıkları ve bir hazırlık yaptıkları AKP iktidarı tarafından da biliniyordu. Ancak aynı iktidar bu işin akamete uğradığını da biliyordu. İşte olayın püf noktası burada. AKP iktidarı bir yandan “Darbe paranoyasına” kapılırken diğer yandan da “intikam” planları hazırladı.
Korku imparatorluğu
AKP iktidarı “düşünülen” ama asla yapılamayacak olan bir darbe planının verdiği rahatlıkla kendisine karşı olan herkesi batıracak “korku imparatorluğunu” kurmakta gecikmedi. 70 bin kişi dinlendi, fişlendi, kayda alındı. Ortak fikir olarak da “darbe” işlenince, yapılan her konuşma, yazılan her yazı, her davranış buna uydurulmaya çalışıldı ve ortaya “Ergenekon” çıkarıldı.
Paşalar da sorumlu
İkisi emekli üç genelkurmay başkanı da “Darbe hazırlığı yapılmadı” diyemiyor. Çünkü hepsi de biliyor neler olduğunu. Ama ortak bir yönleri daha var. Hiçbiri en önemli koltukta oturmalarına rağmen kıllarını bile kıpırdatmamış. Bunun da sorumluluğu onların omuzlarındadır. Ama görevlerini yerine getirmeyen bu kişiler, toplumun saygı duyduğu isimlerin aşağılanmasına göz yummaktadır.
Ya darbe günlükleri
Ergenekon olayının kilit isimlerinden biri de dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek. Ne gariptir ki yazdığı söylenen günlükler nedeniyle pek çok saygın isim karalanırken, Örnek ağzını bile açmıyor. Göz göre göre insanların hapislerde çürütülmesine, aşağılanmasına, hayatlarının altüst olmasına seyirci kalıyor. Acaba bunun sorumluluğunu ne kadar taşıyabilecek?
Ergenekon duruşmaları
Bu arada medyamız Ergenekon konusunu sadece sansasyonel açıdan izliyor. Oysa duruşmalar devam ediyor. Sorgulamalarda çok ilginç bilgiler çıkıyor ortaya. Örneğin Tayyip Erdoğan ve yakın mesai arkadaşları ile ilgili bir kayıttan söz ediliyor. Benim duruşmaları izleme olanağım pek yok. Ama “kafayı Ergenekon’a takan” ve “her şeyi önceden bilen” bazı kişilerin bu ifadelere dönüp bakmamaları şaşırtıcı.
Mardin’deki vahşet
Sevgili okurlar, geçen hafta bir vahşetle irkildik. Mardin’deki kanlı olay insan beyninin algılama gücünü bile aşıyor. Açıkçası olanlara hâlâ inanamıyorum. Çünkü hiçbir kurala uymuyor. Kim bilir belki de çıkarları bozulan ve bundan sorumlu tuttuklarını “topyekûn” ortadan kaldırarak işi bir terör örgütüne yıkmaya çalışan birkaç uyanığın oyunudur bu. Herkes ölmeyince plan başarısız olmuştur belki de.
Korucular konusu
Tabii bu olayla birlikte “koruculuk” sistemi de hemen hedef tahtasına kondu. Kürt sorunu adı altında PKK sözcülüğü yapan bazı çevreler hemen koruculuğun kaldırılması kampanyası başlattılar bile. Koruculuk sistemi iyi mi kötü mü kafamda net bir şey yok, ama PKK ile mücadelede işe yaradığı da kesin. Acaba bu olaydan yola çıkıp PKK’nın bir dileği daha mı yerine getirilmek istenecek diye düşünmeden edemiyorum.
Gençlerle buluşma
Geçen hafta Kanal D’de Abbas Güçlü’nün sunduğu Genç Bakış programına katıldım. Bu programın geç saatte yayınlanmasına rağmen çok izlendiğini biliyordum ama aldığım tepkiler karşısında çok şaşırdım. Çünkü öyle çok izlenmiş ki inanamadım. Ancak programa konuk olarak katılan üniversite öğrencilerinin düzeyi beni hem şaşırttı hem de çok üzdü. Bilgisi olmayan, soruları bile başkalarının yazdığı kâğıttan “okuyamayan” öğretilmiş klişeler üzerinden sözde “ajitasyon” yapmaya kalkan öğrencilerin hali yürekler acısıydı.
Semiha Şakir Vakfı
Sevgili okurlar; cumartesi günü Türkiye’nin en önde gelen hayırseverlerinden biri olan Semiha Şakir’in adına çocuklarının yaşattığı vakfın yaptığı Şakirin Camii’ni yazmıştım. Yazımın altına konan bazı yorumlara üzüldüm. Çünkü belli ki yazıyı dikkatli okumayan bazı yorumcular “Bu kadar parayla kim bilir kaç okul yapılabilirdi, camiye mi ihtiyacımız var” diye sormuşlar.
Haksızlık etmeyin
Oysa Semiha Şakir Vakfı bu camiye kadar o kadar çok okul, hastane, sağlık ocağı, çocuk yuvası, yaşlılar yurdu yaptırdı ki... Kars’ın köylerine su getirmekten, yoksullara yemek yardımına kadar da pek çok başka hayır işine imza attılar. Cami ise son eser. Üstelik bu cami kendisini dindar göstermek isteyenlerin yaptığı çirkin camilerden de değil. Tüm dünyaya parmak ısırtan, cami mimarisinde ve anlayışında devrim yapan bir cami oldu. Yani aile kendisine yakışan biçimde taçlandırdı hayır işlerini.
Koryürek’in doğum günü
Çok anlamsız bir trafik kazasıyla yitirdiğim sevgili büyüğüm Cüneyt Koryürek’in doğum günüydü 10 Mayıs. Onun can dostları Neşe Gündoğan, Barlas Hünalp, Saliha Ulaşoğlu ve Yusuf Özdamar, Cüneyt Koryürek’in doğum gününü kutlamak için, onun çok sevdiği portakallı çikolatalardan küçük bir kutu göndermişler bana da. Gözlerim yine doldu, ruhum sıkılarak ama büyük bir sevgiyle andım sevgili Koryürek’i. Bunu düşünenlere binlerce teşekkür ederim.
Hepinize iyi haftalar.
Ergenekon davasındaki üçüncü yol
Haberin Devamı

