Ekonomik barış, parası olana

Haberin Devamı

BUNU YAZMAK GEREK

İktidar bayram müjdesi olarak “ekonomik barış” projesini açıkladı biliyorsunuz. Vergi, sigorta borçları, cezalar büyük oranda affediliyor.

Ali Babacan “devletin kadife elini uzattığını” söyleyerek “Bundan yararlanın, sonra canınız yanmasın” dedi.

İlk bakışta çok olumlu bir girişim. Gerçi borcuna sadık olanların aslında cezalandırılmış gibi olduğunu yazmıştım daha önce. Tabii bir de bu tür kitlesel bir projenin seçime 7 ay kala yapılmasının pek de ahlâki olmadığını belirtmiştim.

Ama hiç aklıma gelmeyen bir noktayı bayramın son günü Trakya bölgesinde gezerken sohbet ettiğim esnaftan öğrendim. Esnaf, küçük girişimci, küçük çapta işler yapan birçok kişi dedi ki “Can Bey, bu vergi barışı denilen şey aslında bir kandırmaca, sadece parası olana yarar.”

Şaşırarak “Neden?” diye sordum. Cevap verdiler: “Biz vergi, sigorta konusunda borçlandıysak, cezalarımızı, yolsuzluk yaptığımızdan, haksız kazançlarımızı bir kenara atıp stokladığımızdan değil, paramız olmadığı için ödeyemedik.”

Peki o zaman ne yapılacak? Onun da cevabını verdiler hemen: “Önemli olan vergi affı falan değil, stok affıdır.”

Bilmediğim bir konu. “Affedersiniz” dedim, “Ne anlama geliyor bu?”

Şuymuş. Devlete çeşitli nedenlerle borcu olanların paraları yok. Çıkan aftan yararlanmaları için para bulmaları gerek.

Olmayan parayı nereden bulacaklar? Tabii ki kredi almaları gerek. Sorun da burada işte. Bu durumdakilerin neredeyse tamamının sicili bozuk. Yani kredi alamıyorlar, çek kesemiyorlar, senet imzalayamıyorlar. Çünkü ekonomik krizler yüzünden borçlarını zamanında ödeyememişler ve kara listeye girmişler. Paraları olmadığına göre bu “barıştan” yararlanamayacaklar. Yararlanabilecekler ise bir kenarda paraları olanlar. Yanisi çok açık: Af ihtimalini göz önüne alan, yolsuzluk yapan, vergi kaçıran ama bir tarafta para fonlayan için “barıştan” yararlanmak çok kolay. Üç yıldır ödemedikleri parayı takside bağlayarak ödeyecekler ve “akıllı!” davranmanın karşılığını alacaklar.

“Ekonomik barış” diye sevinen ve iktidarı övenlere, milyonlarca insanın bu sıkıntısını aktarmak istedim.

*****


MERAK ETTİKLERİM

Madem TRT devletin değil!


Mehmet Ali Ağca TRT ekranlarına çıkarıldığında konu Başbakan Erdoğan’a da sorulmuştu. Erdoğan da “Devletin
televizyonu diyorsunuz, TRT’nin devletliği mi kaldı? Ayrıca nedir bu devletçilik merakınız” diye soruyu soranı hafif yollu azarlamıştı.

Ne gariptir ki Başbakan Ağca ile ilgili tek cümle bile etmemişti. Gerçi şimdi anlaşılıyor bunun nedeni. İktidarın yayın organlarından biri Abdi İpekçi’nin katilini aklayan paklayan bir yazı dizisine başladığına göre, demek ki Ağca da iktidar kanadında “muteber” sayılıyor.

Neyse o ayrı konu. Ama Başbakan “TRT’nin devletliği mi kalmış” deyince insanın aklı karışıyor. Madem TRT devlet televizyonu değil, o halde neden gelirleri için bir kanun var.

TRT gelirinin önemli bir bölümünü bizim cebimizden sağlıyor. Hem de öyle bir para akıyor ki bu kuruma, insanı şaşırtır. TRT’ye sürekli gelir sağlayan kanunun ikinci maddesi aynen şöyle:

Madde 2- Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun gelirleri şunlardır:

a) Radyo, televizyon, video ve birleşik cihazlardan tahsil edilecek ücretler,

b) Elektrik enerjisi hasılatından bu Kanuna göre ayrılacak paylar,

c) Genel bütçeden yapılacak katkılar,

d) Radyo ve televizyon vasıtasıyla yapılan her çeşit ilan ve reklam ile faaliyet gelirleri,

e) Film, bant, plak, nota, dergi, kitap ve benzerlerinin yapım, yayın ve satışından elde edilecek gelirler,

f) Radyo ve televizyonla ilgili her türlü ticari işlemler ve ortaklıklardan elde edilecek gelirler,

g) Düzenlenecek konser, temsil ve benzeri programlara giriş ücreti ve bu yerlerde yapılacak ilan ve reklamdan elde edilecek gelirler,

h) Yapılacak her türlü bağış, yardım ve diğer gelirler.

