Doğru bir iş olmadı

Haberin Devamı

Alçak terör yine yüreğimizi çok fena yaktı. Akşam karanlığında geldi bu kez. Üstelik alışık olunmadık biçimde bir mahalle içinde patlattılar bombalarını.

Hepimiz şaşkınız açıkçası. En kritik günlerde bir de böyle bir saldırıya uğramak insanın kafasını iyice karıştırıyor.

Kimin yaptığı elbette çok önemli ama bu acı içinde insanın gözü bunu bile görmüyor, içinizden sadece lanet etmek geliyor, isyan ediyorsunuz, tabii bir işe yarıyorsa.

Güngören’deki alçak saldırıdan sonra medya da eleştiri aldı. Olayın duyulması üzerine normal yayınlarını kesen haber kanalları saldırı görüntülerini yayınlamaya başladı. Mahalle halkı da buna çok tepki gösterdi. Vatandaşlar kanlı görüntülerin yayınlanmamasını istediler.

Tabii bu tavır daha sonra yayıldı. Vali Güler gece yarısı yaptığı basın toplantısında medyanın kanlı görüntüleri vermemesi gerektiğini söyledi.

Dün yine çeşitli haber kanallarındaki programlara katılan birçok kişinin “Medya bu görüntüleri neden yayınlıyor?” diye sorduklarını duydum. En sonunda da Başbakan Erdoğan olay yerini gezdikten sonra medyaya çattı.

Bu görüşlerin temelini “Terör örgütlerinin amacı zaten bu” fikri oluşturuyor. Yani terörün amacı herkesi korkutmak, yıldırmak. Bunun için de yapılan bir eylemin herkes tarafından duyulmasını sağlamak. Özellikle yapılandaki dehşeti herkesin görmesi isteniyor.

Medya da heyecana kapılıp kanlı görüntüleri yayınlayınca terör örgütü tam olarak amacına ulaşmış oluyor.

Çok yanlış bir görüş değil. Dünkü gazetelerin neredeyse hepsinde birden çok kanlı fotoğrafları görünce irkilmemek mümkün değil. Öyle sanıyorum ki medya kuruluşlarında olayın gece olması, pazara denk gelmesi ve ölü sayısının fazla olması daha sakin bir değerlendirme yapılmasını engelledi.

Ancak şunu da söylemek isterim. Teröre prim verilmemesi adına yapılan bu tür taleplerin giderek sansüre dönüşme tehlikesi de yok değil. Teröre destek vermemek adına terör olaylarını duyurmamak gibi taleple karşılaşmak da mümkün.

O zaman da fısıltı gazetesi devreye girer, halk arasında olmadık haberler yayılır.

Sonuçta Güngören olayıyla ilgili doğru yapılmadığı gerçeğini kabul edelim ama teröre destek vermemek adına terörü gözden kaçırabilecek baskılardan da kaçınalım.

*****

Paşaya duble namussuzluk

Namussuzluk, namussuzluktur tabii ki. Ama inanın namussuzların bile kendi mantıklarına göre bir namusları vardır.

Gazetelerde okudunuz, bu yılın başında istifa ederek emekliliğini isteyen Korgeneral Metin Yavuz Yalçın meğer bir genç kadınla ilişkisi olduğu yönünde şantajla karşılaşmış. Belli ki paşa bu şantaja boyun eğip istifa etmiş. Ama şantajı yapan kişi, aradan 6 ay geçince elindeki görüntüleri internete vermiş.

Yani şantajı yapan namussuz, namussuzluğa bile ihanet ederek sözünü tutmamış. Duble namussuzluk yapmış.

Bu arada Metin Yavuz Yalçın emekli olduğunda Kocaeli’ndeki Destek Eğitim Komutanlığı’nda görevliydi. Bu göreve Çorlu’dan gelmişti. 2006 yılındaki 23 Nisan törenlerinde ilkokul öğrencilerinin çarşafa sokulmasına sert tepki göstermişti.

Genelkurmay da Yalçın Paşa’yı bu nedenle orgeneralliğe yükseltmemiş ve görev süresi uzatmıştı.

*****

Sen neymişsin be abi?

