Domuz gribi çok pis kokuyor

Haberin Devamı

Daha ilk günden yazmaya karar vermiştim, sonra biraz zaman geçsin acele edip yanlış yapmayayım diye düşündüm.

Nitekim dün oturdum, domuz gribi olayındaki tuhaflıkları yazmaya başlamıştım ki, karşımdaki televizyondan Başbakan’ın sesi yükseldi:

“Ben domuz gribi aşısı yaptırmayacağım.”

Bana öyle geliyor ki, domuz gribi konusunda zaten pis kokular geliyordu, şimdi koku birilerini bayıltacak gibi.

Şuradan başlamak istiyorum: Domuz gribi Meksika’dan Amerika’ya sıçradıktan sonra tüm dünyada bir telaş başlamıştı. Önce buna ilgi göstermeyen Türkiye, daha sonra tehlikeyi fark etti ve çeşitli önlemler aldı.

Bakanlığın hızlı ve gerçekçi kararlar aldığını yazdık çoğumuz. Sonra iş biraz tavsadı. Havaalanlarındaki termal kameralar dışında konu pek konuşulmaz oldu. Derken bir süre önce Sağlık Bakanı bir basın toplantısı yaparak domuz gribinin çok tehlikeli olduğunu, Türkiye’nin tehdit altında olduğunu söyledi ve öleceklerin rakamını bile verdi.

Bu basın toplantısı beni de çok şaşırtmıştı. Ne olmuştu da bakanlık herkesi paniğe sevkedecek bir açıklama yapmıştı? Bakan önlem olarak 20 milyonu aşkın aşı alınacağını bunun için bağlantılar yapıldığını da açıkladı.

Bu basın toplantısına kadar Türkiye’de teşhis edilmiş domuz gribi vakası yoktu. Ama toplantıdan sadece iki gün sonra ilk vaka Ankara’da görüldü. Derken İstanbul sonra Diyarbakır ve başka iller. Ve ardından ölümler başladı. Şu ana kadar ölen sayısı 9’du.

Peki nasıl oldu da domuz gribi birden Türkiye’ye girdi?

İYİMSER YORUM: Bazı vakalar saptanmıştı, ama gerekli aşı olmadığı için halkı paniğe sevketmek istememişti bakanlık. Önlemler alınınca durum açıklandı. Hastalığa yakalananlar da açıklanmaya başlandı.

KÖTÜMSER YORUM: Bakanlık önlem olarak 500 milyon dolarlık aşı aldı. Birileri de ciddi komisyonlar kazandı. Bakanlık mecburen panik yarattı ve aşıya talebin artmasını sağladı. Türkiye gibi bir ülkede bu iki yorum da geçerli olur biliyorsunuz.

Ama tam bu sırada Başbakan’ın “Ben aşı yaptırmam” sözü bomba gibi düştü. Şimdi düşünün, eğer Başbakan aşı olmazsa, Türkiye’de bu aşıyı yaptıracak bir kişi çıkar mı? Çıkmaz. Peki aşılar ne olacak? Kimbilir Başbakan belki de oynanan oyunu fark etti ve “haydi madem kendi başınıza iş yaptınız, şimdi kendi başınıza çözün bakalım” demek istiyordur.

SONUÇ: Sağlık Bakanı artık yerinde duramaz. Hemen istifa etmesi gerek. Doğrusu siz bu satırları okurken çoktan istifa etmiş olmasıdır.

*****


Clinton’dan Erkan’a bilgisayar gelecek

İstanbul’da konferans veren eski ABD Başkanı Clinton’ı izledim. Cüneyt Ortan ile Ahmet San ikilisinin “geleneksel hale getirmek” istedikleri ve ilkini Sinpaş GYO’nun 35 yılı nedeniyle düzenledikleri Bosphorus Conferance’ın konuğu Clinton’u dinlemek gerçekten büyük keyifti.

Çünkü Clinton, bizim belge, darbe, imza, açılımlar tartışmaları arasında, aklımızda olan ama bir türlü sıra bulamadığımız konuları anlattı dinleyenlere. İklim değişikliği, çevre kirliliği, gelir dağılımdaki adaletsizlik nedeniyle hak etmedikleri halde sefalet içinde yaşayan milyonlar Clinton’ın ana konularıydı.

