Deniz Feneri iktidarın başını çok ağrıtacak

Haberin Devamı

Geçenlerde Almanya’da yaşayan ve oradaki Türkler’in hukuk sorunlarıyla ilgilenen bir arkadaşım İstanbul’a gelmişti. Çok ilginç şeyler anlattı. En ilgimi çeken konu Almanya’da hakkında soruşturma başlatılan Deniz Feneri Derneği ile ile ilgili olanıydı.

Arkadaşım “Deniz Feneri olayı göreceksin çok büyüyecek, hatta iktidarı bile sıkıntıya sokacak” dedi. Tabii “Neden?” diye sordum. Şöyle anlattı: “Şu anda bu derneğin üç üyesi tutuklu. Bu çok önemli. Ayrıca Kanal 7’de çalışan hemen herkes soruşturma kapsamında.”

Ben de “Tutukluluğun önemi nedir?” dedim. Arkadaşım “Bu kişiler 8 aydır tutuklu. Almanya’da bugüne kadar mahkemeye çıkarılmadan 8 ay tutuklu kalan üç ya da dört dava vardır. Kimse bu kadar süre tutuklu kalmaz. Demek öyle bir soruşturma var ki Alman infaz sisteminde görülmemiş bir uygulama yapılıyor” cevabını verdi.

Hukukçu arkadaşım bu arada Deniz Feneri yolsuzluğu ile ilgili dosyaların da bir bölümünü okumuş. “Facia” dedi ve ekledi: “Bosna, Kosova ve Pakistan’a yapıldığı söylenen yardımların hiçbiri yapılmamış. Alman uzmanlar Kosova’da köylerde araşırma yapıyormuş. Makbuzlarda verilen adresleri geziyorlarmış. Bu adresler ya hiç yokmuş ya da bulunan adreslerde yardım aldığını söyleyen kimse çıkmamış.”

Arkadaşıma göre şu anda Türkiye’nin en önemli kurumlarının başında oturan bir kişi de “para taşıyıcısı” olarak dosyada yer alıyormuş ve bu yüzden de Avrupa ülkelerine gidemiyormuş.

*****

Bu nasıl bir ruh?

Galatasaray-Fenerbahçe derbisinden hemen sonra metroyla Taksim’e gitmeye kalktım. Maç çıkışı haliyle Galatasaraylı birçok kişi metroya bindi. Kazanmışlar, sevinicekler de. Ama metroda birçok kadın olmasına rağmen etmedikleri küfür kalmadı. Bu adamların kendi analarının bacılarının yanında biri küfür etse ne yaparlar çok merak ediyorum. O gol olmasa, maç berabere bitse herhalde geçen yılki gibi stadı yakacaklardı. Bu nasıl bir ruh halidir anlayamadım. (Cem Günay)

Bağ-Kur emekliliği

Ülkemizde binlerce Bağ-Kur’lu hizmet yılını doldurduğu halde Bağ-Kur’a olan prim borcundan dolayı emekli olamıyor. Emekli olamadığı gibi borca bir de faiz işleniyor, sağlık hizmetide alamıyor. Genel olarak 5 bin ile 20 bin arasında borcu olan bu kişiler için bankalardan özel bir kredi imkânı sunularak emekli olmaları sağlanamaz mı? (Mesut Yuvalı- Adana)

*****

“Tarih ve saat verin”

Dün yazdığım “x-ray cihazında türban ayrıcalığı” yazısı tahmin ettiğim gibi hayli gürültü kopardı. Tek bir örnek anlatmıştım, dün onlarca tanıktan benzer olayları anlatan mesajlar geldi. Tabii tersi olaylar da var. Bazı yerlerde türbanlı kadınların itilip kakıldığı da anlatılıyor.

