AKP’lilerin ve onlara destek olan kimi liberal çevrelerin çok sarıldığı bir söylem var: “Biz bugüne kadar hep itildik horlandık. Bize Türkiye’nin zencileri muamelesi yapıldı. Ama artık bu durum değişti. Türk halkı elitlerin baskısına karşı başkaldırı içinde. Düzen tamamen değişiyor.”
Çok yanlış bir tanımlama değil bu. Maalesef kendileri gibi olmayanlara karşı biraz hoyrat davrananlar çıktı uzun yıllar boyunca. Özellikle “Cumhuriyet nesli” olarak yetişen bir kesim, aldığı eğitim ve kültürle, bilgi ve görgüsüyle sıradan vatandaşlara karşı kendini daha üstün görmedi değil.
Gerçi çok da haksız değildiler. Çünkü bir tarafta yükselen Türkiye ve idealleri, öte tarafta bu hızlı gidişe bir türlü ayak uyduramayan ve uydurmak da istemeyen bir halk kesimi.
Hesaplanmayan, nüfus artışıydı belki de. Ve bir de köyden kente göç. Bu iki akım birleşip bir de üstelik kent yaşamının olanaklarının kullanımı sayesinde “Demokrasi olduğuna göre biz de yönetebiliriz” hırsıyla sömürülünce ortaya “Öteki Türkiye’nin” gücü çıkıverdi.
Bu kötü bir şey değil elbette. Sorun “demokrasinin nimetlerinden yararlanarak” varlık mücadelesi verenlerin önemli bir kesiminin ülkeyi bilgi, akıl, kültür, estetik ve mantık süzgecinden geçirerek değil de, bunların hiçbirine değer vermeden, taklit ederek yönetme sevdasında..
“Onlar ne yapmıştı ve neyi yapamamıştı” odağından hareketle “ülkenin asıl sahibi” duygusuna kapılıp her şeyi cilalayan ama ülkeyi bir adım ileri götüremeyen bir anlayıştır bu.
Evet binalar yükselebilir, yollar ışıl ışıl hale gelir, birileri çok para kazanır, ama o kadar. Her şey aslında üstünkörü olduğu için anlık başarılar kalıcı sanılır, sonra da büyük hayal kırıklığı yaşanır. Türkiye’nin geleceği konusundaki tek endişem bu.
İşte bu mantıkla hareket edenler, “zencilerin gücü” adına ortaya bir elitler lafı attılar. Türkiye’de elitler vardır, bunlar bugüne kadar herkesi hor görerek ülkeyi yönetmişlerdir, ama halk uyanmıştır.
Bölücülüğün ve mantıksızlığın dik alasıdır bu.
Elit nedir ona bakalım önce: 1- Benzerleri arasında niteliklerinin yüksekliğiyle göze çarpan, üstün, mümtaz, güzide, mutena. 2- Bir toplumda saygın ve etkin mevkilerde bulunan ve toplumun eğitim, ekonomi, siyaset, askeriye, din, sanat vb. alanlarıyla ilgili etkinliklerin denetimini elinde tutan (kişi veya grup) 3- Seçkin.
“Elitler” diye aşağılık duygusu kompleksi ile bölücülük yapanlar elit kavramına tamamen aykırı olduklarını kabul ediyorlar böylelikle. Ve ortaya “avam elite karşı” gibi bir durum çıkıyor. Oysa demokrasi sayesinde gücü ele geçiren ve kendilerini “zenci” kabul edenlerin “elit” diye küçümsedikleri kişiler aslında gerçekten elit mi? Yoksa AKP’ye muhalefet eden herkesi içine alan bir “aşağılayıcı” tanım mı bu elit?
Kendilerini asla elit kabul etmeyenlerin ve hatta etmemek için direnenlerin ülkeyi yönetmesinin ne kadar yararı olur bir düşünün. Bu nasıl bir anlayıştır ki sadece günü kurtaran ama gelişmek, ilerlemek, çağı yakalamak için gerçeklerden kaçmayı tercih eder?
Gürcistan Türkiye’de zırh yaptırıyor biz ise Almanya’dan alıyoruz
Bir garip ülkeyiz. pazar günü Sabah Gazetesi’nin birinci sayfasında “Gürcü lidere zırhlı oto Ankara’dan” başlıklı bir haber vardı. Habere göre Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili Mercedes marka makam otomobili ile korumalarının 5 aracı Ankara’da zırhlanıyormuş.
Demek ki bir devlet başkanını koruyacak nitelikte zırhlama yapılabiliyor ülkemizde. Oysa aynı Türkiye 30 Ağustos’ta emekli olacak Genelkurmay Başkanı için Almanya’dan 1 milyon liraya son model ve çok lüks bir zırhlı otomobil alıyor. Benzer bir otomobil de Meclis Başkanı için alınmıştı.
Ruslar nedeniyle “can korkusu” taşıyan Saakaşvili Ankara’da yapılan zırha güvenirken, Türkiye bu konuda belli ki aynı fikirde değil.
Bu haber de gösteriyor ki, gerek emekli olacak Genelkurmay Başkanı gerekse Meclis Başkanı altlarındaki makam araçlarını geri vermek zorunda. Yine lüks bir otomobil alınır, Ankara’da zırhlanır, mesele bu kadar basit.
Milletin vicdanı ile bu kadar oynanmamalı.
Sanki anlaşmışlar gibi
İki gecedir Gazi Mahallesi’nde olaylar sürüyor. Kimi yasa dışı örgüt militanları ile polis arasında molotoflu, panzerli çatışmalar çıkıyor. Yazılı basın belli ki “terör yararlanmasın” mantığı ile bu haberleri eskisi kadar ayrıntılı duyurmuyor okurlarına.
Ancak burada çok dikkatimi çeken bir nokta var. Birkaç gün önce yine aynı mahallede Hollanda’da ölen DHKP-C lideri Dursun Karataş’ın cenaze töreni vardı. Herkes cenazede olay çıkmasını bekliyordu. Oysa cenaze töreninde tek bir olay bile çıkmadı. Cenazeden bir gece sonra ise olaylar patlak verdi.
Karataş’ın cenazesinin kaldırıldığı gün İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad İstanbul’daydı ve görülmemiş güvenlik önlemleri alınmıştı. Gazi Mahallesi’ndeki polis sayısı da azdı bu nedenle. Ve polis cenaze töreni boyunca hiçbir müdahalede bulunmadı.
İnsanın aklına ister istemez bir anlaşma yapılmış gibi geliyor. Sanki polis cumartesi günü “Kuvvetimiz az, size hiç müdahalede bulunmayacağız, siz de fazla taşkınlık yapmayın” dedi de mahalledeki teröristler buna uydu. Şimdi polis sayısı çoğaldı ve gösterilere müdahale ediyor, olaylar da bitmiyor.
KEY için cep telefonu
Sayın Can Ataklı Köşe yazılarınızı takip eden bir okuyucunuzum. Size babamın başına gelen bir olayı anlatmak istiyorum. Ziraat Bankası Mersin şubesinde KEY ödemesi için bilgilerini veren babama memur cep telefonu numarasını sormuş. Babam da cep telefonu kullanmadığını belirtmiş. Bunun üzerine memur bu durumda KEY ödemesini yapamayacağını belirtmiş. Memur daha sonra da babamla neden cep telefonu kullanmadığı konusunda tartışmış. Sonuçta zorla da olsa annemin cep telefonu numarasını kabul eden memur parayı vermiş. Nasıl bir uygulamadır bu? Soruyorum size? Teşekkürler. (B. G.)
NOT: Pek çok yerde kimlik bilgileri arasına cep telefonu numarası da koydular. Ancak cep telefonu olmadığını beyan edenlere bunu dayatmak da yanlış harhalde.
Kapıcı
Yıldırım Tuna’dan bir fıkra: Temizlikçi kadın ilkokul diploması almak için sınava girer. Tabiat bilgisindeki sorulara şu karşılıkları verir:
- Mide ne iş yapar? “Sindirim yapar.”
- Akciğer ne iş yapar? “Solunum yapar.”
- Kalp ne iş yapar? “Dolaşım yapar.”
- Beyin ne iş yapar? “Kapıcılık yapar efendim.”
Bütün insanları kendine dost etmek imkânsızdır. Düşman olmasınlar yeter. Seneca

