Duygusallık maskesi altında ayrımcılık!

Haberin Devamı

Bu yazıyı Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun küçük bir Rum vatandaşımızın İstiklal Marşı’nı okuması sırasında duygulanarak ağlaması üzerine yazıyorum ama bilin ki asıl hedef toplumun önemli bir bölümüdür.

Çünkü, hemen baştan yazayım, çoğumuz asla samimi davranmıyoruz. Söylemimiz, uygulamalarımızın ve davranışlarımızın tam tersi.

AKP iktidarının ve maskeli faşistlerin son bir iki yıldır dillerinden düşürmediği kavramların başında “ayrımcılık” ve “ötekileştirme” geliyor. Halkın bu kavramları tam olarak anladığını ve içine sindirdiğini düşünmüyorum, ki zaten bu yüzden iktidarın bu propagandası etkili oluyor.

Bu nedenle, at gözlüğü ile bakıp sadece iktidarı destekleyenler, bu kavramları bol bol kullanıyor ve hatta bunları başkalarına karşı silah olarak da doğrultabiliyor.

Gelelim konumuza: Nimet Çubukçu neden ağlıyor? Çünkü İstanbul’daki Rum okullarının mezuniyet töreninde Marina adlı kızımız İstiklal Marşımızı çok güzel okumuş.

Bakan hanımın bu kadar duygulanmasının nedeni, kızımızın Rum olması. Oysa benzer törenlerde pek çok Türk çocuğu duygusal şiirler de, İstiklal Marşımızı da çok güzel okuyor ama kimse ağlamıyor.

Nitekim, bütün gazeteler, ama hepsi, aynı noktadan görmüşler haberi: “Rum kızının İstiklal Marşı herkesi büyüledi.”

Bu ayrımcılık değil midir?

Marina, Rum kökenli ama Türkiye’de doğmuş, Türkiye’de büyümüş. Büyük olasılıkla İngilizce konuşabiliyordur da Rumca bilmiyordur. Türkçeyi bu ülkede yaşayan herkes gibi mükemmel konuşuyor.

Davranışları, düşünceleri hatta gelenekleri görenekleri bile Türk.

Buna karşın kimsenin ırk, din, dil, cinsiyet, etnik durumu açısından farklı olmadığını söyleyen ve bunu sanki kendi hayat biçimleriymiş gibi sunanlar işte böyle bir olayda foyalarını ortaya döküverirler.

***


Yeni Osmanlıcılık

Besim Tibuk aradı dün. “Sen de Osmanlı’ya haksızlık edenler kervanına katılmışsın” dedi. Belli ki dünkü yazımı kastediyor. Başlığı “İktidarın yeni Osmanlıcılık hayali” idi ya, ondan.

Tabii haklı. Diyor ki “Osmanlı ülkenin çağdaşlaşması, ileri gitmesi için çabaladı hep. Hedefi batıydı. Hiçbir zaman Orta Doğu ülkelerinde gözü olmadı. Bu uğurda kelleler aldı, kelleler verdi. 3. Selim’in, 2. Mahmud’un yaptığı yenilikler nasıl unutulur?”

Tibuk’un ilginç bir saptaması daha var: “Osmanlı Hanedanı ülkeden gönderildikten sonra hepsi Batı’da kaldı. Hiçbiri Arap ülkelerine falan gitmedi. Aç aldılar, yoksullaştılar, hizmetçilik yaptılar ama o ülkelerin himmetine sığınmadılar.”

Tibuk “Eğer Osmanlı olsa bunları sopayla kovalardı” dedikten sonra “Basın olarak ne olur bu tuzağa düşüp Osmanlı’ya haksızlık etmeyin” dedi.

***


Hani dinleme değil de ‘takılma’ diyorlardı

Birkaç gün önce gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan eski adalet bakanlarından Seyfi Oktay’ın bir hâkimle yaptığı telefon konuşmaları medyaya servis edilmişti.

İktidar ve yandaşı maskeliler, haberi yayınlarken “Seyfi Oktay dinlenmiyordu. Ama konuştuğu hâkim hakkında yasal dinleme kararı vardı. Seyfi Oktay bu dinlemeye takıldı” bahanesinin arkasına sığınıyordu.

Aynı Seyfi Oktay’ın, bu kez CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’la yaptığı telefon konuşmalarının kaydı servis edildi.

Peki şimdi bunun bahanesi nedir?

Seyfi Oktay dinlenmiyordu, dinlenen birine takıldı. Orası tamam.

Deniz Baykal ile ilgili yasal bir dinleme izni var mı? Yok diye biliyoruz.

Bu durumda, yasal olarak dinleme izni olmayan iki kişi arasındaki konuşmalar nasıl kaydedilmiş ve servis edilmiş?

***


Terör de yapan örgütmüş

Milliyet’te Devrim Sevimay, AKP’nin medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ile müthiş bir röportaj yapmış. Ben olsam iletişim fakültelerinde ders kitabına koyar ve “röportaj nasıl yapılır” konusuna örnek diye gösteririm.

Çelik, pek çok cümlesiyle İsrail saldırısında Türkiye’nin nasıl bir sorumsuzluk içinde olduğunu üstü kapalı itiraf ediyor.

Ama bana göre en önemli itirafı; Hamas konusunda “Hamas terör örgütüdür” cümlesini açıkça söyleyemiyor ama Hamas’ın birçok terör olayına karıştığını da belirtiyor. Örgütü İsrail ve ABD’nin kurduğunu da söylüyor.

Düşünsenize Hamas’ı İsrail ve Amerika’nın kurduğunu AKP Genel Başkan Yardımcısı ilan ediyor. Ama kendi Başkanı “Hamas da Hamas” diye yeri göğü inletiyor, Türkiye’yi terörist bir örgütün peşine takılmış gibi gösteriyor.

İpin ucu gerçekten kaçmıyor mu?

***


Ben bu ‘tufaya’ nasıl geldim?

Cumartesi günü “Bir bilgisayar efsanesi: 15 yaz...” başlıklı bir yazı yazmıştım biliyorsunuz. Özü şuydu: Cep telefonunuza önce 15 yazıyorsunuz, sonra kendi telefon numaranızı başına kodunu da koyarak ekleyip ara tuşuna bastığınızda karşınıza Başbakanlık İletişim Merkezi çıkıyorsa telefonunuz dinleniyor demekmiş. Dinlenmeyen telefonlarda ise “yanlış numara” uyarısı alıyormuşsunuz.

Tabii bunun bir internet efsanesi olduğunu ve mutlaka teknik bir açıklamasının bulunması gerektiğini de eklemiştim.

Müthiş “tufaya” gelmişim. Bunu nasıl olup da düşünemediğime yanıp kendime çok kızıyorum. Olay basit: Başbakanlık İletişim Merkezi’ne hızlı ulaşım için 150’yi tuşlamamız gerekiyor. Telefona 15 yazıp sonra kendi kodunuzu (05...) yazınca telefon ilk üç numarayı esas alıp bizi direk BİM’e yönlendiriyor. Bazı telefonlar ise eğer numara hatalıysa hiç işlem yapmıyor ve “yanlış numara” uyarısı veriyor. Bu nedenle bazı kişiler BİM’e bağlandıkları halde bazıları bağlanamıyor.

Belli ki, uyanık biri bu oyunu yapıp internette yaygınlaştırmış. Bize de “tufaya düşüp” eğlence kısmı kalmış.

***


Küçük bir yanlış

Pazar günü Maça Kızı ile ilgili yazdığım yazıda, Maça Kızı’nı yaratan Ayla Hanım’ın soyadını, her nasılsa “Eryüksel” diye yazmışım. Oysa Ayla Emiroğlu olacaktı. Benim de nasıl yaptığımı anlayamadığım bu yanlışı düzeltir, hem Ayla Emiroğlu’ndan hem de siz okurlarımdan özür dilerim.

***


Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, İran’a yönelik yaptırım kararlarına “Hayır” dedik. Bu “Hayır”ın hayırlara vesile olması zor gözüküyor! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR