Cem Boyner krizle ilgili değerlendirme yaparken “İnsanlar her şeyden uzaklaştı. Seks bile yapmıyorlar” demiş.
Tabii Boyner bunu elinde bir veri olmadan söylüyor. Çünkü bu konuda bir araştırma yok. Yatak odaları izleniyorsa bilemem ama herhalde insanlar “seks bile yapmıyorum” diye konuşmazlarsa bunun doğruluğunu kanıtlamamız çok zor.
Neyse ki bu merakımızı Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök giderdi. Arkadaşı olduğu için açıp telefonu “Cem” demiş, “Nereden biliyorsun böyle olduğunu, kendi deneyimlerinden mi yoksa satışlardan mı?” diye sormuş.
Aslında “helal olsun” yani, ben “kendi deneyimlerinden mi?” diye soramazdım.
Cem Boyner de cevap olarak “satışlardan tabii” demiş. Meğer son zamanlarda kadınlar “seksi ayakkabı” almaz olmuşlar.
Sonuç: Kadınlar seksi ayakkabı almıyorlarsa demek ki seks de yapmıyorlar.
Ancak, Cem Boyner “Krizde seks bile yapılmıyor” sözlerini “seksi ayakkabı” satışlarına bağlasa da, ekonomik kriz dönemlerinde “Fuhuş sektörünün” patladığı bir gerçek.
Çünkü ekonomik krizlerde “parasızlık” nedeniyle ahlâk seviyesinde düşme görülüyor ve o güne kadar para karşılığı seks yapmayan kadınlar bile buna yönelebiliyor.
Üstelik bu tüm dünya ülkelerinde görünen bir gerçek.
Seks iki kişi arasında olur. Ekonomik krizlerde fuhuş patlıyorsa demek ki “sekste” bir azalma yok belki artış bile var.
Şimdi gelelim Cem Boyner’in kastettiği sekse. Ekonomik krizlerde fuhuş sektörü patlarken “eşler arası seks ilişkisi” soğuyor. Yani sekste artış var, ama eşler arasında azalıyor.
Üstelik Boyner’in Özkök’e yaptığı açıklamadan bir başka gerçek daha ortaya çıkıyor. Ekonomik kriz nedeniyle fuhuşa yönelen kadınların “seksi olmak” gibi bir derdi yok. Para gelsin de ister kapı aralığında olsun yani.
Nerden Nereye...
Dün: Göğsümüz tunc siperiydi..
Bugün: Göğüslerimiz artık silikonlu.
Dün: Demir ağlarla örmüştük ana yurdu.
Bugün: Çetelerle başına çorap ördük.
Dün: Türk’e durmak yaraşmazdı.
Bugün: Türk’e dürüstlük yaraşmaz oldu.
Dün: Canımızı vermiştik bu vatan için.
Bugün: Naylon fatura verir olduk vatanı soymak için.
Dün: Elimizde üretkenliğin nasırı vardı.
Bugün: Elimizde tembelliğin cep telefonu.
Dün: Kağnılarla cepheye silah taşırdık.
Bugün: Son model Mercedes’lerle tetikçi taşıyoruz.
Dün: İstikbal göklerdeydi.
Bugun: İstikbal gökkafeslerde.
Dün: Yüreğimiz coşkulu, gönlümüz zengindi.
Bugün: Yüreğimiz organ tacirinde.
Dün: Çıkmıştık açık alınla 10 yılda her savaştan..
Bugün: Çetelerle savaşmayı bile beceremiyoruz.
Dün: Her şeyi onurumuza bırakmıştık.
Bugün: Her şeyi oluruna bıraktık.
Dün: 10. yıl marşımız vardı.
Bugün: Hâlâ 10. yıl marşımız var ama kaybımız 70 yıl!
Yıldırım Tuna’dan pazar fıkraları
Adam kar yağarken penceresinden bahçede erkek arkadaşı ile kardan adam yapan minik kızını büyük bir mutlulukla izliyormuş. Küçük oğlan kıza sokulup “Bit tiiiiiii..!” demiş, “Eve gidip bir tane havuç getireyim de tamam olsun!”
Minik kız, “İki tane getir...” demiş, “İkincisiyle de burnunu yaparız!”
