Gençler mutlaka biliyorlardır, internette biraz araştırınca ben de aslında şarkılarından bazılarını dinlemiş olduğumu hatırladım. Adı Pink. Henüz 28 yaşındaki bir Amerikalı rock şarkıcısı. Bir iki film deneyimi de var. Ama çok genç yaşında o kadar çok ödül almış, CD’leri o kadar çok satmış ki, insan şaşırıyor.
Hangi kanaldı hatırlamıyorum (Dream TV olabilir) son derece güzel bir sarışın şarkı söylüyor. Ama alışık olmadığımız biçimde şarkının Türkçesi de alt yazı olarak veriliyor. “Sayın Başkan” yazısını görünce ilgimi çekti ve izlemeye devam ettim.
Bu arada kızım Begüm’e sordum “Bunu tanıyor musun?” diye. Begüm “Ooooo hangi dünyada yaşıyorsun, şimdi herkes bu kızı konuşuyor hatta şarkısı yasaklanmasın diye millet bilgisayarına kopyaladı bile” dedi.
Ben de “Niye yasaklansın ki?” diye sordum. Yine cevapladı: “Tayyip Erdoğan’ın Başkan Bush’la arası çok iyi ya, işte bu nedenle Türkiye’de şarkıya yasak gelir diye endişelenenler var.” Gençler müthiş.
Pink “I am not dead” adlı son albümünde ABD Başkanı Bush’u eleştiren “Dear Mr President” adlı bir şarkı yazmış. Bu şarkıda Bush hem Irak savaşı, hem Amerika’da başgösteren yoksulluk, hem de eşcinsellere yönelik politikaları açısından eleştiriliyor.
Pink’in bu albümü şu ana kadar 3.8 milyon satmış. Ama internet aracılığı ile satın alıp bunu kendi arşivlerine koyanların sayısı birkaç milyonu aşmış durumdaymış.
Sanatın, özel olarak da müzik sanatının önemli işlevlerinden biri de bu. Kim bilir kaç milyon genç, aslında Bush’un politikaları, Irak’ın bombalanması konusunda belki hiçbir şey düşünmüyordu. Ama bir şarkı bu konuyla ilgili hiçbir fikri olmayanları bile harekete geçirebiliyor.
Şarkının etkisi kendini göstermiş olmalı ki, klibini yayınlayan TV kanalları alt yazı koymayı da ihmal etmemiş.
Tavsiye ederim, eğer müzik kanallarından birinde bu şarkıyı yakalarsanız mutlaka sonuna kadar dinleyin. Bir kere müzik çok güzel. Kız zaten güzel. Sözler de çok anlamlı.
İşte şarkının sözleri
Sayın Başkan
Gel benimle bir yürüyüş yap
Yalnızca iki sıradan insan gibi
Ve benden daha iyi değilmişsin gibi davranalım
Sana bazı sorular sormak istiyorum
Eğer dürüst konuşabilirsek
Sokakta onca evsizi gördüğünde ne hissediyorsun?
Aynaya baktığında ne hissediyorsun, gururlu musun?
Geri kalanımız ağlarken nasıl uyuyorsun?
Bir annenin elveda demeye fırsatı yokken nasıl rüya görüyorsun?
Nasıl başın dik yürüyorsun?
Sayın Başkan
Yalnız bir çocuk muydun?
Nasıl söylersin geride hiçbir çocuğun kalmadığını?
Aptal ve kör değiliz.
Hepsi senin hücrelerinde oturuyor
Sen cehenneme giden yolu döşerken
Nasıl bir baba kendi kızının haklarını elinden alırdı?
Ve nasıl bir baba eşcinsel olduğu için kızından nefret ederdi?
First Lady’nin ne demesi gerektiğini yalnızca hayal edebiliyorum
Viski ve kokainden uzun bir yol katettin
Geri kalanımız ağlarken nasıl uyuyorsun?
Bir annenin elveda demeye fırsatı yokken nasıl rüya görüyorsun?
Nasıl başın dik yürüyorsun?
Yine de gözlerime bakabilir misin?
Sana sıkı sıkı çalışmaktan söz edeyim
Bir bebek yoldayken minimum maaş
Sana sıkı çalışmaktan bahsedeyim
Bombalar onları götürdükten sonra evlerini yeniden yapmak
Sana sıkı çalışmaktan söz edeyim
Bir karton kutudan bir yatak yapmak
Sana sıkı çalışmadan söz edeyim
Sıkı çalışmak hakkında hiçbir şey bilmiyorsun
Geceleri nasıl uyuyorsun?
Nasıl başın dik yürüyorsun?
Sayın Başkan
Benimle asla bu yürüyüşe çıkamazdın değil mi?
Şeyh uçmaz mürit uçurur
Ne güzel söylemiş atalarımız; “Şeyh uçmaz, mürit uçurur” diye.
Bunun son örneklerinden birine AKP’nin Kızılcahamam toplantısında tanık olduk. Bir grup AKP’li Başbakan Tayyip Erdoğan’ı “Nobel Barış Ödülü”ne aday göstermek istemiş. Konu bir hayli de konuşulmuş ve aday gösterme prosedürü bile incelenmiş.
Peki Tayyip Bey’e Nobel Barış Ödülü neden layık görülüyor?
Efendim geçenlerde İsrail ve Filistin Devlet Başkanları Ankara’ya geldi ya. İşte barışı sağlayan adam olarak Tayyip Bey’in de bu şekilde onurlandırılması uygun görülmüş. İşte “Şeyh uçmaz mürit uçurur” atasözü burada kendini gösteriyor. Zaten bunu tarif edecek başka da laf var mı ki?
Tahmin ediyorum Başbakan bu öneriden hoşlanmıştır hoşlanmasına da “Arkadaşlar sakın böyle bir girişimde bulunmayın, dünyaya karşı zor durumda kalırız” demiştir.
Paranın tanrı olmasına ek!
Başkomutan’la Başbakan’ın Suudi Kralı’nın ayağına gitmesini eleştirirken “Para tanrı mı oldu?” diye sormuştum. Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi’nin dün Milliyet’e verdiği röportajı okurken “Bunların tanrısı kesin para olmuş” yargısına bir kere daha vardım.
Çünkü büyükelçi Suudi Kralı’nın Ankara’da çok para harcadığını savunarak “Bundan Ankara da (şehre hareket geldi diye) mutlu olmalı” diyor.
Suudi Arabistan İslamiyetin merkezi sayılır. Böyle bir ülkenin her şeyi paraya bağlaması, paradan başka bir şey konuşmaması insana dokunuyor.
“Çok param var, o halde her şeyi yapabilirim” mantığı ile hareket eden Suudi Arabistan, İslam’a katkı mı sağlıyor yoksa zarar mı veriyor, bunu iyi düşünmek gerek.

