Olay henüz sıcakken rehin alınan 8 Türk askerinin tesliminin başarı gibi vurgulanmak istenmesinden rahatsızlığımı dile getirmiştim. AKP iktidarı Başbakan Erdoğan’ın Amerika’ya uçtuğu saatlerde askerlerin teslim edilmesini “Türkiye’nin gücü” olarak sunmaya kalkmıştı.
Oysa şimdi, bir iki gün geçtikten sonra daha sağlıklı ve ayrıntılı düşünebiliyoruz.
Lafı hiç uzatmadan öncelikle şunu söylemek istiyorum: 8 askerin teslim yöntemi Türkiye için bir yüzkarasıdır, bir utanç kaynağıdır, daha önce askerlerimizin başına çuval geçirilmesinden çok çok daha vahimdir ve bu manzaraya sebep olan herkes bunun hesabını mutlaka vermelidir.
PKK, Amerika’nın desteğinde, sınırımızın neredeyse sıfır noktasında karşısına TBMM üyesi milletvekillerini dizerek, Apo resimli sözde Kürt bayrağının süslediği bir masada teslim tutanağı düzenliyor. Orada bulunan herkes PKK teröristlerinden oluşan “ihtiram kıtasını” selamlıyor. Sonra da askerler iade ediliyor.
İnsanın aklı almıyor böyle bir kepazeliği.
Oysa, eğer Türkiye gerçekten güçlü bir ülke ise, rehin tutulan askerlerini böyle şamatalı törenlere bırakmadan, operasyon yaparak kendi getirmeliydi.
Benim askerimin, benim polisimin, benim MİT’imin, artık başka ne varsa, hiç mi istihbaratı yok? Rehin tutulan askerlerin nerede olduğunu öğrenecek kadar da mı bölgede güçlü değiliz?
İşin doğrusu, ister küçük bir tim, ister koca bir tugay, askerler nerede rehin tutuyorsa oraya iner, ne pahasına olursa olsun askerlerini alır ve geri gelirdi.
Bize istihbarat sağlayacağını söyleyen ABD bakın böyle bir durumda aynen bunu yapardı. Çünkü bugüne kadar hep böyle yaptı. Başarısız olsa bile bu tür kepazeliklere asla meydan vermedi.
Örnek mi? Somali’de bir Amerikan helikopteri düşmüştü. Somalili militanlar düşen helikopteri sararak askerleri rehin almaya kalkmıştı. Önce helikopterdeki askerler çatışmıştı, ama ardından Amerikan askerleri arkadaşlarını kurtarmak için bölgeye inmişti.
Sonuçta 4 Amerikalı asker ölmüştü. Karşılığında ise elleri silahlı 130 kadar Somalili hayatını kaybetmişti.
Türkiye bunun onda birini yapabilecek cesareti gösteremedi. Tam tersine, bizzat Başkomutan’ın da (Cumhurbaşkanı) içine girdiği bir dizi görüşmelerden sonra askerleri böyle teslim almaya razı oldu.
Bu olay Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin PKK ile pazarlık ettiğinin ve önüne konan şartlara boyun eğdiğinin kanıtıdır. Bunun bedelinin mutlaka ödenmesi gerekir.
Bakın biraz daha ileri gideyim; o garip teslim töreninin basılması bile meşrudur bana göre. Kimileri kalkıp “Madem anlaştın, devlet olarak verdiğin sözü tutmalısın” diyebilir. Hayır tutmak zorunda değilim. Çünkü PKK bir terör örgütü, yani hiçbir kurala bağlı değil.
O halde ben neden sözde kurallara uyayım.
Türkiye’nin hiç olmazsa o teslim törenini basması ve hem askerlerini kurtarmasına hem de orada utanmazca sırıtan teröristleri imha etmesine hiç kimse karşı çıkamazdı. Şimdi yüreklerden asla silinemeyecek bir utanç içindeyiz.
Bu arada silahlı kuvvetlerin bu konudaki görüşünü de bilmiyoruz. Acaba onlar bu kepaze törenden mutlu oldular mı?
AB bizi yine beğenmemiş
Avrupa Birliği’nin İlerleme Raporu iç açıcı değil. Durgunluktan ve reformlardaki gecikmelerden söz ediyorlar yine. Ve en önemlisi 301’inci maddenin durmasından duydukları rahatsızlığı yine dile getiriyorlar.
