Dürüst liberallere çağrı

Haberin Devamı

ÖNERİ

Bu köşeyi sürekli okuyanlar bilir ki, AKP’nin temsil ettiği zihniyete, yönetim biçimine hep karşı çıktım. Bu, iktidarın her şeyi çok kötü yaptığı anlamına gelmiyor. Elbette bu iktidarın Türkiye için çok yararlı işler de yaptığını bilmek ve hakkını teslim etmek durumundayız.

KÖTÜLER ÖNEMLİ: Ancak iktidarlar, sadece yaptıkları iyi işlerle değerlendirilmezler. Yapmadıkları ya da kötü yaptıkları işler daha önemlidir çünkü bunlar ileride tamiri güç hasarlara yol açabilirler. Bir gazeteci olarak hep bu endişeyi dile getirmeye çalıştım.

DÜŞMANLIK: İkinci nokta, bir siyasi iktidara muhalefet etmek “düşmanlık” değildir. Demokratik toplumlarda, eleştiri en kutsal haklardan biridir ve bunun kullanılmasını hiç kimse engellemeye ya da çirkin biçimde yaftalamaya kalkamaz.

MASKELİLER: Bu köşede iktidara yönelik eleştirilerim kadar bu iktidara destek veren, benim “maskeli faşistler” olarak da nitelediğim, kimi liberal kişileri de hedef aldığım biliniyor. Çoğu sol kökenden gelen bu şimdinin liberalleri, elbette pek çok doğruyu da söylüyor. Birçoğunun yazdıklarına söylediklerine aynen katılabilirim. Ancak bu liberallerin önemli bir bölümü, samimi duygu ve düşüncelerini yansıtırken sadece iktidarın ekmeğine yağ sürdüklerini unutuyorlar.

ALTIN ÇAĞ: 8 yıllık AKP iktidarı döneminde “altın çağlarını” yaşayan bu liberaller hiçbir konuda uzlaşamayacakları, yaşam biçimlerinde bir paralellik olmayan, gustoları çok farklı AKP’lilerin göz bebekleriydi. Nedeni çok basit; AKP zihniyetinin “Türkiye’nin bir İslam devleti olması endişesi taşıyan” kesimleri rahatlatacak bilgi birikimi, yetenek ve çapta elemanı yok. Bu kaynak liberal kesimde ise bol miktarda var.

AÇIK KAPATTILAR: İşte AKP açığı bu liberallerle kapattı. Onların söylemleri, yetenekleri, bilgi birikimleri, entelektüel düzeyleri, AKP’li olmayan kesimleri de etkilemekte kullanıldı. Tabii kendini tamamen kiralayan liberaller de olmadı değil. Bu nedenle çağrım ilk bölümdekiler içindir.

ORTAYA ÇIKTI: Her şeye rağmen namuslu liberaller AKP’nin söylemine de inanarak bugüne kadar yoğun bir destek verdi. Ancak 8 yılın sonunda geldiğimiz noktada, herhalde artık onlar da görüyorlar ki, AKP zihniyeti iyice ortaya çıktı.

AB NE OLDU?: Örneğin Avrupa Birliği hedefinin bir şamatadan ibaret olduğu artık gün gibi ortada. Başbakan kendini “İslam dünyası içinde” görüyor ve “Biz birbirimize yeteriz” mesajları veriyor.

HUKUK BİTTİ: Hukuk konusunda samimi olmadıkları, bütün amacın yargıyı tamamen ele geçirip ondan sonra hukuk adına kendi hukuklarını uygulatmak olduğu da belli oldu.

12 EYLÜL: Darbelerle ve 12 Eylül’le hesaplaşma sloganlarının içi boş yalan olduğu anlaşıldı. Halk bununla kandırılıp sandık başına götürüldü ama icraat sıfır.

İÇKİ YASAKLARI: Herkesin yaşam biçimine saygılı olunacağı söyleminin de bir kandırmaca olduğu gerçeğini içki yasakları ile öğrendik. Lokanta baskınları ile topluma başka bir yaşam biçimi dayatıldığı da ortaya çıktı.

DİZİ KAVGASI: RTÜK kanunu ile zaten tamamen kontrol edilen medyaya hiç nefes aldırılmayacağı, dizilerin “İslami açıdan” tartışılmaya açılması, sanat eserleriyle ilgili çağ dışı tutum ve davranışların sergilenmesi de bunların artıları.

RAHATSIZLAR: Gözlediğim kadarıyla liberal kesimin önemli bölümü bu durumdan son derece rahatsız. Çünkü “Biz AKP’li değiliz” söylemi ile sadece kendilerini kandırdıklarını, oysa bugüne kadarki tutumlarıyla AKP’li olmayan kesimleri etkilemekte büyük başarı kazandıklarını anlıyorlar artık.

VE ÇAĞRIM: Şimdi diyorum ki; ey her şeye rağmen namuslu kalabilmiş liberaller, bir hafta boyunca hiçbir kanala çıkmayın, görüş belirtmeyin ve hatta güncel konularda yazmayın. (Ki bazıları bunu yapıyor, trafik, helikoter kazası, fuhuş operasyonu gibi konulara dalıverdiler.)

MEYDANI BIRAKIN: Ekranlara sizi “AKP kontenjanından” sayıp davet ediyorlar. Çıkmayın bir süre ve ekranlara gerçekten AKP yandaşları çıksın. Onlar anlatsınlar örneğin şu içki meselesini, heykel konusunu veya AB ilişkilerini.
Göreceksiniz: O zaman siz de göreceksiniz sizler olmayınca nasıl zayıf kaldıklarını, nasıl komik duruma düştüklerini.
Samimiyim: Bu çağrım, hiçbir art niyet taşımayan, çok samimi bir çağrıdır.