Örneğin son madde çok ilginç değil mi? TRT demek ki “bağış ve yardım” da alabiliyor. Allah Allah. Kanun’un ilk maddesinde belirtilen cihazlar hepimizin evindeki televizyon, video, radyo, teyp, DVD, CD çalar gibi araçlar. Ve biz bunları satın alırken, fatura bedelinin yüzde 16’sını bandrol ücreti olarak TRT’ye gönderiyoruz.
Aynı şekilde her ay ödediğimiz elektrik faturalarının yüzde 2’si de doğrudan TRT’ye gidiyor.

Oldu Sayın Başbakanım. TRT’nin devletliği falan yok artık. Yersek tabii...

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Ekranda rezalet

Aslında ilk rezaleti dün yazmıştım. Bir haber kanalında CHP’nin iki Parti Meclisi üyesi karşı karşıya getirildi. Parti içinde konuşulması gereken konularda kapıştırıldı.

İnsan “Herhalde bu rezaleti görmüşlerdir, müdahale ederler ve bu rezaletin tekrarına izin vermezler” diye düşünüyor, ama nafile.

Çünkü aynı haber kanalı aynı konuyu bu kez gece yayınında ekrana taşıdı. Üstelik gündüz ekrana çıkardığı CHP Parti Meclisi üyesini tekrar davet etti.

İş karışınca bu kez CHP Genel Başkan Yardımcısı yayına katıldı ve yine siyasette hiç rastlamadığımız biçimde acayip bir tartışma izledik.

CHP arkasına aldığı rüzgârı bu kadar hoyratça harcamayı göze aldığına göre birileri aklını peynir ekmekle yemiş. demekten başka çare bulamıyorum.

Bu arada o kanalın sunucusuna da bir noktayı hatırlatmak istiyorum. “Biz her konuyu tartışırız” dedi. Tamam da o kadar uzun boylu değil.

Tabii ki bir haber kanalı özgürce her konuyu tartışmalı. Ama “olmayan” bir konuyu ısrarla gündeme getirmek ancak bir siyasi partiyi “tuzağa düşürmek” anlamına gelir ki bu en azından programı sunan değerli dostumuzun ahlâkına uymaz. Bence dikkat etmeli.

Ayrıca “her konuyu tartışırız” sözü de bana biraz abartılı geliyor. “Her konu” konusu biraz tartışmalıdır. İktidarla ilgili bazı konuların asla tartışılamayacağını hepimiz biliyoruz, birbirimizi kandırmayalım.

*****

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Çok şükür adalet yerini buldu

Mahkeme karar verdi ve Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 18 öğrenci 1’er yıl hapse mahkûm edildi. Adalet yerini buldu yani! Yaşasın adalet!

Başbakan istediği kadar “demokrasiden” söz etsin, istediği kadar “özgür fikirden” yana olduğunu söylesin, istediği kadar “insan haklarından” dem vursun, fark etmez.

Eğer fikir ve eylemler iktidarın işine geliyorsa değerlidir, gelmiyorsa tepesine inilmelidir.

Mahkûm olan 18 öğrenci ne yapmış? Başbakan, İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gelirken pankart açmışlar.

Pankartlarda “İTÜ medrese, rektörlük AKP şubesi değildir”, “12 Eylül çocukları doğum gününüzü başka yerde kutlayın” yazıyormuş. Çocuklar bir de Başbakan’ın terör suçlamasıyla aranan Hikmetyar’ın önünde otururken çekilmiş fotoğrafını çıkarıp göstermişler.

Başbakan’ın hoşuna gitmiyor tabii bu tür eylemler. O halde basın cezayı çocuklara da günlerini görsünler. Şimdi merak ediyorum “taş atan çocuklar” için Başbakan’ın kapısına gidip gözyaşı döken ve Hrant Dink’i alçakça öldüren Ogün Samast’ın cezasının hafifleyecek olmasına neden olan sözde akademisyenler, liberal maskeli faşistler, güzel artistler acaba taş bile atmayan, sadece pankart açan ve açtıkları sırada zaten ağızları burunları kırılarak cezalandırılan, üstüne bir de 1 yıl hapis cezası alan üniversitelilerin de hakkını aramak için ağlaşacaklar mı?

Mümkün mü? O gençler AKP’nin işine yaramıyor ki, onlar için bir şey yapmanın anlamı olmaz o zaman.

*****


Lizbon’daki NATO toplantılarında yaptığımız şova en çok “içimizdeki İranlılar” sevinmiştir! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR