“Ekonomi çok iyi” diyorlardı

Haberin Devamı

Seçimlerden önce ekonomide pembe tablo sunanlara karşı çıkarak, “Görünüşte ekonomi iyi olabilir, rakamlarla oynarsanız her şeyi iyi gösterebilirsiniz ama aslında ekonomimiz pamuk ipliğine bağlı” diye yazıyordum.

Buna, “Sırf AKP hükümetini yıpratmak için böyle diyorsun” diye öfkelenenler vardı. Hatta işi daha da ileri götürüp bunu demokrasiye aykırı davranmakla eş tutanlar bile oldu.

Oysa ekonomi konusunda, “dünya koşulları da çok elverişli, durumu abartmayın, halkı kandırmayın” uyarılarına kulak tıkanıyordu.

Şimdi seçimler geçti. AKP zafer kazandı. Ama ekonomide alarm zilleri çalınıyor.

Ne oluyor, yanlış bir şey mi yapıldı? Ülkede beklenmedik bir gelişme mi oldu? Türkiye ekonomisine ağır hasar verdirecek bir zarar mı meydana geldi?

Hiçbiri olmadı. Sadece Amerika’daki kredi kuruluşları için kriz beklentisi yoğunlaştı. Bunun yansıması da Türkiye’de yürekleri ağızlara getirdi.

Seçimden önce hükümetin ekonomideki başarılarını anlata anlata bitiremeyenler, şu sıralarda dünyadaki dalgalanmalar nedeniyle Türkiye’nin çektiği sıkıntıyı dile getiriyorlar.

Peki ekonomi çok iyiydi de Amerika’daki bir kredi krizi bizim ekonomimizi neden böyle rahatsız ediyor?

Püf noktası burada. İktidarı destekliyorsanız iyiye giden her şeyi kendi beceriniz olarak sunarsınız, eğer işler kötüye gidiyorsa başlarsınız bahaneler aramaya.

Seçimden önce de sonra da ekonomideki iyi gidişin sadece bizim becerimiz olmadığını söylüyordum, az önce yazdığım gibi.

Çünkü dünyadaki para bolluğu tüm ülkelerde bir bahar havası estiriyordu. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkeler bu para bolluğundan çok nasiplendi.

Nasıl Türkiye’de enflasyon düşüp, liramızın değeri arttıysa, Brezilya’da, Arjantin’de, Malezya’da durum aynıydı.

Bu tür ülkelerin ortak kaderi şudur: Eğer dünyada ekonomi iyiyse, sizin ekonominiz de iyidir, kötüye gittiği an sizinki öncelikle bozulur.

Türkiye şu anda böyle bir tehlike ile karşı karşıya. Hükümet, Amerika’dan kaynaklanması muhtemel krize karşı şu ana kadar hiçbir önlem almış değil. Eğer Amerika’daki kriz büyürse bizimki de artarak büyüyecek. Yok tersi olursa ekonomide bir süre daha bahar havası sürer.

Şimdi muhtemel bir ekonomik kriz karşısında Türk halkı kendini aldatılmış hissedecektir. Çünkü öyle bir hava yayılmıştı ki, Türkiye ekonomisi artık yıkılmayacak kadar güçlü hale geldi sandı herkes.

Halkı kandırarak yapılan propagandaların doğru olmadığı ortaya çıktığında, bunun tepkisi de çok güçlü olur.


***



Su tasarrufu için çare

İstanbul için eli kulağında ama Ankara susuzluktan kırılıyor. Evlerin hali berbat, hastanelerde ameliyat yapılamıyor, sokaklar kokuyor. Kadınlar hiç olmazsa tuvaletler hastalık yaymasın diye gece karanlığında parklardaki havuzlardan kovayla su taşıyor.

Günün modası ise su tasarrufu için çağrı yapılması. Bunu TEMA başlattı, ki o sırada daha su sıkıntısı böyle hissedilmiyordu. Sonra Şişli Belediyesi buna katkıda bulundu.

Şimdi de başta Ankara olmak üzere bütün illerde “Aman suyu dikkatli kullanın” uyarılarıyla halk su tasarrufuna çağrılıyor.

Bunların hiçbirinin değeri yok. Siz istediğiniz kadar tasarruf çağrısı yapın, halkın en azından yarısının buna kulak asması mümkün değil. Çünkü bu çağrılar düzgün yapılmıyor.

