Sevgili okurlar; geçen haftayı da “açılım” sözleri ve tartışmalarıyla, ama galiba biraz daha sakinleşerek geçirdik. İstanbul’daki Dünya Bankası ve IMF toplantıları hepimizi ekonomiye yönlendirirken, İstanbullular ise “güvenlik önlemleri” nedeniyle trafik çilesi çekti. Hafta sonuna ise AKP’nin 3. Olağan Büyük Kongresi damgasını vurdu.
TÜSİAD toplantısı
İstanbul, dünyanın önemli ekonomik toplantılarından birine ev sahipliği yaparken, Türkiye’nin önde gelen sanayicileri ve iş adamları da klasik toplantılarından birini gerçekleştirdi. Bu toplantının önemi herhalde, AKP iktidarına başından bu yana ilk kez “sesimizi çıkaralım artık” seslerinin de yükselmesindeydi.
Bugüne kadar sessizlik
İşin aslına bakarsanız AKP iktidara geldiğinden bu yana büyük sanayici ve iş adamları “sessiz” kalmayı, beğenmeseler de iktidarı eleştirmemeyi ve hatta destek vermeyi tercih etmişlerdi. Bu tavır göreceli olarak yarar da sağladı. Bu dönemde bazı iş adamları beklemedikleri ölçüde paralar kazandı.
Sermaye değişiyor
Buna karşın geçen süre içinde bilinen büyük sermaye sahiplerinin önce küçümsediği, sonra umursamadığı yeni bir sermaye ortaya çıkmaya başladı. Bugüne kadar devlet desteğini fazla görmeyen, eğitim ve görgü açısından atılım yapma gücünü kendinde bulamayan, neredeyse tamamına yakını Anadolu’da yaşayan yeni bir sermaye gücü filizlendi.
MÜSİAD kadar bile değil
Yerleşik büyük sermayenin, ayağının altındaki kırmızı halının giderek çekildiğini ve hatta kendilerinin belki de artık halıda yer bulamayacaklarını yeni yeni anlamaya başladıkları görülüyor. Bir iş adamının “MÜSİAD’tan bile daha az etkiliyiz” sözleri herhalde bunun bir kanıtı.
Oysa geçti
İş adamı MÜSİAD kıyaslaması yapıyor ve “ondan bile” tanımını kullanıyor ama, gerçek şu ki sırtını iktidara dolayısıyla devletin gücüne dayayan bu kesim TÜSİAD’ın etki ve güç alanını iyice daralttı. Üstelik “farklılık” adı altında bir tür aşağılık duygusuyla kendilerini öne sürenlerin yarattığı popülist ortam sayesinde MÜSİAD etiketi TÜSİAD etiketine tercih ediliyor artık.
Dokunulmazlar mı?
Bu hafta değinmek istediğim konulardan biri de AKP’nin ve yandaşlarının ısrarla söyledikleri “dokunulmazlara dokunduk” söylemi. Yolsuzluklarla, çetelerle, çıkar ve rant çevreleriyle savaştıklarını söyleyen AKP’liler “kimsenin dokunamadığı herkese dokunuyoruz” propagandasını yapıyor.
Peki bu gerçek mi?
Sanki AKP’den önce bazı kişi ya da kurumlara hiç dokunulamıyordu, bazıları ülkede canlarının istediğini yapıyordu, ama bu iktidar adaletli biçimde, hiçbir engel tanımadan yürüyor. Bu gerçek değil. AKP kimi kastediyor, ona da geleceğim ama, eskiden de dokunulmaz sanılanlara dokunuluyordu, gerektiğinde şimdi de dokunulur, dokunuluyor da.
Kastedilen herhalde asker
AKP ve yandaşlarının tarifinden anlaşıldığı kadar, eskiden dokunulmaz olan şimdi dokunulan kesim askerler. Ergenekon adı altında kimi emekli generallerin, asker kişilerin ve birkaç muvazzaf subayın hapse atılması “dokunulmazlara dokunma” olarak tanımlanıyor.
Tabii iş adamları da
Askerin dışında kastedilen herhalde bazı tanınmış büyük iş adamları. Özellikle vergi sisteminin siyasallaştırılması ve Doğan Grubu’na akıl almaz bir ceza kesilmesiyle Aydın Doğan’a bile dokunulduğu anlatılmak isteniyor. Tabii bu yapılırken pek çok kişi de karalanmış oluyor, o da ayrı konu.
Kim demiş dokunulmaz diye
Oysa, hafızamızı biraz karıştırdığımızda kimilerine göre dokunulmaz sayılan nice kişiye eskiden de dokunulduğunu görürüz. Süleyman Demirel cumhurbaşkanı iken yeğeni Murat Demirel, bankasına el konulup tutuklanmadı mı? Türkiye’nin en büyük zenginlerinden Mehmet Emin Karamehmet’in iki bankasına da el konulmadı mı?
