Dünkü Malezya bugünkü Türkiye

Haberin Devamı

Türkiye’nin Malezya’ya benzetilmek istendiğini 11 yıl önce yazmıştım

AKP iktidarının Türkiye’yi Malezya’ya benzetmek istediğini seçimlerden önce bir yazımda yazmıştım. Ancak o yazıyı yazarken aklımdan “Ben bunu yıllar önce daha ayrıntılı biçimde yazmıştım” diye geçirmiştim. İnternette arama yaptım ama yazıyı bulamadım.

Derken Malezya örneği daha geniş kesimler tarafından da kullanılmaya başlanınca bu kez “O yazıyı bulmam şart oldu” dedim. Ne zaman yazmış olacağımı düşünürken, Erbakan’ın 10 günlük İran, Pakistan, Singapur, Malezya Endonezya gezisi sırasında olabileceği geldi aklıma. Arşivimi karıştırıp o tarihteki yazıları aramaya başladım ve sonunda buldum.

Üstelik bir değil iki yazı yazmıştım. Yazıyı hemen bulamamamın nedeni, o tarihte henüz internete geçmemiş olmamızdı. Bu yazılardan çok değil 10 gün sonra Sabah Gazetesi de internet ortamına taşınmış meğer ve ben de “Müjde artık yazıları internetten okuyabilecek ve mesaj da atabileceksiniz” başlıklı bir yazı yazmışım.

Yani sadece 10 gün için arşivimi çıkarıp taramam gerekti.

Erbakan’ın rüyası

10 günlük o geziye Sabah Gazetesi adına katılmıştım. Malezya’ya geldiğimizde de bugünkü köşe yazılarına göre hayli uzun ve ayrıntılı bir yazı yazmışım.

Bu yazıda şöyle diyorum “Anlaşıldığı kadarıyla bu gezinin asıl amacı Malezya imiş. İran ve Pakistan sanki işin makyajı gibi geldi bana (...) Erbakan Türkiye’de Atatürkçü ve Cumhuriyetçi gelenekleri yıkamayacağını çok iyi biliyor (...) Erbakan Türkiye’nin İran veya Pakistan gibi olamayacağının farkında. Refah ve lideri Erbakan Türkiye’nin Malezya gibi olabileceğini düşünüyorlar.”

Malezya ile ilgili ayrıntılı bilgiler de verdiğim yazıyı tekrar okuyunca, o günün Malezya’sı ile bugünün Türkiye’si arasında bazı önemli benzerlikler olduğunu da gördüm.

11 yıl önceki yazıda Malezya ile ilgili bilgiler verirken şunlara değinmişim. “Malezya’da halkın tamamı Müslüman değil. Müslümanlar’ın oranı yüzde 60 kadar. Halkın yüzde 32’si Çinli. Müslümanlık dışında en saygın din Budizm. Taoculuk, Konfüçyüs, Hıristiyanlık ve Bahailik de var.

(...) Ekonomiye tamamen Çinliler hakim. Onlar din olarak öne geçemeyeceklerini bildikleri için Müslümanlarla çatışmaya girmiyorlar ama ekonomiyi yönetiyorlar (...) Malezya ekonomisi hızla yükseliyor. Ülke İngiliz, Fransız, Alman, Amerikan şirketleriyle doldurulmuş. Başkent Kuala Lumpur’da birbiri ardına gökdelenler dikiliyor.”

“(...) Ülkede çifte hukuk uygulanıyor. Müslümanlar şeriat yasalarına tabi, diğer kesimler içinse normal hukuk uygulanıyor. Ancak anayasadaki değişiklikle şeriat hükümleri Müslüman olmayanlara da uygulanmaya başlanacak.”

“(...) Malezya’da bu yapı hoşgörü ve diyalogla açıklanıyor. Erbakan ve arkadaşlarını heyacanlandıran bu. Sürekli bizim bunu Türkiye’de de gerçekleştirebileceğimizi söylüyorlar....”