Ancak ortada bir gerçek var, demek ki bu konuda güvenlik birimlerinin belli bir kriteri yok. Örneğin bazı durumlarda türbanlı kadınlar özel odalara alınıp üstleri aranıyormuş. Bu arada Atatürk Havalimanı’nı işleten TAV’dan bir ön açıklama geldi. Güvenlik Müdürü ayrıntılı açıklama gönderecekmiş. Benden “olayın geçtiği tarih, saat ve uçuş numarası” istiyorlar. Kibarca cevap gönderdim: “Bunu bilemem, ama ben de tanık oldum. Bu nedenle günün herhangi bir saatindeki kamera kayıtlarını izleyin yeterli olur.”

*****

Ne belediyeymiş bu

Başbakan Tayyip Bey geçenlerde meclis kürsüsünden belediyelerde yapacaklarını değişiklikleri anlattı. Lafın bir yerinde “Çünkü” dedi “Biz belediyeciyiz. Biz biliriz bunu, onlar anlamaz.” Güzel söz de, Tayyip Bey’in belediyeciliği ne kadar ki. Topu topu 2 yıl. Bunun da yarıdan fazlasını İstanbul dışında gezerek geçirdi. Başbakanlığa buradan yürüdü. Peki nasıl oluyor da 2 yılı bile doldurmayan bir belediyecilik kariyeri ile “Belediyeciliği en iyi bilen kişi” oluyor?

*****

Kapıda kimlik kontrolü

Abdullah Yılmaz göndermiş fıkrayı; Bir çiftlik evine davet edilen Kenan Evren, Orhan Gencebay ve Tayyip Erdoğan aynı anda kapıya gelirler. Kapıda bekçi karşılar. Ama bekçi güvenlik konusunda sıkıca tembihlendiği için gelenlere kimliklerini sorar. Gencebay, “Beni herkes tanır. Bak sazım elimde. Bu kimliğimdir” der. Bekçi, “Tamam sizi sazınızdan tanıdım. Geçin” diye yol verir. Kenan Evren “Ben de Marmaris’te resim yapıyorum. Herkes beni tanır. Bak paletlerimi de getirdim” der. Bekçi, “Tamam sizi de tanıdım. Güzel hanımların resimlerini yapıyorsun, geçebilirsiniz” diye açar kapıyı. Sıra Tayyip Erdoğan’a gelince, Erdoğan, “Ne kimliği, artistlik yapma lann!” der. Bekçi korkarak kapıyı açar: “Tamam Başbakanım. Kimlik göstermenize gerek yok bu beyanınız yeter.”

*****

Zengin züppe çocuklar

Geçenlerde Bebek’te oturuyorum. Bebek’in tam ortasında, gazeteci arkadaşlarımızdan Bekir Saçar’ın eşi Aslı Saçar’ın ortağı olduğu Lulu’s isimli bir Bistro var. Sanki akvaryum içindeymiş gibi her tarafı seyredebiliyorsunuz. Vakit buldukça burada sevdiğim bazı dostlarımla buluşmayı ve özellikle çevreyi izlemeyi çok seviyorum. Yemekleri de pek güzel, onu da söyleyeyim.

İşte geçenlerde yine Lulu’s’da oturuyorum. Sağda solda lüks restoranlar var. Hepsinde park görevlileri, arabalar geliyor, duruyor, görevliler koşuşturup arabaları alıyor ve bir yere park ediyor.

Dikkat ettim, yeni yetme zengin çocukları o kadar özensiz ve bir o kadar havalı ki inanamazsınız. Hep görürdüm de bir iki saat oturup sürekli izleyince başka oluyor.

20 yaşlarında var yok bir delikanlı üstü açık BMW ile geldi örneğin. Yol ortasında durdu. Son derece ağır hareketle indi. Bagajı açtı, bir şey aldı, sonra arabada oturan kız arkadaşı için kapıyı açtı. Arkada uzun bir kuyruk oluştu, kornalar çalıyor, çocuğumuzun umrunda değil.

O süre içinde en az 5-6 olaya tanık oldum. Çocuklara bir şey diyemiyorum. Kabahat onların altına en az 100 bin dolarlık o arabaları veren ana babalarda.

*****

Dünyayı yönetenler kalem, mürekkep ve kağıttır.
James Howell

DİĞER YENİ YAZILAR