Maça Kızı Ayla’yı (Eryüksel) ilk kez 1983 yazında tanımıştım. Bodrum’a da ilk gidişimdi. O tarihlerde Türkbükü, Gölköy, Gündoğan’da milyon dolarlık yazlık evlerin, lüks otellerin yerinde yeller esiyordu.
O tarihlerde Bodrum’un içi rağbetteydi. Bir de Bitez tarafına doğru birkaç koya denize girmek için gidilirdi. Yazlıklar falan hak getire.
Bodrum’u Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarından ve Selim İleri’nin “Her Gece Bodrum” romanından bilen biri olarak ilk gidişimde biraz merak, biraz da heyecanla incelemeye çalışıyordum.
O büyük aşkların yaşandığı, aydınların sürgün yeri olan, bir gidenin bir daha dönmek istemediği Bodrum nasıl bir yerdi?
İlk görmek istediğim yer limandaki mendirek oldu. Sevgililerin ellerinde kadehlerle güneşin ilk ışıklarını karşıladığı mendirek. Sonra barlar sokağı, sabahlara kadar eğlenilen lokantalar...
Konuk olduğumuz evin sahibi “Denize girmek için Torba’ya, Maça Kızı Ayla’ya gidiyoruz” dedi. Doluştuk bir dolmuş jipin arkasına. O zaman taksi ne arar, köylere giden jipler var. Hani şu askerlerin kullandığı cinsten.
Şimdi moda adıyla “Beach Clup” denen yeri ilk kez Torba’da Maça Kızı’nda görmüş oldum. Belki başka örnekleri de vardı, ben bilmiyordum, ama o tarihlerde denize girmek için ya plajlara gidilirdi ya da sahilde evi olan tanıdıkların evine.
Maça Kızı ise başkaydı. Sahilde basit ama şık bir çardak. Denize uzanmış bir tahta iskele. Ağaçların altına atılmış kocaman yastıklar, hasırlar ve yataklar. Sahile konmuş bir iki duş, mayo değiştirmek için gözlerden uzak bir iki kabin. Her taraf güneş şemsiyeleriyle donatılmış.
Asıl sürpriz öğleden sonra saat 2’de oldu. Bir çan çaldı. “Yemek hazır” dendi. O ana kadar içecek falan istiyoruz. Yemek olduğunu da bilmiyordum, sanıyorum ki yemek için bir lokantaya gidilecek. Hatta kendi kendime içimden “Yahu acıktık nasıl söyleyeceğim” diye de geçiriyorum. İşte o çan sesiyle Maça Kızı’nın hâlâ dillere destan olan yemekleriyle ilk kez tanıştım. Ne yemekler ama...
Bir kere hepsi yaz sıcağında hiç rahatsız etmeyen zeytinyağlılar, salatalar, otlu börekler. Sıcak etli yemek “sadece tadımlık” olarak sunulmuş, ki mideler şişip o sıcak altında kimse rahatsız olmasın diye.
Aradan 25 yıldan fazla geçmiş. Geçen hafta cumartesi günü Türkbükü’ndeki Maça Kızı’nın 10 yılı, Garanti Bankası’nın davetine denk gelmişti. Ayla Hanım çok zarif bir jestle “Bu gecenin açılış dansını birlikte yapalım” dedi.
O beş dakikalık “açılış dansı” hayatımın hoş anılarından biri olarak hafızama kazındı. Torba’daki Maça Kızı’na daha sonraki yıllarda bir iki kere daha gittim. Sonra Ayla Eryüksel kayboldu. Amerika’ya gittiği söylendi. Çok üzülmüştüm. “Bir daha öyle güzel bir yeri nerede bulacağız” diye hayıflanmıştım.
Derken 90’lı yıllara geldik. Türkbükü artık “doğmaya” başlamıştı. Sahilde bir iki balık lokantası, Sabri’nin Yeri ve şimdi efsane olan Ship a Hoy, Bodrum’un kalabalığından kaçanlara hizmet veriyordu.
“Maça Kızı Gölköy’de açılıyor” haberini aldığımda çok sevinmiştim. Ayla Hanım dönmüştü, yine doğanın içinde, doğaya hiç dokunmayan, sadece nimetlerinden yararlanan ama Torba’dakinden çok daha gelişmiş yerini açtı.
Yemekler yine aynı, hizmet aynı, her gelene gösterilen sıcak ilgi aynı. Kim bilir kaç yaz denize girmek için hep Gölköy Maça Kızı’na gittik.
Derken bir gün Maça Kızı’nın bulunduğu arazi satıldı. Maça Kızı kapandı. Ama o yılmadı, işi büyütmeye karar vermişti. Gitti, Türkbükü’nün en sonundaki dik bir yamacı aldı. Buraya ağaçlar arasına Bodrum evleri türünde ikişer katlı evler yapıp otelciliğe atladı.
