Dokunulmazlığa da dokunalım

Haberin Devamı

Siyasi tartışmalar yine “dokunulmazlıklar” çevresinde yoğunlaşmaya başladı. CHP lideri Baykal, Başbakan Erdoğan’ı partisi hakkında yaptığı suçlamalar konusunda kamuoyu önünde tartışmaya çağırırken “Gel dokunulmazlıkları kaldıralım” dedi.

Baykal bununla da yetinmedi ve “Başbakan her seferinde sadece milletvekillerinin değil, tüm dokunulmazlıkların kaldırılmasını istiyor. Söz veriyorum, getirsinler o dokunulmazlıkları da kaldırmak için destek vereceğim” diye ekledi.

Dokunulmazlık “hassas” bir konu. Üstelik son derece de popülizme açık. Bugün halkın arasına girin ve “dokunulmazlıklar kaldırılsın mı?” diye sorun, alacağınız cevaplar yüzde yüze yakın “evet” çıkar.

Ancak ben bu konunun çok sömürüldüğüne ve siyasetçilerin de sadece “siyaset olsun” diye bu konuyu ikide bir gündeme getirdiklerine inanıyorum.

Kimse dokunulmazlıkların kaldırılmasından yana değil. Ama nasıl olsa kalkmayacağını bilince konuşmak da çok kolay oluyor haliyle.

Lafı çok uzatmadan sadece şunu söyleyeyim: CHP sık sık “dokunulmazlıklar kalksın” diyor. Peki kazara dokunulmazlık kalkarsa CHP’li milletvekillerini hatta Genel Başkan Deniz Baykal’ı kimi savcılardan, örneğin Ergenekon savcısından kim koruyacak.

Malum, Baykal Ergenekon konusunda sert çıkışlar yaparken “Evet ben Ergenekon’un avukatıyım” demişti. Eğer Baykal’ın dokunulmazlığı olmasa şu ana kadar çoktan gözaltına alınıp sonra da tutuklanmıştı.

Yine pek çok CHP’li milletvekili, kimi MHP’liler ve belki de bazı AKP’liler bile eğer dokunulmazlıkları olmasa Ergenekon davasından tutuklanabilir.

Bu yazıyı dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı olduğum için yazmıyorum. Yıllardır bu konunun çözülmesi için artık adım atılması gerektiğini belirtmeye çalışıyorum.

Ancak şunu da söylemeden geçemiyorum: “Dokunulmazlıklar kaldırılmamalı, ama milletvekilleri de iktidarın

hukuku kullanarak sindirme operasyonları yapmasına karşı bir şekilde korunmalı.”

Ergenekon olayı belki güncel bir konu olduğu için espri gibi de algılanabilir. Ama hukuk ve demokrasisi henüz tam olgunlaşmamış ülkelerde dokunulmazlıkların kaldırılması iktidarın muhalefet milletvekilleri üzerinde aşırı baskı kurmasına neden olabilir. Bu da demokrasi açısından felaket
demektir.

*****

Öteki dokunulmazlık alanları

Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunun sık sık gündeme gelmesinin tek sorumlusu Başbakan Erdoğan’dır. Çünkü Erdoğan, 2002 seçimlerinden önce Uğur Dündar’ın sunduğu TV programında “iktidara gelirlerse ilk iş olarak dokunulmazlıkları kaldırma” sözü vermişti. Aynı programın diğer konuğu Deniz Baykal da bu söze katılmıştı.

Sonuçta AKP iktidar oldu, ama Erdoğan verdiği sözü asla tutmadı. Erdoğan, sözünü tutmamasına “Biz sadece milletvekili dokunulmazlıklarını değil tüm dokunulmazlıkları kaldırmak istiyoruz, ama sistem buna izin vermiyor” sözleriyle gerekçe bulmaya çalıştı.

Bu sözler gerçeği yansıtıyor mu? Erdoğan’ın sözünü ettiği diğer dokunulmazlıklar nedir, kimlerin dokunulmazlığı vardır?

Güya kastedilen devlet memurları ile ilgili bazı kısıtlayıcı maddeler. Ama hepimiz biliyoruz ki, Erdoğan ve AKP’liler askeri dokunulmaz olarak görmek ve göstermek istiyor.

