Domuz gribi geyikleri

Haberin Devamı

Artık Domuz gribi ile yatar kalkar olduk. Hele evinizde okul çağında bir çocuk varsa yandı gülüm keten helva. Kimi okuldan kaçmak için, kimi eğlenmek kimi de gerçekten korktuğu için Domuz gribinden başka bir şey konuşmaz oldu.

Haydi çocuklar neyse de büyükler arasında da öyle şeyler konuşuluyor ki, kimine gülüyorsunuz gülmesine de bazıları düşündürmüyor da değil.

Son zamanlarda tanık olduğum ve aklımda kalan Domuz gribi geyiklerinden bazılarını sizler için yazıyorum

Domuz Gribi mi?

- Eyvah boğazım da ağrımaya başladı.

- Üşütmüşsündür.

- Tamam da ya Domuz gribi olduysam.

- Yok domuzluğun tamam da grip belirtisi pek yok.

- ????

***


- Çok korkuyorum bu Domuz gribinden

- Neden?

- Nedeni var mı, salgını duymadın galiba.

- Duydum canım ne var ki?

- Nesi var mı, ya yakalanırsam?

- Yok yok sana bir şey olmaz.

- Nedenmiş o?

- Domuzda Domuz gribinin işi ne?

- ???

***


- Sağlık ocağına aşı gelmiş.

- Eee, ne yapalım?

- Valla ben gidip olucağım.

- Ben olmam.

- Neden, Başbakan mı kızar?

- Yok abi aşılar domuzdan yapılıyormuş.

***


- Abi anlamadım bizde Domuz gribi nasıl oluyor?

- Ne demek nasıl oluyor, bayağı oluyor işte.

- Tamam da abi bizde domuz yenmiyor ki?

- Nasıl yani?

***


- Grip oldum ama ayakta geçirdim.

- Nasıl dayandın?

- Valla ilaçlar falan, çaktırmadan işe gidip geldim.

- Ama başkasına zarar verdin demek ki.

- Ne yapayım abi kendime “Domuz gribi olmuş” dedirtmem.

- Niye ki, ne var bunda?

- Niyesi var mı, herkes beni domuz eti yedim sanar sonra.

- Kim söyledi bunu sana.

- Mahalledeki bakkal.

***


- Hayrola nereye?

- Sağlık ocağına Domuz gribi aşısı gelmiş.

- Eeee?

- Eee’si var mı, aşı olacağım işte.

- Nerden aklına geldi?

- Başbakan olmayacağını söyledi ya.

- Tamam söyledi?

- İnadına işte.

***


- Abi biliyor musun sağlık bakanı baştan hata yaptı.

- Niye?

- Gribin adını yanlış söyledi?

- Ne fark eder ki?

- Fark etmez mi abi, Domuz gribi deyince millet kaçıyor işte.

- Ne diyecekti?

- Valla Aslan gribi dese herkes aşı olmuştu bile.

***


- Hayatım bu Domuz gribinin en tehlikeyi yanı neymiş biliyor musun?

- Bilmiyorum.

- Virüs mutasyona uğrayabiliyormuş.

- Eeee ne oluyormuş o zaman.

- Çok daha tehlikeli hale geliyormuş.

- Mutasyon nedir ki?

- Valla nasıl anlatsam ki?

- Bir örnek ver.

- Valla şöyle anlatayım bari. Hani seninle alışverişe gittiğimizde sakin sakin geziyoruz ya bazen.

- Eee

- Hani ben yanlışlıkla güzel bir kadına bakıyorum ya bazen.

- Eee.

- Senin o sakinliğin birden gidiyor da o andan itibaren bir haftamı rezil ediyorsun ya.

- Eee,

- Ne eee’si mutasyona uğramak böyle birşey.

- Bak şimdi...


***



PAZAR FIKRALARI

Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralardan oluşturduğum demeti birlikte okuyalım;

Sevgiliye hava

Sevgilisine hava atmak için onu götürdüğü son derece şık İtalyan restoranında delikanlı menüyü okuduktan sonra dudaklarını kibarca yalayıp “Biz şu en alttaki Giuseppe Spomdalucci şarabını istiyoruz” demiş. “Özür dileriz efendim” diye cevap vermiş garson, “O buranın sahibi ”

Buz hokeyi

İki kadın barda otururlarken birisi okuduğu magazinden başını kaldırıp “Biliyor musun” demiş, “Yüzde erkek bir kavgayı sona erdirmenin en iyi yolunun sevişmekten geçtiğini düşünüyormuş.” Diğeri “Çok ilginç” demiş “O zaman buz hokeyi maçları seyrine doyumsuz bir spor haline gelirdi.”

Çamaşır değişikliği

Askeri birlik haftalardır arazide görev yapıp perişan bir hale gelince birlik komutanı askerlerini toplamış “Size bir iyi bir de kötü haberim var” demiş, “İyi haber şu ki bu gün çoraplarınızı, iç çamaşırlarınızı değiştirme kararı aldık.” Birlikte sevinç dolu bir çığlık yükselmiş, herkes mutlulukla birbirine sarılmış Komutan devam etmiş; “Kötü haber de şu ki; Smith, sen Jones’la değiştireceksin, George sen Martin’le,Murphy sen..”


***



Yürek burkan bayram fıkrası

Bugün Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralardan birini ayırdım. Çünkü bu bir bayram fıkrası. Ama lütfen dikkatle okuyun. Esprisi var tabii, yine de gülüyoruz. Ama işin bir de yürek burkan tarafı var.

Ne yazık ki yitirdiğimiz bazı değerlerin hatırlanması için belki de fıkralara başvurmak zorunda kalıyoruz artık. Sevgili Yıldırım Tuna’dan izin almadan çok küçük birkaç kelime değişikliği yaptım.

Okuyun ve kararınızı verin;

Kurban bayramından bir gün önce yaşlı adam “işleri çok yoğun olduğu” gerekçesiyle kendilerini görmeye pek gelmeyen oğlunu telefonla aramış, “Gününü rezil etmek istemezdim oğlum..” demiş, “Ama annenle boşanıyoruz.. 45 yıllık ıstırap yetti artık..!”

Oğlu “Ne? Baba? Neden bahsediyorsunuz siz?” diye telefonda bağırmaya başlamış.

“Birbirimizi görmeye tahammül edemiyoruz.. Her dakika didişmekten bıktık.. Lütfen kız kardeşini de ara ve durumu sen bildir. Bir de onu aramak istemiyorum” diyerek kapatmış telefonu yaşlı adam.

Oğlan hemen kız kardeşini “Kahretsin. Annemle babam boşanıyorlar” diye aramış. “Merak etme ağabey. Ben ilgilenirim” demiş kız kardeş telaşla ve hemen babasını aramış.

“Boşanmıyorsunuz” demiş, “Ben oraya gelene kadar da hiç bir şey yapmıyorsunuz. Şimdi ağabeyimi arıyorum, ikimiz de yarın sizdeyiz” ve telefonu kapatmış.

Yaşlı adam da telefonu kapatmış, dönmüş karısına “Tamam” demiş, “Çocukların ikisi de kurban bayramında yanımızda olacaklar. Yılbaşı için seninle ne numara buluruz artık bilemiyorum!”


***



Zavallı çocuk

Edebiyat öğretmeni Erhan Tığlı öğrencileriyle yaşadığı esprili günleri “Fıkra gibi” köşemize göndermiş. Bugün birini sizlere de sunmak istiyorum;

Edebiyat dersinde Namık Kemal’in “Zavallı Çocuk” oyununu işleyecektik. Öğrencilerden birine evde bu konuyu çalışıp çalışmadığını öğrenmek için: “Söyle bakalım, bugün Namık Kemal’in hangi eserini inceleyeceğiz?” diye sordum. Öğrenci kitabın kapağını açmamış olacak ki susup duruyordu. Arkadaşlarından biri onu bu kurtarmak istedi: “Zavallı çocuk, zavallı çocuk!” diye fısıldamaya başladı. Gülerek şöyle dedim: “Bak, arkadaşın seni ayıplıyor. Namık Kemal gibi bir vatan şairinin eserini bilemediğin için sana zavallı çocuk diyor.”


***



Bu bayramda da yüzlerce acemi kasap kendini kesti. Koyun da kasap daa

can derdindeydi!

(Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR