Deyin ki Gül’ün ailesi Ermeni

Haberin Devamı

Türkiye’de kimsenin “gerçek” duygu ve düşüncelerini söylemediği, kendisine en “demokrat” diyenler başta olmak üzere pek çok kişinin aslında sahtekârca davrandığının somut örneklerini birini CHP milletvekili Canan Arıtman’ın çıkışından sonra bir kere daha gördüm.

Canan Arıtman, Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatanları eleştirmek adına yaptığı konuşmada “Gül’ün annesinin de Ermeni olduğu” izlenimi verecek sözler söyledi.

İyi mi yaptı? Bana göre iyi yapmadı.

Ancak, bu sözlerden sonra “dostluktan, kardeşlikten, halkların birlikteliğinden, demokrasiden, kendinden olmayana saygı göstermekten!” bolca söz eden çevrelerden inanılmaz tepkiler yükselmeye başladı.

Canan Arıtman’ın ne ırkçlığı, ne kafatasçılığı ne faşistliği kaldı.

Peki şunu sormak lazım: Ermeni olmak bu kadar mı kötü, bu kadar mı aşağılayıcı?

Birine “Ermeni” derseniz adeta anasına küfür mü etmiş oluyorsunuz?

Hani “Hepimiz Ermeni” idik.

Hani hiçbirimiz Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Hırıstiyan, Müslüman, dinsiz ayırımı yapmıyorduk?

O halde birine Ermeni demek neden bazı çevreleri çılgına çevirdi.

Şimdi deyin ki Abdullah Gül’ün annesinin soyu Ermeni kökenine dayanıyor.

Ne değişecek? Sayın Cumhurbaşkanı “Ermeni” yakıştırmasını “küfür” olarak algılamak yerine “Canan Hanım herhalde yanlış bilgi almış, benim ailemin kökeninde Ermenilik yok. Ama olsa bile ne fark ederdi kendisine sormak lazım” dese ne olurdu.

Oysa Cumhurbaşkanı içinde en küçük bir hoşgörü mesajı olmayan açıklama yaparak “asırlardır Müslüman ve Türk olduklarını” bildirdi. Ardından da Arıtman hakkında dava açtı.

“Asırlardır Müslüman ve Türk olan” Cumhurbaşkanı Gül, belli ki “Ermeni” olarak anılmayı hakaret olarak kabul etti.

Şimdi dönelim en başa... Türkiye’de herkes “olmadığı” gibi davranıyor, konuşuyor. Çünkü inanmasa bile bazı sözler adeta “sihirli.” Adamın demokrasi ile uzaktan yakından ilişkisi yok ama “her söze demokrasi ile başlıyor” sanki “besmele” çeker gibi.

Özgürlüklere tahammülü yok ama sanki özgürlük ruhuna işlemiş gibi kuruyor cümlelerini.

Adam ırkçılığa şiddetle karşı olduğunu söylüyor ama kazara “Senin ailende Rum varmış” diyecek olursanız neredeyse tabancasını çekip vuracak sizi.

Türkiye bu oyunu yıllardır oynuyor, herkes farkında belki ama herkesin de işine geliyor bu.

*****

Adı ‘Sıcak’ ama izlerken ‘buzzz gibi’ oluyorsunuz

Abdullah Oğuz’un herhalde tüm filmlerini görmüşümdür. Oğuz’un filmlerini ayrı bir keyifle izlerim. Kamera çekimlerine bayılırım. Her birini evinize tablo gibi asabileceğiniz sahnelerine bayılırım. Mekân seçimine bayılırım. Filmlerinin alışılmadık konularına bayılırım.

Oğuz’un son filmi “Sıcak”ı da gidip izledim. Bu film bundan öncekilerin hepsinden çok farklı. İnsanı koltuğa çakıyor. Adı “Sıcak” ama gerilimden “buuzzz” gibi oluyorsunuz.

“Sıcak” herkesin başına gelebilecek bir trafik kazasının öyküsü. Ama kazadan sonraki gelişmeler hiç de alışık olduğumuz gibi değil.

Yaşadığımız çağın “para egemen” düşünce yapısının derin etkisindeki bir adam, bu olanaklardan yararlanan ama içinde çocuksu bir sevgi barındıran bir kadın ve geçirdiği acı olayın suçluluğunu üzerinde taşıyan küçük bir ada dalgıcının üçgeninde geçen olağanüstü gerilimli ve dramatik bir film “Sıcak.”

Sadece gidin görün derim. Manken ve televizyon sunucusu olduğu için kimilerinin oyunculuğuna burun kıvırdığı Ebru Akel’den nasıl bir film starı çıktığını, Hazım Körmükçü’nün Hollywood yıldızlarını aratmayan karizmasını ve yeteneğinin doruğuna ulaşan Cem Özer’in başarısını izleyin.

Bu kadar....

*****

Dinleme terörü

Telefon dinlemeleri, artık bir suçluyu izlemek ve suçu engellemek için değil, toplumda bireyler üzerinde korku ve dehşet salmak ve bu yolla “herkesi hizaya getirmek” için uygulanıyor.

Baksanıza iki hâkim içlerinde “kendilerinin de dinlenmesini talep eden” Emniyet başvurularına imza atıvermişler. Böylelikle kendileri de “dinleme kapsamına” alınmış kendi imzalarıyla. Farkında değiller.

Neden? Çünkü dinleme konusu öyle laçka hale getirilmiş ki, hâkimler amaca bile bakmaya üşeniyor ve kendini de dinletiyor.

Durum böyle olunca iktidar beğenmediği herkesi “dinleme terörü” ile sindiriyor ya da bunu yapmaya çalışıyor.

Ergenekon davasında da pek çok kişi hakkında telefon dinleme kayıtlarını okuyoruz. İçinde hiçbir şey yok. Adalet Bakanı’nın beyanına göre bunların çoktan “imha edilmesi” gerekiyordu..

Püf noktası da bu zaten. İmha edilmemiş tam tersine açıklanmış. Yani deniyor ki “Bak kardeşim ben senin attığın her adımı, kiminle ne konuştuğunu, ne yaptığını biliyorum, ona göre.”

*****

Ekonmik kriz Temel’i vurursa

Ekonomik kriz yüzünden büyük para problemi olan Temel, çocuk kaçırıp fidye istemeye karar vermiş. Şehrin büyük bir parkında çocuğun birini gözüne kestirmiş.

Önce bir not yazmış:

“Çocuğinu kaçurdum. Bunu yaptuğum içun üzgünüm ama kusura bakmayasun, çünki gerçekten paraya ihtiyacum vardir. Yarin sabah saat 7’de parktaki üçünci ağacun altina bir siyah çantada 5 milyar getur. İmza: Laz”

Temel notu çocuğun ceketinin iç cebine koyup, doğruca evine gitmesini ve notu babasına göstermesini söylemiş. Ertesi sabah parka geldiğinde söylediği ağacın altında, söylediği renkteki çantada içinde 5 milyar olan emaneti bulmuş.

Paraların yanında bir de not varmış: “Paran burayadur, ama bir Laz, hemşerusina nasıl boyle bir şey yapar! İnanamayrum, inanamayrum.”

*****

Deniz ne kadar dalgalı olursa olsun sonunda durulur. Goethe

DİĞER YENİ YAZILAR