O günden bu güne

Yazdığım yazılardan çıkardığım örneklere baktıktan sonra şunu söyleyebilirim; Malezya’da “değişim!” 11 yıl öncesinden başlamıştı. Şeriatçı Malay yönetimi ekonomiyi tamamen Çinlilere ve yabancılara bıraktıktan sonra, bunu bir “hoşgörü ve karşılıklı anlayış” kılıfına sokarak şeriat rejimini uygulamaya başladılar.

Bundan Çinlilerin ve yabancıların şikâyeti yok. Çünkü kimse onlara karışmıyor ve onlar da Malezya’dan çok büyük paralar kazanıyor.

Şimdi yukarıdaki özet örneklere bakarak Türkiye’nin bugünkü durumunu ele alalım. Türkiye’de nüfusun yüzde 98’i Müslüman. Türkiye’de Malezya’daki gibi başka bir ulus ve din yok. Ama ekonominin yarıdan fazlası yabancıların elinde. Tıpkı Malezya’daki gibi gökdelenler ardı ardına yükseliyor, ekonomideki rakamsal veriler müthiş hale geliyor.

Bu durumda ne olup bittiğini düşünmeyen halkın bir şikâyeti yok. Onlar için zaten kendileri gibi olanlar iktidarda ve bunun nemasını yemeye çalışıyorlar.

Ekonomiyi yöneten yabancılar için de sorun yok. Onlar sadece kazandıkları paraya bakıyorlar. Özellikle Avrupa Birliği sayısal demokrasiyi yeterli gördüğü için sesini çıkarmadan parasını kazanmayı sürdürüyor.

İşte Malezya böyle bir ortamda şeriat ülkesi haline geldi. Türkiye’nin de önümüzdeki 5-10 yıl içinde böyle olmayacağını kimse söyleyemez. Çünkü bazı kurallar dünyanın her yerinde geçerlidir. Malezya ekonomiyi ellerinde tutan yabancıların elinde nasıl şeriata teslim olduysa, Türkiye için de bu kaçınılmaz olabilir.

Pek moda olan ve söylendiğinde akan suların durduğu “her şeyin başı ekenomi” sözü, Malezya’da bu sonuca yol açtı. Türkiye’nin de gidişi bu yöndedir.

Buradaki tek umut verici gelişme, Türkiye’nin Malezya ile asla kıyaslanamayacak tarihi geçmişi ve halkının Malezya halkından kafaca daha üstün olmasıdır.

Malezya konusuna devam edeceğim.

***

Malezya geçen 11 yıl içinde “şeriatın artık katı biçimde uygulandığı” ülke haline geldi. Oysa 11 yıl önce Çinlilerin yarattığı “ekonomik mucize” nedeniyle irticanın bu kadar hızla gelemeyeceği sanılıyordu

11 yıl öncesinin başbakanı Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının rüyası Türkiye’yi Malezya’ya benzetmekti, çünkü Türkiye’nin bir Afganistan, Pakistan ya da İran olamayacağını biliyorlardı

*****

Seyircisiz maç

Cumartesi günü yazdığım “seyircisiz maç olmasın, hasılat ev sahibine bırakılacağına iyi bir iş için kullanılsın” yazıma pek çok destek geldi. Bu arada yeni öneriler de var.

Galatasaray- Beşiktaş maçının ne kadar zevksiz ve heyecansız geçtiğini hepimiz izledik. Bunun böyle olmaması lazım.

Ayrıca seyircisiz maçla kim cezalandırılıyor? Taraftar mı, kulüp mü yoksa tüm spor severler mi?

Bu arada birçok sporsever seyircisiz maçla ev sahibi takımla birlikte rakip takımın da cezalandırıldığı düşüncesinde. Örneğin bu hafta Beşiktaş seyircisinin suçu neydi ki onlar da ceza gördü.

Suat Sarı adlı bir okurumun şöyle önerisi var. Diyor ki “İlle de seyircisiz oynanacaksa, bari rakip takıma ayrılan kontenjanın doldurulmasına izin verilsin. İki takım da cezalandırılmasın. Kendi maçında, kendi sahasında sadece rakip takım seyircisini gören takımlar artık daha düzenli olmak zorunda hissedeceklerdir.”

Haksız değil ama...

DİĞER YENİ YAZILAR