Clinton AB’den, Türk-Amerikan ilişkilerinden de söz etti tabii, eşinden aldığı bilgilerle Tayyip Erdoğanı da övdü bu arada. Gerçi eşinden aldığı bilgiler diyorum ama bazı kaynaklar Obama’nın pek çok konuda Bill Clinton’a danıştığını hatta Clinton’ın “gizli başkan” olduğunu da söylüyor.

ERKAN OLAYI: Konferansın en ilginç anlarından biri 10 yıl önce, henüz 6 aylık bebekken deprem bölgesini ziyaret eden Clinton’ın kucağına aldığı Erkan Işık’ın elinde Clinton’ın burnunu sıkarken çekilmiş fotoğrafıyla birlikte sahneye çıkmasıydı. Clinton önce anlamadı tabii ne olduğunu, sonra fotoğrafa bakınca hatırladı ve kahkahayı bastı. Bu arada Erkan Işık, Clinton’a bir mektup verdi. Bu mektupta Clinton’a teşekkür eden Erkan’ın bir de ricası vardı. Bir bilgisayar istiyordu. Clinton’ın mektubu toplantıdan sonra okuduğunu ve danışmanlarına “Döner dönmez bir bilgisayar gönderin” dediğini öğrendim.

GOOGLE’IN PATRONU: Clinton İstanbul’a dünyanın en büyük paylaşım sitesi Google’un iki numaralı patronu Eric Schmidt ile birlikte geldi. Ama Schmidt kim olduğunu kimeye söylemedi.

Clinton’un geldiği Boeing 767 tipi özel uçağın da Schmidt’e ait olduğunu öğrendim.

MUHTAR KENT’İN EVİNDE: Clinton konferası bittikten sonra Amerika’dan gelen Secret Service’nin koruması altında Coca Cola’nın başındaki Muhtar Kent’in evindeki yemeğe gitti. Clinton’ın yemeğe gidişi en çok benim işime yaradı.

KONVOY ÜYESİ: Çünkü toplantıdan sonra otelden çıkış trafiği çok sıkışmıştı. Ben de arabamı çıkaramıyordum. Tam otelin önünde çaresiz beklerken kapıda Clinton belirdi ve ABD Konsolosluğu’na ait siyah bir minibüse bindi. Benim arabam gerideki zırhlı koruma araçlarından birinin yanındaydı. İçinden inen siyah bir ajan “One minute please” dedi. Clinton ortada, iki önde iki arkada koruma aracı hareket etti. Yanım açılınca hemen son koruma aracının arkasına geçtim. Polis yolu kesip açtı tabii. Clinton’un 5 aracı ve ben bir çırpıda çıkıverdik otelden. Böylelikle yetişmem gereken Ülkü Erakalın’a saygı gecesine de yetişebildim. (Onu da yarın yazarım.)

*****


Bir iki ölü

Başbakan Meclis Grubu’nda konuşuyor. “Türkiye yönünü mü değiştiriyor?” yolundaki yorumlara öfkeli. Bunun öyle olmadığını anlatıyor.

Sözü bir ara İsrail’e getiriyor. İsrail ile ilişkilerin başka olduğunu, ama aynı İsrail’in Gazze’de yarattığı insanlık dramının eleştirilmesi gerektiğini de söylüyor.

Ve Başbakan örnek verirken “İsrail Gazze’den de kendilerine füze atıldığını söylüyor. Ben de merak ettim. Bu füzelerle kaç kişi ölmüş diye. Bir iki kişi ölmüş (bunu söylerken dudaklarını büküyor, önemsizmiş havası veriyor.) Oysa İsrail saldırılarında 1500 kişi öldü. İkisi aynı mı?” diyor.

Düz mantıkla doğru. Sen üç kişi öldürüyorsun öteki 1500. Haksızlık gibi. Oysa sonuç ölüm. Üç kişi ya da 1500 kişi, ölü sayısı üzerinden eleştiri yapmak bence çok şaşırtıcı. Başbakan İsrail’in vahşete varan saldırılarını eleştirmekte yerden göğe haklı, ama konuyu ölü sayısı üzerinden yaparsa bence hatalı olur. En azından kulağa hoş gelmiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR