Başsavcı’nın DTP hakkında açtığı kapatma davası yepyeni bir sürecin de başlamasına neden olacak. İddianameye bakınca mahkemenin davayı “kapatma” ile bitireceği çok belli oluyor.
Başsavcı’nın dava açmasından önce MHP’nin Meclis’teki DTP’lileri atmak ve partiyi kapatmak için harekete geçmesine çok şaşırmıştım. Çünkü bana öyle geliyor ki MHP popülist amaçlarla DTP düşmanlığıyla prim yapmak istiyor. Oysa DTP’nin kapatılması ve milletvekillerinin tutuklanması faydadan çok zarar getirecektir.
Ve bu nedenle iddialı biçimde diyorum ki “DTP’nin kapatılmasını ve milletvekillerinin de hapse girmesini en çok PKK istiyor.”
Nedeni çok basit; DTP’nin kapatılması ve milletvekillerinin hapse atılması Türkiye dışında büyük yankı yapacaktır. Batı basını Türkiye’de demokrasinin ayaklar altına alındığını, halkın iradesinin hiçe sayıldığını, Türkiye’nin aşırı milliyetçi duygularla Kürtler’i yok etmeye çalıştığını söyleyecektir.
Dünya kamuoyu aynı bir askeri darbeye vereceği tepkiyi verecektir buna. Yani bu oyunu görmek ve soğukkanlı olmak gerekir.
MHP’nin bu konudaki duygularını anlıyorum elbette. Seçimden sonra yaptıkları çok önemli stratejik hatalarla AKP’nin hem önünü açtılar hem de manevra alanını genişlettiler. Şu anda ellerindeki tek koz şehitler. Nitekim şehit cenazelerinde de ön saflarda MHP’lileri görüyoruz.
Ancak şu da bir gerçek ki, AKP bu kozu da daha iyi kullanıyor. Seçimlerden önce Başbakan miting meydanlarında MHP ile DTP’nin aynı Meclis’te olmalarının facia olacağını ileri sürüyor ve “Sürekli kavga edecekler, bizim hizmet yapmamızı önleyecekler” diyordu. Ancak AKP lideri seçimden sonra konunun kendi elinde daha faydalı olacağını fark ederek, beklenenin aksine DTP ile kavgaya kendisi girdi.
Buna karşın Erdoğan kıvrak politika ile hem DTP kavgasını sürdürüyor hem de bu partinin kapatılmaması gerektiğini söylüyor.
DTP’nin hal ve gidişine bakınca sanki kapatılmak isteniyor görünümü sergiliyordu. Çünkü belli ki legal oynamaktansa yeraltına çekilmeyi daha elverişli görüyorlar. Legal politika yapmaya kalktıklarında söyleyecek fazla bir şeyleri olmadığı ortada. Ama yeraltına çekilince iş farklı hale geliyor.
Şimdi iş fiiliyata döküldü ve Başsavcı kapatma davasını açtı. Konu mahkemede olduğuna göre sadece şunu söylemek isterim: “Türkiye tuzağa düşmemeli!”
Sokaklarda “PKK’yı Meclis’ten atın” diye bağırmak yürekleri ferahlatabilir, bazılarına “vatanı daha çok sevdikleri” hissini verebilir, ama bu karar bu aşamada çok doğru olmayacaktır.
Biraz nezaket biraz da görgü
Görgü yaşam biçimiyle ilgilidir. Çevrenizden edinirsiniz. Tabii aynı zamanda öğrenilir de. Eğitim ve kültür düzeyi arttıkça görgü katsayınız da artar. Paralı olmanın görgüyle alakası yoktur.
Nezaket ise eğitim, kültür ve yaşam biçimiyle bağlantılı olsa da biraz ruh gerektirir. Kibarlık öğrenilmez, akıllı olan en azından taklit etmeye kalkar.
Hürriyet Gazetesi yazarlarından Ahmet Hakan dün benim Ahsen Unakıtan’la yaptığım telefon konuşmasını yazdığım yazıya atıfta bulunmuş. Benden söz ederken de “Can Ataklı adlı köşe yazarı” tanımını kullanmış.
Can Ataklı 30 yılı aşkın süredir gazetecilik yapıyor. Bunun 20 yılı aşkın süresi aynı zamanda yazarlıkla geçti. Çok sık da televizyonlarda fikir ve görüşlerini anlatma fırsatı buluyor. Yani iyi kötü kamuoyunun tanıdığı bir isim.
Bu nedenle “Can Ataklı adlı köşe yazarı” tanımı çok yakışıksız. Çünkü bu tür tanımlar genellikle “hakaret” maksatlı kullanılır. Ahmet Hakan’ın “hakaret” kastı taşıdığını sanmıyorum, aramızda bugüne kadar rahatsızlık verecek en küçük bir olay bile geçmedi. Nedeni, olsa olsa nezaketsizlik veya görgü kurallarını bilmemektir. Bunu da doğal karşılıyorum. Bu nedenle en azından meslek kıdemi fazla olan biri olarak “Başka yazarlarla ilgili tanımlamalar yaparken lütfen özen gösterin” demek istiyorum.
“Çıkmaz Sokak Çocukları” ve emekli orgeneraller
Çarşamba akşamı Tiyatro İstanbul’da “Çıkmaz Sokak Çocukları” adlı oyunun galasında çok ilginç birkaç saat geçirdim. Gala için gelen ve hepsi ayrı dönemlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepe noktalarında bulunmuş emekli orgenerallerle programlanmamış biçimde görüşme fırsatı buldum.
Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, İlhan Işık, Edip Başer, Çevik Bir eşleriyle birlikte oyunu izlemeye gelmişlerdi. Emekli generalleri hiç de mutlu bir havada görmedim. Tedirgin oldukları anlaşılıyordu. Ama “yazılmamak kaydıyla” bile konuşmadılar. Belli ki böyle bir dönemde söyleyeceklerinin yanlış anlaşılmasından çekiniyorlar. Gerçi Kemal Yavuz Paşa Kanaltürk ekranlarında görüşlerini sürekli açıklıyor ama, o da güncel konulara pek girmek istemedi.
Tabii ne olursa olsun yine de laf lafı açmıyor değildi. Örneğin eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İlhan Işık bir sınır ötesi harekât için ille uçakların sınırı geçmesine gerek olmadığını söyleyerek “Bugünkü teknolojide akıllı bombalar var, kendi hava sahanızdan atıp üsse geri dönersiniz, bomba gider hedefini bulur” dedi örneğin.
Emekli Orgeneral Edip Başer de sınır ötesi harekâtın kamuoyunun beklediği anlamda sonuç vermeyeceğini belirterek “Terör tek tek terörist öldürerek bitirilmez. Kaynaklarının kurutulması gerek” diye konuştu.
Emekli Orgeneral Çevik Bir’e “Nasıl görüyorsunuz?” diye soracak oldum “Eee anlat bakalım Can, ne olacak, siz daha iyi biliyorsunuz” deyince karşılıklı manidar biçimde gülüştük.
Kemal Yavuz Paşa’ya Kanaltürk’ün satılıp satılmadığını sordum. Kanalın büyük baskı altında olduğunu, işlerin her gün zorlaştığını ama Tuncay Özkan’ın direndiğini belirtti hatta “Müthiş bir teklif bile geldi. Ama Tuncay Bey geldiği yere bakarak bu teklifi reddetti” bile dedi.
Oyuna gelince. Çok ilginç, ama ağır ve zor bir oyun. Lyle Kessler’in yazdığı oyunu Türkçe’ye Ali Neyzi kazandırmış, yönetmenliğini ise Gencay Gürün yapıyor.
Üç kişilik oyunda Hayat Bilgisi dizisinden tanıdığımız Serhan Aslan harikalar yaratıyor. Diğer genç yetenek Ömer Akgüllü ise çok başarılı. İki çok genç oyuncuyla sahneye çıkma cesareti gösteren Türk tiyatrosunun en önemli isimlerinden Cüneyt Türel ise her türlü takdirin üzerinde. Bu rolü Amerika’da Al Pacino oynamış.
Sadece komedi izlemek istemeyenlere, iki çok yetenekli gencin sahne performasına tanık olma şansını değerlendirmelerini tavsiye ederim.

