Dinleme skandalının şahikası

Haberin Devamı

Doğan Grubu’na kesilen 900 milyon liralık vergi cezasından sonra piyasaya sürülen bir “telefon dinleme kaseti” çok düşündürücü. Bu olay aylardır yazdığımız “Telefon dinlemeleri bir terör haline geldi, iktidar bu yasa dışılığın önüne geçmediği gibi kişi ve kurumları baskı altında tutup sindirmek için bir araç olarak kullanıyor” görüşü kanıtlanıyor.

İsterseniz bu olayın neden dinleme skandalının şahikası (En tepe noktası) olduğunu maddeler halinde sıralayalım:

1- Ses kaydındaki isimlerden biri Doğan Grubu yöneticilerinden Soner Gedik diğeri ise Gelir İdaresi Başkanı Mehmet Akif Ulusoy.

2- Her iki isim hakkında da herhangi bir suç duyurusu ya da şüphe yok.

3- Konuşma cep telefonlarından yapılıyor.

Bu durumda ses kaydının piyasaya sürülmesi nasıl gerçekleşmiş olabilir:

1- Soner Gedik banda alıp dağıtmış olabilir. Bu mümkün değil. Çünkü bunun hiç gereği yok.

2- Mehmet Akif Ulusoy kaydedip dağıtmış olabilir. Bu da mümkün değil. Çünkü konuşma kaydına göre Gelirler Genel Müdürü zaten zor durumda.

O halde bu ses kaydı AKP medyasının ifadesiyle “dinlemeye” takılmış. Peki “dinlemeye takılma” ne demek? Eğer bir kişinin telefonu dinleniyorsa, ilgisi olmayan üçüncü bir şahısla yaptığı konuşma da doğal olarak kayda giriyor.

O halde bu iki kişiden biri hakkında “yasal” olarak alınmış dinleme izni olması gerek. Soru şu: Hangisi için dinleme izni alındı ve gerekçe olarak ne gösterildi?

Ben her iki isim hakkında da dinleme izni alındığını sanmıyorum. Demek ki iktidarın emrindeki istihbarat birimleri istedikleri kişiyi dinleyip kayda alıyor ve bunu işlerine geldiği gibi de servis ediyor. Bu olay bunun çok açık kanıtıdır. Adalet Bakanı’nın duruma el koyması gerek.


*****


Erhan Göksel’in Yeni Şafak öfkesi


Çarşamba günü Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanan “Erhan Göksel de Ergenekon’un yüzde 75’inin doğru olduğunu söyledi” haberini kaynak göstererek “AKP medyası Ergenekon konusunda sözleri çarpıtarak yayınlıyor ve bu sayede yapılanları haklı göstermeye çalışıyor” demiştim. Ardından da “Yüzde 75’i doğruysa yüzde 25’i yalan demektir. Ama acaba neler yalan ve bu yalanlar yüzünden kaç kişi mağdur edildi?” diye sormuştum.

Yazıdan sonra ilk arayan Erhan Göksel oldu. Göksel “Çok iyi bir noktayı yakalamışsınız” dedikten sonra şöyle dedi:

“Ben bu açıklamayı gözaltına alınmadan bir hafta önce yaptığım televizyon programında söylemiştim zaten. Serbest kaldıktan sonra ODTÜ’de bir konferans verdim. Gözaltına alınmadan önce böyle düşündüğümü ama sorguda bu görüşümün doğru olduğunu anladığımı söyledim. Zaman Gazetesi de konferansı izlemiş ve bunu yapmış.”

Göksel bu konuşması sırasında Ergenekon’un buna rağmen sonuca ulaşmayacağını savunduğunu belirterek “Çünkü gördüm ki savcıların faili meçhullerle ilgileri yok. Bu durumda Ergenekon sonuçlanmaz” dedi.

Bu sözlerinin Zaman Gazetesi’nde yer aldığını belirten Göksel “Yeni Şafak haberi Zaman’dan almış ama bu bölümünü çıkarmış. O zaman ortaya başka bir anlam çıkıyor” diye konuştu.