Şu doğru: Suç işleyen bir devlet memurunu istediğiniz an mahkemeye çıkaramıyorsunuz, bunun için bağlı bulunduğu bakanlıktan izin alınması gerekiyor. Yani bir tür dokunulmazlık var ama bu da siyasi iktidara bağlı. Siyasi iktidar suç işleyen bir bürokratın yargılanması iznini kendisi veriyorsa, bunun adı dokunulmazlık olmaz ki.

AKP, bugüne kadar kendi getirdiği hiçbir bürokrat için soruşturma ya da dava izni vermedi. Yani bu bürokratlar dokunulmazlıkları olduğu için değil AKP korumasında oldukları için kurtuldular.

Askerin durumu da farklı değil. Hiçbir asker dokunulmaz değil. Kuvvet Komutanlığı yapmış askerlerin bile hapiste olduğu bir ülkede hangi asker dokunulmazlığından söz edilebilir.

Bu aldatmaca da bitsin artık.

*****

Azarbeycan’da özel bir görev

Bu haftayı Azerbaycan’da geçiriyorum. Şu anda Bakü’deyim. Eylül ayında yapılması planlanan bir gezi Gürcistan’daki gelişmeler üzerine ertelenmişti. O tarihte gelsek gezinin anlamı “bilgilenme” olacaktı. Ama şu anda özel bir görevimiz var. Yarın bu ülkede Devlet Başkanlığı seçimleri yapılacak. İlhan Aliyev büyük bir destekle tekrar Devlet Başkanı seçilecek. Biz de bu seçimlerde “uluslararası gözlemci heyetlerinin” içinde yer alacağız.

Azerbaycan gezisini Marmara Grubu Vakfı düzenledi. Başkan Akkan Suver, AKP, CHP ve MHP milletvekilleriyle bir grup gazeteciyi davet etti. Ancak biz burada Azerbaycan’ın resmi davetlisiymiş gibi muamele görüyoruz. Devlet konuk evinde kalıyoruz. Pek çok bakan bizleri kabul ediyor, resepsiyonlar veriyor.

Bundan 9 yıl önce gelip gördüğüm Azerbaycan’ı tekrar ziyaret etmek benim için de ilginç oldu. Dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri olan Azerbaycan’la ilgili izlenimlerimi bugünden itibaren sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

*****

Ne konuştuğunu bilmiyoruz ki!

Başbakan Erdoğan dünkü AKP grup toplantısında yine esip gürledi. Medyaya yine çattı, muhalefeti vatanı sevmemekle eleştirdi.

Konuşmada bir cümle çok dikkatimi çekti. Erdoğan diyor ki, “Başbakan ABD’de şöyle konuşmalıydı diye nasihatte bulunuyorlar. Benim Bush’la ne konuştuğumu ne biliyorsunuz?”

Bu çok doğru bir saptama. Gerçekten Başbakan’ın Beyaz Saray’da Başkan Bush ile ne konuştuğu tam bilinmiyor. Çünkü Erdoğan bu tür görüşmelerde devlet kuralını bir kenara bırakıp kendi özel tercümanı aracılığıyla konuşuyor. Çoğunda da kayıt tutulmuyor.

Bush görüşmesi de böyle olmuştu. Başbakan bu görüşmede ne konuştuğunu açıklamadı. Buna karşın Amerikan basını her zaman yaptığı gibi bu görüşmeden birkaç gün sonra Beyaz Saray’dan aldığı bilgileri kamuoyu ile paylaştı. Görüşmenin ana hatlarını Türkiye de bu yolla öğrendi. Daha sonraki gelişmeler yaşandıkça ana hatları bilinen konular ışığında herkes yorum yapmaya başladı.

Oysa Başbakan “Ne konuştuğumu ne biliyorsunuz?” diye öfkeleneceğine Türkiye’nin hayati çıkarlarının söz konusu olduğu bu tür konuşmaları kamuoyuyla makul oranda paylaşmalı ve yanlış yorumların önüne kendisi geçmelidir.

Devlet yönetimi “Ben en büyüğüm, canımın istediğini yaparım, ister gizlerim ister açıklarım” mantığı ile yürütülmez ki.

*****

Cahilliğin eyleme geçişinden daha korkunç bir şey yoktur. Goethe

DİĞER YENİ YAZILAR