Kim ne derse desin AKP propaganda olanaklarını kullanmayı ve kimsenin aklına gelmeyecek yöntemleri çok iyi biliyor. Bunu zamanında Hitler Almanyası’nda da iyi becerirlerdi. Yoksa Hitler dünyanın neredeyse mahvına neden olacak uygulamalara nasıl cesaret ederdi, eğer arkasında kendisini körü körüne destekleyen kitleler olmasa. Yani biraz oy alanlar bunu milli irade olarak kafamıza sokmak istiyor ya, diktatörlerin de arkasında halkın oyu vardır, neyse.
Başbakan bu müthiş propaganda yöntemleri sayesinde Nabucco törenini, iç politika açısından “fevkalade” iyi kullandı. Töreni ekranlardan izleyenler Nabucco’nun sanki Türkiye’nin önderliğinde, daha doğrusu Erdoğan’ın başkanlığında yürütüldüğünü sanmışlardır.
Pek çok okurun da dikkatimi çekmiş, Erdoğan kendisi uzun bir konuşma yaptı, ardından da “Şimdi ilk olarak Bulgaristan Başbakanı’na söz vereceğim, sonra diğerleri de birkaç dakika konuşacaklar” dedi.
Bir “moderatör” gibi davranan Erdoğan törenin de patronu gibiydi. Oysa en azından uluslararası nezaket açısından bu konuşma üslubu şık değildi.
Sanıyorum bu propagandayı düşünenler Erdoğan’ın İngilizce konuşmamasından yararlandı. Çünkü Erdoğan bu cümleleri Türkçe söyledi. Sözleri ve takındığı tavırlarla Türk halkına bir mesaj verdi.
Oysa bu sözler yabancı konuklara İngilizce olarak tercüme edildi. Ana dilleri İngilizce olmayan diğer liderler kulaklarına gelen tekdüze bir ses nedeniyle üslup ve tavrı anlamadılar.
Erdoğan bu olayla Türk halkına müthiş bir propaganda yapmış oldu.
Nabucco neden AB’nin kapısını açsın?
Medya Nabucco projesine müthiş bir destek verdi. Neredeyse tüm gazetelerin manşetleri “tarihi imza”ya ayrılmıştı. Türkiye büyük ülke olduğunu gösteriyordu dünyaya, artık Avrupa Birliği yolumuz da açılacaktı.
Çok büyük bir yatırım olan Nabucco projesi elbette çok önemli ama böyle “buldumcuk” gibi olmanın da âlemi yok. Sonuçta boru hattının içindeki ürün bizim değil, biz bundan para kazanmayacağız, borudan geçen üründen istediğimiz kadarını alamayacağız.
Biz taşımacıyız, o kadar. Boru hattının yapacağı işi on yıllardır TIR’lar yapıyor zaten. Türkiye üzerinde hareketli bir boru hattı vardı, şimdi bir de sabit olanı yapılıyor.
Haberleri izleyen de sanır ki boru hattı bizim, canımızın istediğine gaz vereceğiz, istemediğine vermeyeceğiz. Ama en komik olanı AB Komisyonu Başkanı Barosso’nun sevinci, Erdoğan’la “çak” yapması. Boru hattı bizden geçiyor diye AB’ye gireceğiz. Buna inanan ve bunu hararetle savunanlar yok mu, insan ne diyeceğini bilemiyor.
Tamam güzel proje, iş imkânı sağlanacak, önemimiz bir kere daha öne çıkacak, ama hepsi bu, abartmayın Allah aşkına.
Borunun gazı var mı?
Nabucco konusunda “zafer çığlıkları” atılırken, tabii herkesin gözü bağlı olmadığı için “Bu borudan geçecek gaz var mı?” diye soranlar da oldu.
Tamam boru döşeniyor, ama şu anda borudan gaz geçirecek ülkelerin “iyi niyetli” beyanları dışında kesin bir taahhüdü yok. Önceki günkü törende borunun geçeceği ülkelerin başbakanları hazırdı ama boruya gaz verecek olanlar yoktu. Örneğin Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev İngiltere’deydi. “Onlar mali ve teknik konular için anlaşma imzalıyor” dedi. Ama açıkçası benim gözlerim bir jest olarak da olsa “Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan” temsilcelerini aradı. Aslına bakarsanız içinde olmadığı halde bu projenin sahibi aslında ABD. Anlaşıldığı kadarıyla Avrupa’nın sadece Rusya’ya bağımlı kalmaması için alternatif bir boru hattı yapılıyor. Şu anda borulardan gaz geçip geçmemesi önemli değil, mesele Rusya’nın burnunu sürtmek. Merakım, sonuçta Avrupa ülkeleri Rusya’yla anlaşır da, biz bu bölgede Rusya ile “papaz” olursak ne olur?
Bu sevgisizlik nedir?
Bir gazete var günlük yayınlanan. Çıktığı günden bu yana tüm haber ve yorumlarıyla Türkiye’ye yönelik bir sevgisizlik sergiliyor.
Bu gazeteye göre AKP işbaşına gelinceye kadar Türkiye’de her şey çok kötüydü. Neyse ki artık iktidarda AKP var da, Türkiye biraz nefes aldı.
Tabii aklı başında insanların gülüp geçtiği bir gazete, çoğu manşeti sevgisizlik saçsa da ciddiye almanın gereği yok. Ama dünkü manşeti gördüğüm kadarıyla çıktığı günden bu yana yaptığı en ağır tahrik ve sevgisizlik örneğiydi.
Başlık şöyleydi: “Hakkariliye bir bardak çay yok.” Hakkari milletvekili Hamit Geylani Mersin Erdemli’de yanında iki milletvekili arkadaşıyla bir çay bahçesine gitmiş. Çay bahçesinin sahibi kendilerine çay servisi yapmamış.
Başlıklara bakınca sanıyorsunuz ki çay servisi bu kişiler Hakkarili olduğu için yapılmamış. Böyle düşününce de kızıyorsunuz, bu ayrımcılığın ülkenizde yapılmasından üzüntü ve nefret duyuyorsunuz.
Oysa olay öyle değil. Tipik bir kurnazlıkla asıl yaşananlar gizlenmiş. Başlıklara sevgisizlik ve tahrik çıkmış. Yazıyı okuyunca gerçeği anlıyorsunuz. DTP’nin Mersin’de bir toplantısı varmış. Geylani de bu toplantıya katılmış. Toplantıdan sonra bir çay bahçesine gitmişler. Erdemli küçük yer. Herkes ne olup bittiğini biliyor. Çay bahçesinin sahibi milletvekillerinin yanına gelip “Siz nerelisiniz?” diye sormuş önce. Geylani “Hakkari” cevabını verince bu kez “Siz DTP milletvekilleri misiniz?” diye sormuş çay bahçesinin sahibi. Adam “Evet” cevabını duyunca “Kusura bakmayın, size çay hizmeti veremeyeceğim, çünkü şehidim var, beni anlayın” demiş. Geylani önce bunun ayrımcılık olrduğunu söyleyerek itiraz etmiş ama çay bahçesinin sahibi, belli ki işi nezaketsizliğe vurmadan “Anlayın beni” diye üstelemiş. DTP milletvekilleri bunun üzerine çıkmışlar.
Böyle bir olay elbette haberdir, her gazetede yazılır. Ama manşete çıkarıp, üstelik gerçeği de çarpıtarak “Türkler Hakkarililere çay bile vermiyor” havası yaratırsanız ben de en azından mesleki iyi niyetten şüphe ederim. Bu olay tamamen münferit bir olaydır ve asla genellenemez. Türkiye’de şehit cenazelerinde bile bir tek Kürt vatandaşın burnu kanamadı bugüne kadar. Ne yazık ki kendilerine liberal süsü verenler AKP’ye hizmet yolunda gözlerini öylesine kararttılar ki, Türkiye sevgisizliğini bu kadar açıkça göstermekten bile çekinmiyorlar.

