Enerji Bakanı göğsünü gere gere “5 yıldır elektriğe tek kuruş zam yapmadık” diyor. Çok güzel de, şu anda yapılan zam ne kadar? Resmen yüzde 20. Ancak ekonomi uzmanları bu zammın uygulanmasının halka yüzde 24 olarak yansıyacağını söylüyorlar.
Aynı şekilde yıllardır zam yapılmayan doğalgaz da bir anda zamlanıverdi. Onun da oranı yaklaşık yüzde 18.
Zam haberleri ürkütür ama hemen acıtmaz. Hele bu ay geçsin, hatta şubatın sonu gelsin siz yükselen feryatları duymaya başlayacaksınız. Millet her ay ödediğinin dörtte biri fazla elektrik faturaları ile karşılaşınca yüzünün rengi ne olacak merak ediyorum.
Oysa popülist amaçlarla 5 yıldır elektriğe zam yapmamak yerine her yıl makul zamlar yapılsa milletin sırtına bir anda büyük bir yük bindirilmemiş olurdu.
Bunun yanı sıra sayın Enerji Bakanı zam yapılmamasını nasıl sağladıklarını da açıklamalıdır. Eğer formül bulunup da bir mal veya hizmete zam yapılmıyorsa bu mutlaka bir yerden karşılanmış demektir. Ayrıca bir şeye zam yapılmayabiliyorsa bu diğer mal ve hizmetlere de uygulanabilir.
Gerçi belli ki Sayın Bakan’ın elinde bir formül yok. Bu nedenle 5 yılda yapılmayan zammı bir kerede üstelik beş yılda yapılması gerekenin çok üzerinde yaptı.
Umarım bu beş yılın faturası başka alanlarda da ağır biçimde önümüze çıkmaz.
Zenginler zenginliklerini bilmeli
Haberi Hürriyet’in ekonomi sayfasında gördüm. Dünyaca ünlü zengin birkaç ismi sıralamışlar. Ortak özellikleri zenginliklerini gerektiğini gibi yaşamamaları. Örneğin 16 milyar dolarlık serveti olan Wal Mart’ın sahibi 15 yaşındaki bir kamyonet kullanıyormuş makam aracı olarak.
20 milyar dolar servetli Richard Kinder uçaklarda ekonomi sınıfında uçarmış. İngiliz milyarder John Caudwell 15 kilometre uzaktaki iş yerine bisikletiyle gidermiş.
Tabii ki bunlardan da zevk alabilirler, ama bunlar bana çok suni geliyor. Zenginliğini adam gibi yaşamayanlar yüzünden ortaya hak etmedikleri halde zenginler gibi yaşayanlar çıkıyor. Bu bence daha trajikomik.
Yıllar önce çok ünlü bir iş adamıyla bir yurt dışı seyahatinde tesadüfen uçakta yan yana düştük. İkimiz de ekonomi sınıfta oturuyoruz. Ona “Siz neden Business’de oturmuyorsunuz?” diye sordum. Uzun bir konuşmanın ardından özetle şu görüş çıktı ortaya: “Böylesi daha iyi, hem imaj olarak da yararlı oluyor.”
Oysa aynı iş adamı örneğin İstanbul Londra yolunda ekonomide giderken, Londra Los Angeles arasında koltukları tamamen yatan First Class’ta gidiyordu. Demek ki Türkiye çıkışındaki ekonomi bileti tamamen popülizm.
O zaman şunu söyledim: “Bu yaptığınız aslında haksızlık. Dünyanın bütün uçaklarında sizin gibi zenginler için ayrı bölüm düzenliyorlar. Siz daha şirin gözükmek için ekonomi bileti alınca en azından bir yolcunun hakkını gaspediyorsunuz. Siz buradasınız, Business’te boş yer var. Ama alanda da yer olmadığı için uçağa binemeyen bir yolcu.” İş adamı “Böyle düşünmemiştim” karşılığını vermişti.
Enver Aysever
SKY Türk televizyonunda “Aykırı Sorular” programını hazırlayan Enver Aysever’i büyük beğeni ile izlediğimi söylemek istiyorum.
Aysever alışık olmadığımız biçimde konuklarına sayısız soruyu hiç takılmadan, yoruma açık olmadan soruyor. Cevaplardan da çok sayıda soru üreterek en sıkıcı olabilecek konukları bile dinlenir, izlenir hale getiriyor.
Ekranda güzel şeyler görünce içimden yazmak geliyor.
Yabancı İstihbarat
Başbakan’ın Beyaz Saray’da Başkan Bush’la görüşmesinden çok önemli bir sonuç çıkmıştı. Buna göre Amerika PKK terörüne karşı Türkiye’ye yardım edecekti. Bugüne kadar PKK’ya karşı gözü kapalı olan Amerika “her nedense” fikir değiştirmişti.
Bu yardımın en temel maddelerinden biri de “istihbarat paylaşımıydı.” Yani Amerikan uyduları PKK’lıların yerini tespit edecek ve bize bildirecekti.
Nitekim öyle de oldu. Başta hükümet olmak üzere, askerler sevinç içinde bu istihbaratların değerlendirildiğini açıkladılar. Medya da neredeyse tam sayfa haberlerle “Amerika gösterdi, Türk askeri vurdu” başlıklarını kullandı. Bunları hep üzülerek okudum. Bekledim ki asker “Hayır asıl istihbaratı biz yaptık, Amerika sadece hava sahası konusunda bize destek verdi” desin. Demedi, demek ki haberler tamamen doğruydu.
O günlerden beri içimde tuhaf bir merak var. Acaba diyorum kendi kendime, dünyanın hangi ordusu bir başka ülkenin verdiği bilgiler doğrultusunda savaşır. Hatta bununla da yetinmeyip bunu bir kahramanlık gibi sunar.
Başkasından aldığınız istihbaratla savaştığınızda başınıza çuval geçirilmesine de pek karşı çıkamazsınız o zaman değil mi?
Doğru yolda yürüyen topal, yolunu şaşıran bir koşucudan daha önce hedefine varır.Bacon
Bedri Baykam’dan Fenerbahçe destanı
Sanatçı takım da tutunca bir başka oluyor. “Hasta” Fenerbahçeli olan Bedri Baykam geçen yılın sonunda Fenerbahçe’nin 100. yılı nedeniyle yaptığı eserleri önce 1907 tribününde sergilemişti.
Gidip göremedim. Geçen hafta Baykam’ın Taksim’deki Piramid Sanat Galerisi’ne uğradım. “Efsane’nin yüzyılı” sergisini uzun uzun gezdim. Baykam gerçekten çok çaba harcayıp ortaya çok güzel eserler çıkarmış.
Uyguladığı teknikle Fenerbahçe’nin tarihinden bu yana herkesin sevdiği ünlü isimleri aynı tablolarla bir araya getirmiş. Bunun yanısıra ilk kez yaptığı üç buutlu tablolarla da sergisine bir renk katmış. Gerçek Fenerbahçelilerin, eğer statta göremedilerse Piramid Sanat’a gidip bu tabloları görmelerini tavsiye ederim.
Muhafazakâr
Son zamanlarda aslında iktidarı pek benimsemeyen ama zorunlu olarak destek verenler arasında ilginç diyaloglar oluşmaya başladı. Geçenlerde bir yemekte iş adamlarından biri iktidarı övmeye başlayınca, bu kişinin gerçek görüşünü bilen bir başkası atıldı “Muhafazakârlaşma lan.”