Yeni Şafak’a çok öfkeli olduğunu belirten Erhan Göksel “Bu yapılan medya yoluyla ahlaksızlıktır sahtekârlıktır. Yeni Şafak’ı dürüst olduğu için beğenerek izlerdim ama yapılan bu ahlaksızlıktan sonra bu görüşüm tamamen değişti. Bu söylediklerimi aynen yazabilirsiniz” dedi. Göksel aynı duyguları gazetenin yazarı Fehmi Koru için de hissettiğini sözlerine ekledi.

*****



Birden yargıya saygı akıllara geldi

Ergenekon ile ilgili olduğunda başta Başbakan olmak üzere maaşallah her AKP yetkilisi kendinde konuşma hakkı buluyor. Gazeteci “Ergenekon konusunda bir gerileme mi var?” diye soruyor Başbakan kollarını iki yana açıp “İnsaf yani” diyor. Sonra da ekliyor “Nereye kadar giderse gideceğiz.”

Polisten, MİT’ten bir ihtimal adliyeden hemen her gün tonlarca bilgi belge ile ses ve görüntü kayıtları medyaya sızdırılıyor.

Hemen her gün Ergenekon’la ilgili bir bakan, yönetici, bürokrat demeci gazete sayfalarını TV ekranlarını süslüyor.

Ancak sıra Deniz Feneri’ne gelince hepsi de suspus oluyor. Ne “Nereye kadar giderse gitsin” meydan okumaları var, ne adı geçenlerle ilgili bilgi, belge veya telefon kaydı ne de bir kararlılık gösterisi. Ergenekon’u beğenmedikleri herkesten intikam alma aracı olarak gören zihniyet, iş Deniz Feneri’ne gelince “yargıya intikal etmeyi” hatırlıyor.

Ama diyorum ki, iktidar hukuku ne kadar ayaklar atına alırsa alsın, yargıyı ne kadar baskı altında tutarsa tutsun, halkın hafızasını ne kadar bulandırmaya çalışırsa çalışsın, şurası unutulmasın ki Türkiye bir hukuk devleti. Bu ülkenin savcıları, hâkimleri var. Adalet er veya geç tecelli eder.

*****


Bu da yargıya saygısızlık

Bir süre önce Avrupa Birliği fonlarının desteği ile yürütülen bazı projelere katılan isimlerden söz etmiştim. Yazıdan sonra andığım bazı isimler söz konusu paraların ceplerine girmediğini, proje kapsamında harcandığını belirten açıklamalar göndermişlerdi. Ben de bu açıklamalardaki haklılık payını görerek bunları sizlere duyurmuştum.

Şimdi öğreniyorum ki, aynı kişiler bu açıklamaları yetersiz bularak mahkeme kanalıyla tekzip göndermek istemişler. Mahkeme de yazılan yazının gazetecilik ilkelerine uyduğunu ayrıca AB fonlarından kaynak almanın da yasalar gereği suç olmadığını belirterek tekzipleri reddetmiş. Şimdi bu isimler ve medyadaki arkadaşları kıyameti kopararak mahkemenin kararını ağır dille eleştiriyorlar. Bu yolla mahkemelerin tarafsızlığını bozduğunu, siyasi bir fikir ürettiğini ileri sürüyorlar.

Mahkeme kararları elbette eleştirilebilir ama her nedense bu çevreler sadece kendileriyle ilgili mahkeme kararlarına karşı çıkıyorlar. Yargıya bakışı bu kadar ucuzlatmak hiç hoş değil.

*****


Takip

Yıldırım Tuna’dan: Kadınlar tuvaletinde duvar yazısı:

“Kocam her yerde beni takip ediyor!..”

Hemen altında, bir başka el yazısıyla:

“Abartıyorsun birtanem!..”

DİĞER YENİ YAZILAR