En tepeye “uzanma” tezgahı

Haberin Devamı

Ergenekon adı verilen çete ile ilgili yazmamamın nedenini pazartesi günü birkaç cümle ile açıklamıştım. Çünkü adı geçen kişilerin bir araya gelmesiyle bir terör örgütü kurulamayacağını, hele hele darbe yapacak bir cuntanın oluşturulamayacağını aklı başında herkes anlardı.

Ergenekon olayına ilk günden beri “kuşkuyla” yaklaştım. Çünkü burada asıl amacın başka olduğunu “hissediyordum.” Neydi bu his? Bir çeteden yola çıkarak özellikle liberal ağızlardan “darbe” söylentileri yaymak ve bunu da ordunun en tepesine bağlayarak askeri iyice pasif hale getirmek.

Anladığım kadarıyla aylardır sürdürülen propagandalar ve “ince” çalışmalar sonucu çete ile ordunun en tepesini ilişkili hale getirecek bağlantının “tezgahı” yapıldı. Nedenini hemen söyleyeyim. Önceki gece Ergenekon çetesi kapsamında tutuklanan kişilerden biri Genelkurmay’a çok yakın olduğunu her yerde söyleyen biri. Bu kişi geçmişiyle de bugünkü ilişkileriyle de çok dikkat çekici biri. İçinde birkaç emekli generalin de bulunduğu bir derneği fiilen yönettiğini söylüyor.

Aslında hiçbir hükmü olmayan bu kişi nedeniyle yakında “İşte çetenin ordunun tepesiyle bağlantısı” başlıkları görebiliriz bazı medya organlarında.

Peki gerçekten böyle bir bağlantı olabilir mi? Asla mümkün değil. Ama canımı sıkan şu: Askerin tepe noktalarında oturanlar bu kişinin zevzekliğini biliyorlar. Bazı emekli generalleri yönlendirdiğinden de haberleri var. Ciddiye almamaları, bu kişiyi adam yerine koymaları ve bu zevzekliğin devamına izin vermeleri şimdi iktidar yandaşlarının eline büyük koz verecek.



***




En iyi Hasan Abi bilir

Sevgili Hasan Abi; Ergenekon çetesiyle birlikte aylardır “darbe” ve “cunta” lafları kapladı ortalığı. İyi de tutuklanan bu isimler gerçekten bir darbe yapabilir mi, bir cunta oluşturabilir mi? İşte bunu en iyi sen bilirsin Hasan Abi.

Son zamanlarda Ergenekon çetesiyle ilgili çok yazı yazdın, sonuna kadar gidilmesini, devleti ele geçiren çetelerin, cuntaların tamamen ortaya çıkarılmasını istedin.

Ama Allah aşkına elini vicdanına koy. Geçmişini düşün. Gerçekten “cuntacı” olduğun günleri gözünün önüne getir. Arkasında silahlı güç olmayan cunta olur mu? Üniversite hocasından, gazeteciden, mafya artığından, emekli olmuş birkaç subaydan, kuyumcudan oluşturulacak bir cunta hangi gücü kullanarak iktidarı zorla ele geçirecek? 1970’de içinde bulunduğun cunta hareketinin gücünü bir hesapla. Zırhlı tugay vardı mesela, hava kuvvetlerinden komutanlar işin içindeydi, tank taburu da destek veriyordu. Şimdi bu tutuklanan isimlerin arkasında böyle bir güç olacağını aklın kesiyor mu?

Allah aşkına Hasan abi, milletin kafası daha fazla karışmadan, şu cunta nedir, nasıl kurulur, nasıl başarıya ulaşır veya hüsrana uğrar deneyimlerine dayanarak bir anlatsan da halkın gözü açılsa.



***




Yıldırım çarptı

Savcı üç cesedi incelemek üzere morga gitmiş. Üçününde yüzünde tebessüm olduğunu görünce merak etmiş ve neden hepsinin güldüğünü sormuş. Morg görevlisi birincinin Milli Piyango’yu kazandığından ikincinin ise oğlu olduğundan, sevinirken kalplerine yenik düştüklerini anlatmış.

