Aralarında eski bakanların da bulunduğu 72 eski DYP’li milletvekili henüz 28 yaşında olan Burak Küntay’ı DP’ye Genel Başkan yapmak için kolları sıvadı
Burak Küntay’ı tanıyalı 10 yılı aşkın bir süre oldu. Henüz 17 yaşındaydı. O sırada Amerika’da okuyordu. Türk öğrenci derneklerinden birinin başkanıydı, ama asıl amacı tüm Türk öğrenci derneklerinin toplandığı federasyonun başkanı olmaktı. Sonunda oldu da. Amerika tarihindeki en genç Türk Federasyon Başkanı unvanını aldı, ki ondan sonra onun yaşında hiçbir Türk öğrenci tekrar bu göreve seçilemedi. Tahminim zaten aday da çıkmadı, çünkü 18 yaşındayken böyle bir işe kalkışmak cesaret işidir.
Burak Küntay aldığı siyaset bilimi eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye döndü. Bir süre CHP Gençlik Kolları Başkanlığı yaptı. Sonra akademik hayata geçti. Şu anda Bahçeşehir Üniversitesi’nde Siyaset Okulu’nun başında.
Dün Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür’ün köşesinden öğrendiğime göre bazı eski DYP’liler kasım ayında toplanacak DP Kongresi’nden başkan adayı olması için Burak Küntay’ın kapısını çalmışlar. Demişler ki “Türkiye’nin artık çok genç ve yetenekli isimlere ihtiyacı var. Gün Türkiye’ye hizmet günüdür. Gel DP’ye Genel başkan adayı ol. Bizler de destekleyelim.”
Yazıyı okuyunca içimi garip bir heyecan sardı. Çünkü eğer bu girişim gerçekleşirse, Türk siyaseti bir devrime tanık olacaktır. İlk kez henüz 28 yaşında olan bir siyasetçi köklü geçmişi olan bir partinin başına geçecektir.
Doğal olarak Burak Küntay’ı aradım. Küntay böyle bir görüşmenin yapıldığını belirterek “Aslında çok şaşırdım. 30 yaşıma bile gelmemişken böyle bir teklifin gelmesi elbette çok gurur verici. Şimdi önce ailemle görüşüp sonra da inandığım güvendiğim isimlere danışacağım” dedi.
Burak Küntay’ı çok zorlamak istemedim. Böyle bir kararı almak herhalde kolay değil, o halde düşünsün taşınsın.
Daha sonra kendisine bu teklifi götüren isimlerden eski DYP’li milletvekili Hasan Peker’le konuştum. Peker geçtiğimiz günlerde aralarında eski bakanların da bulunduğu 72 eski DP milletvekili ile Kumburgaz’da bir araya geldiklerini anlatarak “Orada gördük ki durumdan herkes şikâyetçi. Türkiye’nin önünün açılması, gönlü Türkiye sevgisi ile dolu olan insanların hizmet şansı bulabilmesi için partimizin mutlaka büyük bir atağa kalkması gerekiyor. Biz ne yazık ki devletin hukukunu savunma telaşına düşerken halkın hukukunu bir kenara bıraktığımızı fark ettik. Bunu aşmak için de yepyeni bir soluğa ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Bunu yapabilecek, genç, iyi eğitimli, vizyonu geniş olan isimler üzerinde dururken Burak Küntay adı öne çıktı” dedi.
Hasan Peker’e “bu gerçekten devrim olur. Kendi adıma söyleyeyim; eğer DP böyle bir hamle yapabilirse Türkiye adına çok önemli bir adım atılmış olur. Siyasete genç ve yetenekli başka birçok isim kazandırma şansı yakalanır. Türkiye kemikleşmiş dar siyasi kadrolardan kurtulabilir” dedim.
Burak Küntay böyle bir atağa hazır mı, bunu ister mi şu anda bilemiyorum. Ama henüz 28 yaşındaki bir gence geçmişi köklü olan bir siyasi partinin Genel Başkanlık koltuğunu sunabileceğini düşünmesi bile çok ileri adımdır. Keşke umulanlar gerçekleşse de Türk siyaseti yepyeni, yıpranmamış, çağdaş, geniş vizyonlu genç insanlara kavuşsa.
Eski paşalar ters düşüyor
Daha önceleri “Bunlar Genelkurmay adına konuşuyor” denilen bir takım emekli generaller şimdi farklı davranıyor. AKP iktidarından sonra değişim geçirdikleri gözlenen bazı emekli generaller Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın konuşmalarının yanlış olduğunu anlatıyorlar.
Örneğin önceki gün bir kanala çıkan emekli generallerden biri “Gece yarısı açıklaması büyük yanlıştı” dedikten sonra “Harp Akademileri’nde yapılan konuşmanın da bir manası yok” diye konuştu.