Ondan cesaret alan pek çok girişimci Türkbükü sahillerini, tıpkı Maça Kızı gibi hizmet veren “Beach Clup”lar ve otellerle doldurdu. Ve Türkbükü bir anda Türkiye’nin en kalabalık, en pahalı, en gözde sahil köyü haline geldi.
Maça Kızı Ayla şimdi taa 1977’de yerleştiği Bodrum’un tadını bu kez gerçekten kendisi için çıkartıyor.
Haftanın fıkraları
Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla keyifli bir pazar günü dilerim...
Kitap okumak
İKİ kampçı çadırlarının önünde yaktıkları ateşin kenarında otururlarken birden karşılarında dev gibi bir ayı bitivermiş. “Sakin ol” demiş birisi gözünü ayıdan ayırmadan sırtını ağacın birine yaslayarak, “Okuduğumuz kitabı hatırla. Sert ve kararlı bir şekilde gözlerine bakıp kaçmazsak saldıramaz!” Öteki “Tamam da” demiş titreyerek, “Hadi sen bu kitabı okudun, ben de okudum ama bakalım bu ayı okudu mu?”
Dayanamadım
Geçen gün iş hanında asansörle yukarı çıkarken kumanda tuşlarının üzerindeki hoparlörden bir ses “Kontrol panelinin ışıkları yanıyor mu?” diye sordu. Ana kumanda panosunda arıza olduğunu, kendisinin onu tamire geldiğini de ekledi. Ben cevap verirken asansör bir katta durdu, kabine bir adam bindi, yüzündeki şaşkın ifadeden kendi kendime konuştuğumu zannettiğini anladım. Ben cevabımı tamamlayıp susunca alette sustu, “Hadiii” dedim hoparlöre doğru bağırarak, “Hadi cevap ver. Burada bir arkadaş var, benim bir ‘salak’ olduğumu zannediyor.” Asansör durdu, adam başını iki yana sallaya sallaya indi, kabin kapısı kapanır kapanmaz hoparlörden “Adam indi mi?” diye sorarak çılgın bir kahkaha sesi geldi, “Çok özür dilerim” dedi kahkahadan boğularak, “Dayanamadım da!..”
Gözleri çıkar
KadIn ‘Babalar Günü’nde kocasına bir kravat almak için girdiği mağazada “Olmuyor, olmuyor, kocamın mavi gözlerini ortaya çıkaracak bir şey olmalı” diye diye tezgâhtarı canından bezdirmiş. Tezgâhın üzerindeki yığılı buruşmuş onlarca kravata bakan tezgâhtar “Bayan” demiş artık sinirlenerek, “Bunlardan herhangi birini bağladıktan sonra yeteri kadar sıkarsanız, kocanızın mavi gözleri pörtleyip Japon balığı gibi ortaya çıkmazsa şerefsizim!..”
Türkçe bilmez ki
Avukat “Sayın hâkim bey, müvekkilimi ‘İnsanlardan zorla para istemek’ suçundan yargılamaktasınız. Kendisi daha geçen hafta ülkemize geldi, çok az Türkçe biliyor zaten, bu lisanıyla bu suçu işlemesi imkânsız” demiş. “Mmmm” diye düşünmüş bir an hâkim ve dev gibi iri sanığa dönüp “Bildiğin birkaç Türkçe kelime falan var mı?” Sanık cevaplamış: “Bana hemen cüzdanını ver!..”
Burası mıydı?
SarhoŞ adam dere boyunda yürürken kilisenin önüne gelince onun alkollü olduğunu fark edip sinirlenen rahip “İsa’yı bulmak ister misin evlat?” diye sormuş. “Evet” cevabını alınca da onu ensesinden yakalayıp götürmüş adamın başını derenin içine sokmuş, bir müddet tutmuş ve çıkartıp “İsa’yı buldun mu?” diye sormuş. “Hayır” demiş nefessiz kalan sarhoş. Rahip tekrar bastırmış adamın başını dereye ve bu sefer biraz daha uzun tutmuş içeride. Sonra dışarı çıkarıp sormuş: “Onu buldun mu artık?” Ağzına burnuna dolan suları püskürten sarhoş “Emin misiniz?” demiş sallanarak, “Bahsettiğiniz beyefendi kesin bu noktaya mı düşmüştü?”
Sessiz sınıf
4. sınıf öğretmeni ders sırasında azgınlığı ile ünlü sınıftan beş dakikalığına ayrılmış. Döndüğünde bütün sınıfı uslu, sessiz ve sakin bir şekilde kendisini bekler vaziyette bulunca şaşırmış ve sormadan edememiş: “Nasıl oldu da böyle uslu durabildiniz?” En arka sıradan küçük Alihan ayağa kalkıp cevap vermiş: “Geçen gün ‘Bir gün sınıfa geldiğimde sizi sakin, sessiz bulursam vallahi kellemi keseceğim’ demiştiniz ya öğretmenim!..”