Kır saçlı yaşlı adam kamyoncuların durup yemek yedikleri benzin istasyonunda kahvaltısını yaparken içeriye motosiklet çetesinden deri yelekli, siyah bandanalı, çıplak kollarında dövmeler bulunan dev gibi üç tane serseri girmiş. Birincisi adamcağızın tabağındaki böreğe sigarasını saplayıp barın önündeki sandalyeye oturmuş, ikincisi içtiği sütün içine tükürüp bardaki yerini almış, üçüncüsü adamın tabağını ters çevirip arkadaslarının yanına oturmuş. Adamcağız en ufak bir itirazda bulunmadan sessizce terk etmiş orayı. Bir süre sonra serserilerden biri garson kıza dönüp “Ne biçim bir herifti o?” demiş, “Erkekliği beş para etmezmiş.” Garson kız “Evet” diye cevap vermiş “Şoförlüğü de beş para etmezmiş. Benzinlikten çıkarken dev gibi TIR’ı ile üç tane park etmiş motosikletin üzerinden geçip un ufak etti...”
Adam ve kadın çırılçıplak yataktalar. Adam gazeteye göz gezdirirken ön sayfada iri puntolarla basılmış manşeti okumuş: “YENi ÇIKAN KANUNA GÖRE AYNI CiNSTEN ÇiFTLER EVLENEBiLECEKLER.” Adam öfkeyle “Rezalet yahu” demiş, “Ne örfümüz ne adetimiz kaldı. Bu aile düzeninin temeline konulmuş bir bomba sanki.” Kadın sakince “Evet” demiş, “Kocam da aynen öyle söylüyor!”
Yeni evli çift ilk kavgalarını ediyorlarmış. Bir ara “Sen” demiş adam, “Sen nikâh törenimizde beni daima seveceğine, sürekli itaat edeceğine şahitlerin önünde söz vermedin mi?” Karısı “Biliyorum verdim” demiş “Ne yani? O kadar davetli arasında o tatbiki imkânsız saçma sapan şeye itiraz edip törende hır mı çıkartsaydım yani?”
Size de ‘Bu göbek ne böyle’ diye soruyorlar mı?
İnsanın göbeği çıkmasın. Biriyle karşılaştığınızda belki de muhabbet açmak için sorulan ilk soru, “Ne bu göbek yahu” olur.
Kızar mıyım? Kızarım da önce kendime tabii. Böyle haşmetli göbek oluşturursan adam da sorar bu soruyu.
Ama güzel olan “Bu ne göbek” sorusuna illa da “yalan” cevap vermektir. Asla “Oldu valla” demez göbek sahibi. Mutlaka bir bahanesi vardır.
İşte okurlardan biri “göbek” sorusuna verilen “tatlı yalanları” toplayıp göndermiş:
Bu ne göbek?
Sana ne! Ben mutluyum, göbek mutlu.
Bu ne göbek?
Sorma ya, göbek kemiklerim fazla iri de...
Bu ne göbek?
Metabolizma meselesi koçum.
Bu ne göbek?
Zengin gösteriyor dimi...
Bu ne göbek?
La havle vela kuvvet, can simidi bu can simidi.
Bu ne göbek?
Onu bulamayanlarda var, şükret yaradanına.
Bu ne göbek?
Kendime güvenimin sermayesidir yavrum o, sen devam et.
Bu ne göbek?
Göbek değil o, gaz yaptı midem.
Bu ne göbek?
Sabah 2 litre su içtim oğlum.
Bu ne göbek?
Dalga geçme amca oğlu, gastrit var.
Bu ne göbek?
Hayrola, şekilciyiz galiba?
Bu ne göbek?
Çok beğendiysen sana da yapalım bir tane.
Bu ne göbek?
Nazar etme ne olur, ye ve iç seninde olur.
Bu ne göbek?
Ee naparsın büyük balık büyük kayanın altında yatar.
Bu ne göbek?
Vücut yaptım, karın kası falan... Bırakınca sarkma yaptı.
Bu ne göbek?
Onun da duyguları var. Lütfen!
Bu ne göbek?
Altında yazıyor bir bak istersen.
Bu ne göbek?
Göbek değil o. Aşk yastığı. Sevgiliye kıyak. Çaktın?
Karınızın doğum gününü unutmamanızın en iyi yöntemi, bir kez unutmanızdır.