Nedeni basit, ne deniyor su tasarrufu için? “Diş fırçalarken, traş olurken musluğu kapatın, şu kadar ton su tasarruf edin.” Millet ne anlasın bundan?

Oysa, “Şu kadar ton su tasarruf edersiniz” yerine “Şu kadar para cebinizde kalır” dense, bakın o zaman nasıl tasarruf eder herkes. Tecrübeyle sabit çünkü.

Bu arada aklıma gelmişken yazayım istedim. Bazı gazeteler su faciası nedeniyle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in siyasi hayatının biteceğini, ilk seçimlerde ağır bir yenilgi alacağını ileri sürüyorlar.

Bana göre mümkün değil. Gökçek bırakın seçim kaybetmeyi, daha fazla oy alarak tekrar seçilir.

Ankara şu anda susuz. Ama bir iki ay içinde yağmurlar başlar. Barajların doluluk oranı yükselmeye başlar. Ankara önümüzdeki bir buçuk yılı su sıkıntısı yaşayarak geçirir, seçimlere 6 ay kala musluklardan güldür güldür su akar, caddeler bile bol suyla yıkanır. Ankara halkı da sevinçten oyunu Gökçek’e verir yine.

Bu da tecrübeyle sabit. İki yıl “Buradan AKP’nin milletvekili çıkarmasını bırakın, tek oy bile çıkmayacak” denilen Ordu ve Giresun’da yüzde 50’nin üzerinde oy çıkmadı mı?


***



Gül’ün eşini de hesaba katın

Günlerdir Abdullah Gül’ün aday olup olmayacağını tartışıyoruz. Gerginlik olmaması, istikrarın korunması için Gül’ün aday olmaması gerektiğini söyleyenler çoğunlukta. Hatta Başbakan Erdoğan’ın da böyle düşündüğü ileri sürülüyor. Ki bana göre de öyle.

Hemen satır arasına sıkıştırayım, cumhurbaşkanlığı krizi ilk çıktığında 367 konusunun ne kadar antidemokratik olduğunu söyleyenlerin şimdi “Aman Gül aday olmasın” demesine de pek aklım yatmıyor.

Neyse, işin siyasi tarafını bırakıp bir de insani boyutuna bakalım. Örneğin ben en çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Abdullah Gül akşam evine gidip yalnız kaldığında eşiyle ne konuşuyor, eşi ne düşünüyor?

Düşünün, Bayan Gül geçen Mayıs ayının 14’ünde Çankaya Köşkü’ne çıkacağına çok inanmıştı herhalde. Henüz 367 konusu karara bağlanmadığı için eşinin cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakıyordu. Ama olmadı.

Oysa şimdi durum farklı. Eğer AKP yine Gül’ü aday gösterirse, bu kez 367’yi kullanma şansı da sıfıra yakın. Yani bu kez Gül’ün seçilmesini engellemek mümkün değil.

Bir kadının, bu kadar eşiğine gelmişken First Lady olma hayalleri kurmasını kimse engelleyemez. Ve yine Bayan Gül’ün eşine, “Cumhurbaşkanlığı konusunda sonuna kadar mücadele etmesini telkin etmesi de” son derece normaldir.

Öyle sanıyorum ki Abdullah Gül gündüz siyasilerle uğraştığı kadar gece de eşinin baskısı altında kalıyordur.


***



Yarım tatmin

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın söz verdiği gibi dün basın toplantısı yaptı. Aydın önce sandıkta hile olamayacağını çok güzel anlattı. Zaten burada bir sorun yok. Ama iş bilgisayarda bir şey yapılıp yapılmadığına gelince açık söyleyeyim beni tam tatmin edemedi.

Çünkü hâlâ seçim bölgelerinden gelen elle yazılmış tutanaklarla bilgisayar kayıtlarının karşılaştırılıp karşılaştırılmadığını net biçimde söyleyemedi. Bunun yerine bu tutanakların parti yetkililerinin de elinde olduğunu söyledi. Ancak parti yetkililerinin elinde bulunan tutanaklar seçim çevresinin tutanakları. Oysa ekranda görünen tüm ilin genel sonuçları.

Bu durumda Başkan’ın sözünü verdiği gibi sandıkların tümünün sonuçlarının internet sitesinde açıklanması bu konudaki tüm şüphelerin giderilmesini sağlayacaktır. Bekleyeceğiz.

DİĞER YENİ YAZILAR