Sıra vücudu kömür gibi olmuş Temel’e gelmiş. Savcı daha da merakla, “Bu neden ölmüş?” diye sormuş. “Efendim, buna yıldırım çarptı” diye cevaplamış morg görevlisi. “Peki neden gülümsüyor?” diye sorusunu devam ettirmiş savcı. Aldığı cevap: “Fotoğrafını çekiyorlar sanmış.”



***




Yüksek bir mevkiye yerleşen alçak bir kişiden daha kötü bir şey olamaz. Claudianus



***




Bu yardımla seçim kaybedilmez

Gökçek’le gezerken kafamda hep aynı soru var. Tüm bu hizmetlerin kaynağı ne?

Gökçek’e “Siz devlet içinde devlet olmuşsunuz. Yaptığınız bütün bu hizmetleri aslında devlet yapmak zorunda. Üstelik bunlar Anayasa’da da yazılı” dedim.

Gökçek “Neden, yoksula yardım etmekle yanlış mı yapıyoruz? Diğerleri de yapsın, tutan mı var?” diye sordu. Ben de “Hayır ama yapılan bu yardımlar aslında devletin yardımı niteliğinde, yani bunda yardımı alanın da katkısı var. Siz devletin gücünü kullanıyorsunuz, diğer partilerin böyle bir imkanı yok ki. Ama sıra seçimlere gelince bu yardımların sizden geldiğine inanan halk oyunu size verecek. Burada haksız rekabet var” dedim.

Yardımlar konusunda Gökçek’le aynı fikirde olmak mümkün değil. Çünkü o bunun kaynağını, haksız rekabete yol açtığını düşünmüyor bile.

Bu arada Gökçek Ankara’da yardıma muhtaç bir tek kişinin bile atlanmadığını ve evine erzak götürüldüğünü anlatarak bir olayı da şöyle anlatıyor: “Geçenlerde Başbakan gezerken 9 çocuklu bir vatandaş hiç yardım alamadığını söylemiş. Başbakan da bana sordu. Ben de (Mümkün değil, olsa olsa Ankara’ya yeni gelmiştir) dedim. Sonra adamı buldurdum. Gerçekten de Ankara’ya geleli bir ay olmuş. Yani asla atlamayız.” Böyle bir teşkilat işte. Bu durumda seçim kaybetmesi mümkün mü?

Peki bir gün gelir de ekonomik kriz çıkar ve bu yardımlar yapılamazsa ne olacak? Bu soruya Gökçek gülerek “Öyle şey olmaz” diyor. İyi, bakalım göreceğiz. Yardımlar kesilirse o halkın Gökçek’i sopayla kovalayacağını bilmemek akılsızlık olur.



***




Her şeyi yapabilirsin, yeter ki başını ört

Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Bel-Pa’da çıkan skandal bir başka gerçeği daha ortaya seriyor. Daha önce yaptığı belediye başkanlığı sırasında “görevi kötüye kullanmak” suçundan 11 ay, “zimmetine para geçirmekten” de 1 ay hapis cezası bulunan bir kişi Bel-Pa’nın başına oturtuluyor. Melih Gökçek bunu nasıl yaptı bir sormak lazım. İkincisi, bu kişinin hem imam nikahlı karısı var hem de sevgilisi. Çifte zina yani. Ama bakıyorsunuz bu kadınlar türbanlı. Bir tarafta “saçın bir telinin görünmesinden” bile sakınılan bir ahlak anlayışı, öte tarafta çifte gayrı meşru bir yaşam. Üstelik bunu bir de “aile içi” sorun diye sunmaya kalkışıyorlar. Türbanı “özgürlük” olarak savunanlar bunu kastediyor herhalde; “Türbanı başına taktıktan sonra istediğini yapabilirsin” anlayışı yani.

DİĞER YENİ YAZILAR