MFÖ’nün ünlü “Sen neymişsin be abi” şarkısını Kanada’daki haham yardımcısı Tuncay Güney için yazsalardı bu kadar olurdu yani. Türkiye’yi sarsan Ergenekon olayının başlangıç adamı Güney’in meğer yapmadığı yokmuş.

Son olarak Güney’in Apo’nun yakalanmasında görüşmeci olduğunu da öğrendik. Apo teslim olmak istemiş, Veli Küçük de Güney’i Apo’nun avukatlarına göndermiş. Çünkü Veli Küçük aslında PKK’nın terör eylemlerini kontrol ediyormuş. Veli Küçük, PKK üzerindeki kontrolünü kaybetmekten korkuyormuş. Doğrudur yanlıştır bilemem, ama bir iddianame bu iddialara dayanarak hazırlanmışsa işimiz var demektir.

Bu arada Tuncay Güney’le isteyen herkes gidip konuşuyor, binlerce dolar masrafa girip canlı bağlantılar da kuruyor. Tuncay Güney’le konuşmak istemeyen tek makam Ergenekon savcıları. Adamdan ne ifade aldılar ne mahkemeye tanık olarak gösterdiler. Savcılara 7 yıl önce hangi koşullarda ve hangi nedenle olduğu anlaşılamayan bir sorguda söyleneler yetiyor demek ki. Adamı karşılarına bile almadan söylediği her şeyi doğru kabul edip AKP’nin kapatma davasını bile buna bağlıyorlar. Bakalım, daha neler yaşayacağız.

*****

Saros da elden gitmesin

Geçen hafta perşembe ve cuma günlerini Saros Körfezi’nde geçirdim. Deniztemiz Derneği Genel Sekreteri Levent Ballar “Saros’tan ilginç sinyaller alıyoruz, birlikte bir keşif gezisine gidelim” deyince hiç tereddüt etmedim. Saros’ta küçük bir yazlık evi olan ve tehlikenin geldiğini bir süredir dile getiren Hürriyet Gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever ve yine aynı gazeteden çevre ile ilgili konulardaki hassasiyetini bildiğim Yalçın Bayer’le Saros’un yolunu tuttuk.

İlk durağımız Keşan’dı. Keşan Belediye Başkanı Mehmet Özcan ilçe sınırları içinde Saros Körfezi’nin uzun bir kıyı şeridi olduğunu belirterek “yanlış ve kötü yapılaşmanın” ne yazık ki bölgede de kendini gösterdiğini, bunun önlenmesi ve bir doğa harikası olan Saros Körfezi’nin elden gitmeden kurtarılması için mutlaka harekete geçilmesi gerektiğini söyledi.

Ertesi günkü durağımız ise Saros’ta kıyısı olan ilçelerden Gelibolu’ydu. Belediye Başkanı Cihat Bingöl kendi bölgelerinin büyük bölümünün koruma altında olmasının bir şans olduğunu belirterek “Ancak Saros yine de alarm veriyor, bunun için körfeze kıyısı olan tüm ilçelerle iş birliği halinde hareket etmemiz gerek” dedi.

Peki Saros’taki tehlike ne? Çevrede sanayi tesisi olmadığı için körfeze kimyasal atık gelmiyor, bu bir şans. Ancak bilinçsiz tarım ve ilaçlama sonucu körfez suyunda ciddi bir kirlenme olduğu görülüyor.

Ancak asıl facia, vahşi balıkçılığın denizin dibini ve balık türlerini yok etmesiyle yaşanıyor. Hiçbir kural tanımayan balıkçılar yıllardır gırgır ve trollerle Saros Körfezi’nin adeta ciğerini sökmüş. 20’nin üzerinde balık türüyle bir akvaryum gibi olan Saros Körfezi’nde ticari değeri olan 3-4 balık türü kalmış.

Deniztemiz Derneği çareyi bölgenin Özel Çevre Koruma Kurulu’na devredilmesinde görüyor. Bölgedeki belediyeler bu öneriye sıcak bakmakla birlikte bazı tedirginlikler de yaşıyor. Saros’un Özel Çevre Koruma Kurulu’na devredilirse ne olacak, bunu da yarın yazayım.

*****


İnsan ne olduğunu anlamadan insan oldu

Gianbattista Vico

DİĞER YENİ YAZILAR