Ekonomiyi o “dürüst olmayan” kredi kartı mağdurları ayakta tuttu

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan Eskişehir’de yaptığı konuşmada aynen şunları söyledi: “Kusura bakmasınlar kredi kartının mağduru olmaz. Kredi kartı sebebiyle borçlananlar olur. Onlara da dürüst gözüyle bakmam. Fazlasını kullanma. Bunları bağışlayın, diyorlar. Alın teriyle kazananın hakkı ne olacak.”

Başbakan’ın sözlerindeki “Onlara dürüst gözüyle bakamam” cümlesini çıkarın, bir mantık hatası yok. Ekonomi için son derece geçerli bir ifade.

Ancak Türkiye’de durum farklı. İktidar ekonomiyi iyi gösterebilmek adına yaptığı uygulamalarla halkın bir bölümünü “bilerek ve isteyerek” kredi kartı mağduru durumuna düşürdü.

Öncelikle şunu söylemek gerek: Türkiye’de geçtiğimiz 5 yıl içinde kredi kartı almak kadar kolay bir şey yoktu. Ara sokaklardaki işportacıları kovalayan belediye zabıtaları, neredeyse her sokak başına bir işporta tezgâhı kurup gelene geçene kredi kartı veren bankalara karşı hiçbir şey yapamadı.

Kredi kartları bir imza karşılığında verildi, anında kullanıma açıldı.

Doğrudur, herkes “ayağını yorganına göre uzatacak” ve gelirini aşan harcamalardan kaçınacak. Ama lütfen elinizi vicdanınıza koyun. Hepimiz insanız. Hangimiz sadece tüketime yönelik adeta beyin yıkayan propagandaların etkisi altında kalmayız.

Hangimiz dünyanın hiçbir yerinde görünmeyen 24 aya kadar varan taksitlendirmelerin cazibesine kapılmayız.

Hangimiz çok sıkıştığımızda efelenip “Borç yiğidin kamçısıdır” demeyiz. Ve yine elimizi vicdanımıza koyup söyleyelim; eğer bu kartların cazibesine kapılıp da 43 milyon kredi kartıyla milyarlarca liralık alışveriş yapmasaydık, kriz öncesi ekonomi söylendiği kadar parlak olabilir miydi? Tehlike için o zaman çok kişi uyarmıştı, ama ne iktidar ne bankalar aldırmadı bile. Halk tüketime teşvik edildi, borçlara da yüksek faiz uygulandı. Biliyor musunuz ki kredi kartı faizleri yıllık yüzde 70’lere varıyor.

Elbette herkes borcunu son kuruşuna kadar ödeyecek. Elbette gerekirse evindeki eşyasını, altındaki arabasını, televizyonunu belki de evini haciz memurlarına teslim edecek. Bu halk borcuna hep sadık kalmıştır.

Ama bu halk kredi kartı mağduru edilmiştir, bu gerçeği de kimse örtbas etmesin. Hele Başbakan’ın “Onlar dürüst değil” sözleri yüreklere saplanmış bir hançer gibidir.

*****


Acun’a tebrikler

Basit bir şans yarışmasını sevgi dolu tavırları ve esprileriyle Türkiye’nin en çok izlenen programı haline getiren Acun Ilıcalı gerçekten harikalar yaratıyor.

Eğitim imkânını güçlükle bulan çocuklarla özürlülere olan duyarlılığını hemen her programında gösteren Acun Ilıcalı Pazar gecesi milyonlarca lira bağış toplayarak bir rekor kırdı. Canlı yayında neredeyse Türkiye’yi uyutmayan ve engelliler için bağış toplayan Acun Ilıcalı bir kere daha halkın gönlündeki en güzel yere oturdu.

Bu arada engelli çocuklar için yıllardır büyük çabalar harcayan Yavuz Kocaömer’in, kimi kötü niyetliler tarafından eleştirildiğini ve engellenmeye çalışıldığını öğrenmek çok üzücüydü.

TESYEV, Türkiye’nin en iyi hizmet veren vakıflarından biri. Böyle bir vakfın “yolmaya alışmış” kimileri tarafından eleştirilmesi elbette kimsenin umrunda bile olmaz. Acun Ilıcalı böyle yararlı bir vakfa destek verdiği için de ayrıca alkışlanmalı.

*****


Hep gelen mesajlardan biri

Güneydoğu’da vatani görevini yaparken hayatını kaybeden Mehmetçikler ikiye ayrılıyor. Eğer bir çatışmada, baskında, mayın patlamasında ölüyorsa şehit statüsüne alınıyor. Bunun dışındaki ölümler ise sıradan kabul ediliyor. Ama olan ailelere oluyor.

Bu konuda çok sık aldığım mesajlardan birisini sizlerle paylaşmak istedim:

“Sayın Can Ataklı; Ben İzmir’den İsmail Gencer. Şehit kardeşiyim. Abimi OHAL bölgesinde görev dönüşü askeri aracın kaza yapması sonucu kaybettik. (Er olarak görevini yapıyordu.) Bu sebepten dolayı devlete iş başvurusunda bulundum fakat terörle mücadelede olmadığı için kabul edilmedi. Bizler İzmir’de şehit aileleri olarak bir dernek çatısı altındayız ve benim gibi şehit kardeşi, şehit eşi olan arkadaşlar var. Devletimiz onlara iş vermiş fakat benim gibi olanlarda bu haktan yararlanamamış. Sizden ricam bizim gibi olan insanlara yardımcı olabilir misiniz? Ben üniversite mezunuyum hâlâ bir işim yok, her geçen gün annemin babamın gözleri önünde eriyorum. Benim gibi olan ve çocuğuna bakmak zorunda olan şehit eşleri de var. Lütfen bu konu üzerinde durun çünkü siyasilerin şehit ailelerine söz verdiği

“Şehitlik Kanunu “halen çıkarılmadı. İlginize şimdiden teşekkür ederim.”

*****


Alt tarafı geyik muhabbeti

Pazar günü kimi okurlardan gelen mesajları okurken güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Çünkü her Pazar yaptığım gibi bu haftanın Pazar köşesini de mizaha ayırmıştım.

Galatasaray’ın Hamburg’da aldığı başarılı sonuçtan sonra final yolunun gözükmesi üzerine, özellikle Fenerbahçelilerin aralarında çok yaptığı bir “geyik muhabbetini” köşeme taşıdım.

Bu geyik muhabbeti bir süredir yapılıyor ve inanın pek çok kişi Galatasaray’ın finale çıkmasından çok, bu maçın Fenerbahçe stadında oynanacak olmasını diline dolamış durumda.

Hatta, eğer dikkat ettiyseniz, Hamburg maçından sonra bir çok gazetenin birinci sayfasında “Şükrü Saracoğlu’na bir adım daha” başlıkları vardı. Demek ki daha önemli olan maçın oynanacağı stat.

Ben de işi gırgıra vurup, “hasta” bir Fenerbahçeli’nin Galatasaray’ın muhtemel bir final oynaması halinde neler hissettiğini yazdım. Eğlence olsun diye.

Nitekim pek çok okur bu gırgır yazıyı bu anlamda okudu ve güldü, kimi mesaj atarak daha da gırgır şeyler söyledi. Kimi Galatasaraylılar da beni ve “hasta” Fenerlileri iyice delirtecek hayli esprili mesajlar gönderdiler.

Yazının Pazar esprisi olduğunu fark etmeyen bazı okurlar ise çıldırmış gibi öfkeli mesajlar atmış. Hepsine cevap verdim tabii. Şu sıkıntılı günlerde “gırgır” bir yazıya “ciddi” muamelesi yapılması da herhalde “hayatımızın ne kadar stresli olduğunun” bir göstergesi. Demek ki birçok kişinin gülecek hali bile kalmamış.

DİĞER YENİ YAZILAR