Kimlere dokunulmadı ki
Medya imparatoru, Dinç Bilgin bir gecede bitirildi, Demirel’in bakanı ve evladı kadar yakını olan Cavit Çağlar malına el konup hapse atıldı, yine Demirel’in yakın arkadaşı Ali Balkaner’in bankasına el konuldu, kendisi hapisten henüz çıktı. Başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz Yüce Divan’dan zor kurtuldu, Tansu Çiller politikaya tövbe etti.
Ama bir şey yapılmıyordu
Bakın sevgili okurlar, eskiden belki sanki daha fazla dokunulmazlık varmış gibi gelebilir herkese. Verdiğim örneklere rağmen üzerine gidilemeyen olaylar olmadı mı, oldu tabii. Ama hukuk düzeni eskiden bu kadar bozulmamıştı. Demokrasi ve hukuk sistemi, çıkara bugünkü kadar alet edilmediği için bazı şeyler belki de yavaş yürüyebiliyordu.
Hukuk bir kenara bırakıldı
Örneğin eskiden kimsenin aklına insanların peşine adam takmak, telefonlarını dinlemek, gizli çekimler yapmak, gizli tanıklar kullanmak gelmiyordu. Kimi yolsuzluk ve usulsüzlükleri tahmin ediyor ve belge bulmak için çabalıyorduk. Her şeye rağmen hukukun ve demokrasinin kurallarına saygı gösteriliyordu.
Şimdi her şey serbest
Oysa bugünkü iktidar, bir tür korku imparatorluğu kurdu. İnsanlar izleniyor, dinleniyor, fişleniyor, fotoğraf ve filmlere kaydediliyor. Veeee en önemlisi tüm bunlar delil olarak kullanılıyor. Dikkat edin dokunulmaz denilenlerle ilgili açılan soruşturmalara. Delil olarak sadece tutulmuş kayıtlar var.
Ahlak ve vicdana aykırı
Dinleme ve izlemelerle elde edilen kanıtların evrensel hukuk kurallarına aykırı olmasını bir kenara bırakın, özel hayatlara bu kadar müdahale edilmesinin, insanların kendilerini en rahat hissettikleri özel konuşmalarından yola çıkarak elde edilen kanaati delil gibi sunmanın ahlaka ve vicdana da sığmadığını söylemek isterim.
Sen suçla gerisine karışma
Korku imparatorluğunun hukuku sadece “suçla” komutuyla işliyor. Biri izleniyor, dinleniyor, fişleniyor, kayda alınıyor, bunun sonunda oluşan kanaatle suçlanıyor ve hapse atılıyor. Sonra bekle ki iddianamen yazılsın, mahkemeye çıkasın. Karalanman, küçük düşürülmen, çok sevdiğin insanlarla yaptığın özel konuşmaların herkesin elinde dolaşmasının yarattığı öfke de cabası.
Dokunuyoruz ya işte
Ondan sonra da ortaya çıkıp, zayıf bellekli ve eğitimsiz kitlelere “Görüyorsunuz değil mi, eskiden bunlara kimse karışamıyordu, bak biz nasıl da dokunuyoruz” de. Tabii ki bu popülist politika bir süre için çok ekili olur. Ama bununla kimse uzun yıllar geçiremez. Hukuk bir gün hukuksuzluk yapanlara da gerekecek.
CNN Türk’te telefon bağlantısı
Bu hafta paylaşmak istediğim son nokta canımı sıkan bir konu. Meslek nezaketi açısından üzüldüğüm bir olay. Cumartesi günü AKP kongresinden sonra her nasılsa, ilk kez CNN Türk’ten arayıp görüş istediler. Ama az sonra yaptıkları herhalde başıma ilk kez geldi ve gerçekten üzüldüm, kırıldım.
İlk defa katılmıyorum ki
Televizyonların yayınlarına telefonla ilk kez katılmıyorum. Üstelik o sırada canlı yayında olan sunucunun sıkıntısını da yaşamış biri olarak biliyorum. Bu nedenle konuşmalarımı çok hızlı ve kısa yapar, sunucunun kesmesine gerek bırakmadan cümlemi bitiririm. Yeni bir soru olursa da cevaplarım.
Yine aynısını yaptım
İlk defa bağlandığım CNN Türk’e de aynen öyle yaptım. Çok hızlı biçimde Başbakan’ın konuşmasının iyi olduğunu, ama asıl konunun uygulama aşamasını olduğunu belirterek örnekler vermeye başladım. Tam cümlenin ortasında karşı taraftan “Tamam Can Bey süremiz bitti” uyarısı geldi telefon kapandı.
Can sıkıcı bir şey tabii
Bir haber kanalının bu kadar nezaketsiz davranabileceğini sanmıyordum. Ama yaptılar işte. Madem yayın bitiyordu, telefona bağlarken neden uyarmadınız, hatta niye bağladınız, değil mi? Neyse, televizyonlarda beni çok görüyorsunuz, başıma böyle bir şey ilk kez geldiği için sizlerle de paylaşmak istedim.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Dokunulmazlara dokunuluyor mu?
Haberin Devamı