*****


BUNU YAZMAK GEREK

Kime yandaş diyorum?


Nedense bir sıfatı sık kullandığım için eleştirenler var. “Yandaş” diyorum, birileri çıkıp “Sen de yandaşsın CHP’nin (veya MHP’nin ve diğerlerinin) yandaşısın” diyor.

Güya akıl ve mantık yürütüyor.

İşin temeli bilgisizlikten kaynaklanıyor. Adam siyaset bilmiyor, sosyolojiden anlamıyor, tarihten nasibini almamış, yazma yeteneği de yok, kendince aklını kullanıp güya kurnazlık yapıyor.

O halde şu yandaşlık sıfatını tekrar açıklamam gerek.

Her ülkede, her gazeteci ve yazarın bir siyasi fikri, görüşü vardır. Bunu dile getirmesi, bu yönde yazılar yazması ve konuşması kadar normal bir şey olamaz. Bu biiir.

İkincisi, muhalefette olan bir görüşün yandaşlığı da olamaz. Bu ancak destek olabilir. Çünkü muhalefet icra yetkisinde olmadığı için yandaşlığın bir karşılığı da olamaz.

Üçüncüye gelince, yandaşlık sıfatı iktidar desteğinde kullanılabilir. O da fikirsel ve düşünsel açıdan destek değil, iktidarla birlikte operasyon yapmak anlamındadır.

Benim dilime dolanan yandaşlık budur. Gazeteci, fikirsel desteği bir kenara bırakmış iktidarla al takke ver külah ilişkileri içinde. Bir gazeteci olarak ulaşamayacağı bilgi ve belgeleri alıyor, bunların bir kısmını tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıyor, bir kısmını ise iktidarın gücüne katkı olsun diye kamuoyu oluşturmak için yayınlıyor.

Bunun karşılığında çok ciddi maddi bir destek alıyor.

Örneğin birkaç televizyonda, ki çoğu devletin ya da iktidara çok yakın kişilerin elinde, program yapıyor, parti toplantılarına götürülüyor, konuşmalar için para alıyor ya da kitaplarından kutularla satın alınıyor. Kimileri direkt iş ilişkisine giriyor, ihaleler kapıyor.

İşte yandaş sıfatım budur.

Herhalde anlaşılmayan bir şey kalmadı. Bu nedenle akıl ve zekâdan yoksun yorumlar göndermeye kalkmasın kimse.

*****


KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Haydi Yargıtay suçluydu!..


Hizbullah’ın eli kanlı katilleri bir boşluktan yararlanarak serbest bırakıldılar. İktidar şimdi kendi sorumluluğunu unutup Yargıtay’ı suçluyor. Neden? Efendim çünkü Yargıtay sürenin dolacağını bildiği halde temyiz dosyalarını öne almamış. Önce o Adalet Bakanı’na sormak gerekmez mi “Peki siz niye alarm düğmesine basmadınız?” diye.

Neyse, onu geçelim.

Tamam Hizbullahçılar, PKK’lılar, mafyacılar Yargıtay yüzünden serbest bırakıldı. İyi de serbest kalanlar ortada yok şimdi. Hiçbiri karakollara gidip imza vermiyor. Belli ki kaçıp gittiler bile, ki zaten aksini kimse beklemiyordu.

Serbest bırakılırken Yargıtay suçluysa, çıkanların kaçmasını önlemek de iktidarın işi değil mi?

Yıllar önce Bodrum’da tatildeyken, kıyıya yakın bir yerde sürekli bekleyen bir Sahil Muhafaza hücumbotu dikkatimi çekmişti. Sorduğumda Alaattin Çakıcı’nın sahildeki evlerden birinde kaldığını, deniz yoluyla kaçmaması için önlem alındığını öğrenmiştim.

Peki serbest kalan Hizbullahçılar izlendi mi, önlem alındı mı? Anlaşıldığı kadarıyla bu yapılmadı. O halde “iktidar Hizbullahçıları serbest bırakarak radikal İslamcı çevrelere şirin göründü” eleştirilerinin biraz da olsa gerçeği yansıttığını söyleyenler yanılmış olmazlar değil mi?

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Karar yasal ama vicdani değil


Ergenekon sanıklarından Mehmet Haberal için hazırlanan “taburcu edilebilir” raporunu sakladığı gerekçesiyle İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Erhan Kansız tutuklandı.

Eli kanlı katiller serbest bırakılırken, bir kalp uzmanının üstelik “rapor sakladı” gerekçesiyle tutuklanması herkesi isyan ettirebilir.

Ancak sakin düşünürsek, uygulamada bir yanlış olmadığını görürüz. Kansız’ın tutuklanması yasalara uygundur. Ama vicdanları sızlattığı da kesindir.

Çünkü, Kansız, savcılar tarafından “terör örgütü” olarak nitelenen dava kapsamında suçlanmaktadır. Bu durumda tutuklamadan başka yapacak bir şey yoktur.

Sorun, Türkiye’nin aydınlarının, gazetecilerinin, bilim adamlarının “terörist” sıfatıyla yargılanmasından ve bu konuda bir türlü karara varılamamasından kaynaklanmaktadır.

Bunu yaratanlar vicdani sorumluluğundan kurtulamayacaklardır.

*****


Elmanın içindeki kurt dışarı çıkmadan elmayı tarif edemez.
(Rüştü Alçı)

*****


“Daha fazla özgürlük!” diyen AKP, çizdiği yasakçı tabloyla Yas-AK Parti olma yolunda ilerliyor! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR