Beklenmedik bir anda yapılan “üçlü zirvede” bir karar alındı mı? Yansıyan haberlere göre somut bir karar yok.
Ancak son günlerin siyasetini yakından izlemeyenler bile herhalde bu görüşmede Meclis Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin konuşulduğunu anlayacaktır.
Seçim zaferi kazanan Tayyip Bey’in iki önemli baş ağrısı var. Biri Bülent Arınç diğeri de Abdullah Gül.
Erdoğan seçim sonuçlarının ne anlama geldiğini bana göre diğer iki isimden daha iyi okuyor. Tayyip Bey arkasındaki desteğin, aslında zihniyetlerine değil, istikrara, şimdilik iyi çalışmaya, diğer partilerin beceriksizliğine, halkın cebini düşünmesine dayandığını çok iyi biliyor.
Bu nedenle aykırı davranması halinde bu desteğin önemli bir bölümünün çok kısa sürede geri çekileceğini de kavramış durumda.
Böyle olunca hem Arınç’ın hem de Gül’ün bir tür dayatma modeli ile etkin konuma gelmelerini istemeyecektir. Çünkü böyle olması halinde gerginliğin artacağını hesaplamaktadır.
Peki neden gerginlik başlayacaktır? Genelkurmay Başkanı’nın “12 Nisan’da söylediklerimizin arkasındayız” sözleri ister istemez yeni bir tartışma başlattı bile.
Demokrasiye uysun ya da uymasın, Abdullah Gül’ün sanki hiçbir şey olmamış gibi Cumhurbaşkanı olmak istemesi askeri rahatsız edecektir. “Asker rahatsız olmasın diye seçim zaferi kazanmış bir parti taviz mi versin?” itirazları yükselebilir.
Doğrudur ama ortada bir de gerçek var. Eğer bütün karşı çıkmalara rağmen ille de Gül adı üzerinde direniş gösterilecekse bir şey söyleyemem. Ama Avrupa Birliği de, ki neredeyse Türk silahlı Kuvvetleri’nin lağvedilmesini bile talep edecek kadar ileri gidebiliyor, Cumhurbaşkanlığı konusunda gerginlik çıkmaması için tavsiyelerde bulunuyor.
O halde ortada bir sorun olduğu kesin ve bunu çözecek isimlerin en başında bizzat Abdullah Gül geliyor.
Eğer Gül, kamuoyunda da hayal kırıklığı yaratan “Cumhurbaşkanı olmak hırsından” kendini kurtarabilirse hem ülkede gerginlik çıkmasını önleyecek hem de Tayyip Erdoğan’ın elini birden rahatlatacaktır.
Anlaşıldığı kadarıyla yeni haritayı iyi inceleyen ve hazmeden Erdoğan yoluna daha güvenle ve kimseyle kavga etmeden devam etmek istiyor.
Arınç ve Gül’ün dayatmalarına fazla kulak asmayacağı izlenimi de veriyor. Ancak sonuçta bu üçlü yıllardır kader birliği etmiş yakın arkadaşlar. Bu nedenle Erdoğan baskı altında duygusal kararlar vererek eskiye dönebilir.
Bu, Türkiye için de iktidarın geleceği için de tehlikeli olur.
Nasıl olsa gidecek
Seçimlerden çok kısa bir süre önce Türkiye ile İran arasında doğalgaz konusunda bir taslak anlaşması yapılmıştı hatırlayacaksınız. Bu taslak önce sanki büyük bir anlaşma gibi sunulmak istenmişti kamuoyuna. Ama hemen arkasından bunun henüz tartışılma aşamasında olduğu anlaşılmıştı.
Buna karşın Amerika anında harekete geçerek Türkiye’nin böyle bir yatırıma asla kalkışmaması gerektiğini bildirmişti.
İşte o günlerin sıcaklığında Amerikan Büyükelçisi Enerji Bakanı ile görüşmek istemiş. Ancak bakan seçim döneminin en hareketli günlerinde olduklarını söyleyerek “benimle görüşecekse Ordu’da da olacağım, oraya gelebilir” mesajı göndermiş.
Bu görüşmeden önce Enerji Bakanlığı Müsteşarı, Amerikan Büyükelçisi’ne “Ne diye böyle peşinde dolaşıyorsunuz, seçimden sonra kendisi artık bakan olmayacak ki” demiş. Bu söz de duyulmuş. Seçim zaferinden sonra Enerji Bakanı bir iyilik düşünmeye başlamış bile.
Abdüllatif Şener neden DP’ye başkan olsun?
Seçimden ağır bir yenilgiyle çıkan DP Mehmet Ağar’ın da istifasıyla tıpkı başı kesik tavuk gibi oradan oraya koşturuyor.
Önce Çiller faktörü atıldı ortaya. Tansu Hanım “olmaz” da demiyor “olur” da demiyor. Belli ki şartların biraz daha olgunlaşmasını bekliyor ve hatta “Biz ettik sen etme, ne olur geri dön” şarkısının söylenmesini istiyor.
DP’nin kurmayları da Abdüllatif Şener’in kapısını çaldılar ve “Gel başımıza geç” dediler. Şener bunu şimdilik kibarca geri çevirdi..
Zaten Şener DP’nin başına geçmez. Kendisini böyle bir riske atmaz.
Şener çok radikal bir karar vererek iktidar partisini bırakan bir siyasetçi. Üstelik bıraktığı güne kadar, ki bakanlık görevi hâlâ sürüyor, AKP için çalıştı. Sadece bazı konularda görüş ayrılığı olduğunu ima etti ve sonunda politikayı bıraktığını açıkladı.
Şener’in politik bir hırsı ve hevesi olsa iktidarı bırakmazdı. Ayrıca partisinden de “bayrak açarak” ayrılmadı. Bu durumda iktidarı bırakıp, adeta bitmiş bir partiye gidip yepyeni ideallerle ortaya çıkması bana mantıklı gelmiyor.
Bu nedenle DP’lilerin niyetini biraz akıntıya kürek çekmek olarak gördüm haberi duyduğumda.
Ayrıca “kurtarıcı” olarak bugüne kadar yıkmak için çaba harcadığınız bir partinin en tepesindeki 4 kişiden birine sarılmak da siyaseten ne kadar doğru olur, bunu da düşünmek lazım.
Başta söylediğim “DYP başı kesik tavuk gibi koşuyor” deyimi yanlış mı?
Sonra da hediye
Bir seçim hikâyesi dinledim. AKP bu seçimlere o kadar iyi hazırlanmış ki, vatandaşa hediye verme faslı seçimden sonra da sürmüş meğer. Dinlediğim olay İstanbul Bahçeşehir’de geçiyor. Emekli bir vatandaş, eşiyle birlikte oyunu kullandığı okuldan çıktıktan sonra önüne biri kız bir erkek çıkmış ve çok kibar biçimde “Kime oy verdiniz?” diye sormuş. Vatandaş önce biraz bozulmuş ama “bakalım ne olacak?” diye düşünüp “CHP” demiş. Gençler “Hayırlı olsun, çok teşekkürler” demiş. Ama soruya muhatap olan karı koca orada biraz oyalanmış. Aynı gençler başkalarına da aynı soruyu soruyorlarmış. Biraz izleyince anlamışlar ki bu gençler “AKP’ye oy verdim” diyenlere sandviç ve ayran ikram ediyor.
Yani AKP seçimden önce hediyeye boğduğu seçmenleri hemen oy verdikten sonra bile boş bırakmamış. İşin sırrı belki de burada yatıyordur. Buradaki tek merak konusu ise “Tüm bu değirmenin suyunun nereden geldiği.”
Erdoğan duygusal karar vermemeli
Haberin Devamı