Bu tuhaf değişimi askeri iyi tanıyan bir uzmana sordum. Şöyle cevap verdi: “İki nedeni olabilir. Birincisi bu konuşmaları yapanlar son zamanlarda AKP’nin de desteğini alarak bazı ticari menfaatler içine girdiler, Genelkurmay bundan rahatsız. İkincisi de aynı kişiler ülkeyi kurtarmak adına bir takım yanlış ilişkiler içine giriyorlar. Genelkurmay bundan da rahatsız. Emekli bazı askerler de bunun öfkesiyle şimdi eleştiriye başladılar.”
Referanduma katılmama kampanyası
Son birkaç gündür internet üzerinden mail zinciri ile bir kampanya yürütülüyor.
Buna göre 21 Ekim’de yapılacak anayasa değişikliği referandumunu boykot çağrısı yapılıyor.
Çağrının bir bölümünde “Oylamaya katılmayın. Çünkü siz hayır deseniz bile evet oyları daha fazla çıkacaktır. O halde bırakın sadece AKP’liler oy kullansın. AKP’nin gerçek oyu ortaya çıksın.”
Bu doğru bir mantık mı bilemiyorum. Referanduma katılmamakla sorun çözülür mü, orası da meçhul.
Ancak yeri gelmişken bir kere daha yazmak istiyorum. Türkiye 21 Ekim günü dünyanın en garip referandumlarından birini yapacak.
Ortada bir anayasa değişikliği var ve bunun halk tarafından onaylanıp onaylanmayacağı ortaya çıkacak. Buna karşın bu değişikliği alelacele hazırlayıp Türkiye gündemine sokan AKP bile olumlu olumsuz tek görüş bildirmiyor.
CHP’den ve MHP’den de hiç ses yok. Ben de merak ediyorum; örneğin CHP bu referandumda halkın nasıl oy kullanmasından yana. Değişikliklere “evet” mi yoksa “hayır” mı denmesini istiyor.
AKP’den ise ilk kez dün ses çıktı. Başbakan referandumda evet denilmesini istedi ama sonraki sözleri çok kafa karıştırıcıydı. Çünkü Erdoğan “Altını çizerek söylüyorum, bu anayasadan evet çıkarsa 12. cumhurbaşkanı bu yöntemle seçilecek” dedi. Bu yepyeni bir hukuki bakış açısı. Maddede “11. cumhurbaşkanını halk seçer” denilirken Tayyip Bey bunun 12. olacağını nasıl ileri sürebiliyor.
Anladığım kadarıyla Tayyip Bey yine “çelik çomak oyunu” oynatmaya kararlı. Çünkü bu cümlenin başka amacı olamaz. Demek ki referandum konusunda bugünden itibaren yeni bir süreç başlayacak.
Herkes laik, peki kim değil?
Vatan’ın dünkü manşetini okurken ister istemez gülümsedim. Gerçi Vatan’ın manşetindeki haberlerin hepsi diğer gazetelerde de vardı ama, hepsi ayrı ayrı haber yapılmıştı. Vatan ise aynı konudaki tüm haberleri tek başlık altında toplamıştı.
1 Ekim önemli gündü. Meclis’in açıldığı gün, zaten aynı konudaki haberler de bu yüzden oluştu.
Cumhurbaşkanı, her yasama döneminde olduğu gibi Meclis’te ilk konuşmayı yaptı. Cumhurbaşkanı’nın üzerinde durduğu en önemli konu laiklikti. Cumhurbaşkanı laikliğin önemini ve ona verdikleri değeri anlattı.
Meclis Başkanı da Cumhurbaşkanı’nı kürsüye davet etmeden önce kendi konuşmasını yaptı ve o da üzerine basa basa laiklikten söz etti. Laiklikten kimsenin vazgeçemeyeceğini, Anayasa’nın ilgili maddelerinin değiştirilmeye kalkılamayacağını belirtti.
Meclis’teki açılış törenine aynı sırada İstanbul’daki Harp Akademileri’nin açılışı olduğu gerekçesiyle katılmayan Genelkurmay Başkanı da aynı yönde mesaj vererek “laikliğe kimse dokunamaz” dedi.
Şimdi gel de gülümseme. Devletin en tepesindeki üç kişi de “laiklikten vazgeçilemez” diyor. İyi güzel de bu durumda laiklikten vazgeçmek isteyen kim ki, vazgeçilemeyeceği bu kadar vurgulanıyor?
Bu kendi kendimizi kandırmaktan öte bir şey değildir. Herkes biliyor ki bu ülkenin en tepe yerlerini işgal edenlerin önemli bir bölümünün laiklikle ilgili sorunları var. Bunu kendilerine en az hasar verecek biçimde halletmek için türlü çeşitli oyunlar oynuyorlar. Anayasayı sözde çağdaş yapmak amacıyla baştan aşağı yenilemek istiyorlar.
Ama henüz bunu bu kadar açık seçik söylemekten korktukları için de resmi konuşmalarda laiklik vurgusu yapıyorlar.
Ben bu oyundan kendi adıma sıkıldım artık.
DP’den devrim niteliğinde atak
Haberin Devamı