Bazı sohbetlerde beni “iflah olmaz bir AKP muhalifi” olarak görenler “İyileri görmüyorsun, hiçbir şey olmasa Avrupa Birliği yolunda bu iktidar çok samimi” diye eleştiriyorlar. Hiç kuşkum yok. AKP Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokmak için canla başla çalışıyor. Hatta kendi oy kitlesini bile karşısına almaktan çekinmiyor.
İyi hoş da Avrupa Birliği böyle düşünmüyor demek ki. Onlar “yavaşlama var” diyor “şu 301’i kaldırmadınız hâlâ” diyor.
AKP ikinci dönemdir Meclis’te ezici çoğunlukla iktidar. Eee elini tutan ne var? Değiştir şu 301’i, reformları hızlandır, şu Avrupalı sözcülerin ağzını kapa. Ama yapmıyor AKP iktidarı. Bir bildiği vardır herhalde. Ama dikkat etsin kendine destek veren AB’cileri çok üzüyor.
AKP’li 75 Kürt milletvekilinin deklarasyonu yararlı olacak
Adamın biri dün yazım için yorum yapmış. Diyor ki; “Şimdi de AKP içindeki Kürt kökenli milletvekillerini mi saymaya başladın, bu bölücülüktür.”
İnsaf be kardeşim. Benim nereden aklıma gelir AKP içinde Kürt kökenli milletvekilleri de olacağı.
Bunu bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan söyledi. Hem de kime; Amerikan Başkanı Bush’a. Dedi ki; “Benim partim Güneydoğu’daki en güçlü partidir. Benim bu bölgeden seçilip gelmiş 75 Kürt kökenli milletvekilim var.”
Yani sayımı Başbakan yapmış. Ben onun yalancısıyım.
Dünkü yazımda örnek de vererek Tayyip Erdoğan’ın bu çıkışının haklı olduğunu söylemiştim. Bu görüşümü de sürdürüyorum.
Ama diyorum ki; “Bölgede yaşayan Kürt kökenli isimler DTP yerine AKP’yi seçtiklerine göre, bu partinin vatan, millet ve bayrak sevgisini de şiar edinmiş olmalılar. Onlar DTP’liler gibi PKK’ya terörist demekten çekinmezler. Ayrıca halktan da oy aldıklarına göre, onlara oy verenler de PKK’yı terörist örgüt olarak görüyor demektir. O halde bu Kürt kökenli milletvekillerinin PKK’nın terör örgütü olduğu yolunda bir deklarasyon yayınlamaları dünyaya da verilecek güzel bir cevap olacaktır. Böylelikle Güneydoğu’da yaşayan herkesin potansiyel bölücü olarak algılanmasından kurtulacağız.”
Bu kadar basit. Tayyip Bey 75 milletvekilinden böyle bir deklarasyon alırsa bunu dünyanın yüzüne de çarpar.
PKK’nın elindeki Amerikan silahları sorulmadı
Başbakan Erdoğan, Amerika’ya gitmeden önce “Başkan Bush’a PKK’nın elindeki Amerikan silahlarını soracağım” demişti. Bunu öyle bir edayla söylemişti sanki Başbakan Oval Ofis’te parmağını Bush’a uzatacak ve “Suçüstü yakalandınız, haydi bunun hesabını verin” diyecek sanmıştık.
Tayyip Bey, Beyaz Saray’a girdi. Hayli uzun da kaldı. Çıkışta, bir faydası olmayan ama dinleyince insanın hoşuna giden konuşmalar da yaptı.
Ama iki gündür bütün konuşmaları ve yorumları tarıyorum, PKK’nın elindeki Amerikan silahlarıyla ilgili bir şey yok.
Başbakan bunu sormayı mı unuttu yoksa açıklama gereği mi görmedi?
Sahi, PKK’nın elindeki Amerikan silahları ne olacak? Kimbilir belki de istihbarat paylaşımı sırasında “PKK sınırınıza doğru geliyor, ellerinde bizim silahlar var, merak etmeyin 100 mermi atan tüfekler bunlar, bir zahmet sayıverin, 100 olunca şarjör bitmiş olacak, ondan sonra siz saldırırsınız” derler.

