Başbakan bazı olayları futbol terimleriyle anlatmayı seviyor. Bir kere daha söylemiştim, acaba bilgi düzeyi mi bu seviyede yoksa kendisine oy verenlerin ancak bu tür örneklerle mi konuyu anlayacaklarını düşünüyor, bilemiyorum.
Vardır bir bildiği diyerek ben de konuyu bu örnekle anlatmak istiyorum.
Tayyip Bey, hiç beklenmedik bir anda çıkıp “Yeni Cumhurbaşkanı’nı 22 Temmuz’da seçilecek Meclis seçecek. Bu seçimde uzlaşma arayacağım. Gerekirse elime aday listesi alıp kapı kapı gezeceğim” dedi.
Bu Baykal’ı ceza sahası içinde düşürüp penaltı yapmak gibi bir şey bana göre.
Buradan iki sonuç çıkar. Birincisi Tayyip Bey belli ki Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi fikrinden vazgeçmiş görünüyor. İkinciye geçmeden hemen bir açıklama yapayım: Aslında ilk günden beri Tayyip Bey ve AKP bu konuda samimi değildi. Öyle sanıyorum ki Anayasa Mahkemesi’nin bu değişikliği iptal edeceğini planlıyorlardı. Böylelikle seçime doğru halkın karşısına çıkıp “Bakın Meclis’te seçtirmiyorlar, halka (cumhura) gidelim diyoruz onu da istemiyorlar” diye mağduru oynayacaklardı. Anayasa Mahkemesi bu planı bozdu. Bunun yanısıra Tayyip Bey’in ya da eşi türbanlı başka bir AKP’linin de halk tarafından seçilmesi büyük risk olarak görünüyor AKP çevrelerinde.
Gelelim ikinci noktaya, Tayyip Bey artık dayatma ile Cumhurbaşkanı seçemeyeceğini hatta belki bunun için gücünün de yetmeyeceğini görerek adımını önce atıp özellikle sermaye çevrelerinin güvenini kazanmayı düşünüyor. Şimdi, bu iki noktayı bir kenara koyalım ve Baykal’a bakalım.
CHP lideri, AKP liderinden böyle bir açıklama gelince aslında ne yapmalıydı? Şunu söylemeliydi örneğin: “Kardeşim sen bırak uzlaşma, liste laflarını, önce seçime gir de ne olacağını bir görelim, bakalım liste yapma ve kapı tapı dolaşma gücün olacak mı?”
Oysa Baykal, adeta kendisine sunulan penaltıyı avuta bile değil taca atmayı tercih ederek konuya bodoslamadan girdi. Tayyip Bey’i haklı çıkaracak biçimde onun birinci parti olacağını ve Cumhurbaşkanı seçme avantajını taşıyacağını kabul ederek “Cumhurbaşkanı’nı parlamento dışından seçelim” dedi.
Tayyip Bey de penaltıyı taca atan Baykal’dan kaptığı topla karşı atağa geçti. Dün pek çok telefon e-posta mesajı aldım bu konuda. Herkes şaşırmış bir halde “Sayın Baykal ne yapmak istiyor” diye soruyordu.
Tabii bir de “Biz türbanlı birini de seçeriz” sözleri de tam bir şok olmuş. Yüzlerce kişi “Peki biz o mitingleri neden yaptık?” diye soruyor şimdi.
Terör deprem mi ki alışarak yaşayacağız
Tayyip Erdoğan bazen öyle sözler söylüyor ki insan çok şaşırıyor. Peki şaşırıyoruz da ne oluyor, hiçbir şey.
Birkaç gün önce yine bir miting meydanında “Terör öyle birden sıfırlanamaz, artık terörle yaşamaya alışacağız” diye konuştu.
Neden, terör neden durdurulamazmış, neden Türkiye’nin kaderi olacakmış, deprem mi ki bu birlikte yaşamaya alışacağız. Tamam, terör dünyanın en büyük belası. Bugün Amerika bile terör tehdidi altında ve terörle mücadele edebilmek için milyarlarca dolar harcıyor. Ama ABD Başkanı çıkıp da “Bununla yaşayacağız, alışın” diyebiliyor mu, diyebilir mi, tükürükle boğarlar vallahi. Terörün uzun soluklu bir mücadele ile bitirileceğini söylemek farklı, tüm halkı terörle birlikte yaşamaya alışmaya çağırmak farklıdır.
Eğer bir ülkenin yöneticisi böyle bir bela ile yaşamaya alışmamız gerektiğini söylüyorsa, yönetim anlayışında bir hata vardır. Ya da bu terör olaylarından bir yarar umuyordur.
İkincisini düşünmek bile insanı rahatsız ediyorsa demek ki birinci şık doğrudur, o zaman ülke halkı olarak böyle bir zihniyete niçin destek verelim ki?
Erbakan faktörü
Basına pek fazla yansımıyor ama şu sıralarda Tayyip Erdoğan ve partisine en ağır eleştiriler Erbakan’dan geliyor. Seçim telaşına kapılan ve AKP’yi iktidarda görmek istemeyen kesimlerin fazla ilgilenmediği bu durum aslında AKP’nin temelinde şiddetli depremlere neden oluyor.
Erbakan Hoca diyor ki örneğin, “AKP’ye verilen oylar siyonistlere gider.”
Şimdi bu cümleyi Erbakan’ın dışında biri söylese kıyamet kopabilir, söyleyenin başına gelmedik kalmaz. Ama Hoca deyince AKP’liler fazla bir şey diyemiyor. Tayyip Bey Devlet Bahçeli’nin seçim meydanlarında söyledikleri için, siyasette görülmemiş biçimde mahkemelere koşmasına rağmen Erbakan’ın sözleri için hiçbir şey yapamıyor. Çünkü bunu yaptığı an oy kaybedeceğini biliyor.
Televizyonlarda Erbakan’ı yakalarsanız izlemenizi tavsiye ederim, çünkü söylediklerini başka kimseden duyamazsınız.
Yüzde 2.5 içinde olmayana hayat hakkı yok
Seçime 13 gün kala AKP Aydın teşkilatı karıştı. Batı bölgesinde zaten çok güçlü olmayan AKP, Aydın Belediye Başkanı’nın istifasıyla sarsıldı. Aydın Belediye Başkanı İlhami Ortekin 10 Belediye Meclisi üyesiyle birlikte AKP’den ayrıldığını açıkladı.
Uzun yıllardır Aydın’da oturan bir dostum var. Belediye Başkanı İlhami Ortekin’le de yakından tanıştığını bildiğim için açıp sordum istifanın perde arkasını.
Çok ilginç şeyler anlattı bu dostum. Ama en önemlisi şuydu: “AKP’de eğer yüzde 2.5 içinde değilsen, hayat hakkı bulman çok zor.”
Ne demek olduğunu sordum bunun. Yüzde 2.5 diye kastedilen AKP’nin bütün kararlarını belirleyen ve tamamı imam hatipli olan kesimmiş.
Aydın Belediye Başkanı ANAP kökenli. Belli ki AKP’nin ezici bir meclis çoğunluğu ile iktidarda olması, pek çok ilde etkili olduğu gibi Aydın’da da etkili olmuş.
Yerel seçimlerde hiç umulmadık illerde AKP belediye başkanlıklarını kazandı biliyorsunuz. Ancak aslında bunlar AKP’ye verilmiş oylar değildi. Nitekim birçok yerde belediye başkanları eski ANAP veya DYP kökenlilerden, ama partileri AKP oldu.
Nedeni basit. Bizim halkımız uyanıktır. İktidarda AKP olduğunu biliyor, eğer bu partinin dışında bir partiden belediye başkanı seçerse hizmet alamayacağını hissediyor. Böyle olunca kimin belediye başkanı olmasını istiyorsa onu AKP’ye itiyor ve başkan yapıyor.
Dikkat edin Anadolu’daki yüzlerce belediye başkanı aslında AKP veya Refah kökenli değildir. Halkın uyanıklığı sayesinde istediği kişileri AKP patenti ile seçmesidir gerçek olan. İşte Aydın da bunun tipik bir örneği. Dostum dedi ki “Aslında ilk günden itibaren kan uyuşmazlığı vardı. AKP’nin 2.5’luk kadrosu İlhami Bey’in kendisinden olmadığını biliyordu. Bu nedenle çok baskı altında kaldı. Bir kere genel merkezin isteklerine dayanmak mümkün değildi. Sonunda bıçak kemiğe dayanınca istifa da geldi.”
Bunu ne zamandır yazıyorum, kimileri kızıyor. AKP zihniyeti kendinden olmayan hiç kimseye hayat hakkı tanımıyor aslında. 4.5 yılda yapılan atamalara bir bakın, ilaç için, kendilerinden olmayan bir kişiyi bile göreve getirmediler. Demokrat olduklarını göstermek için AKP’den aday olan bazı eski solcu, sosyalist, liberal isimler var ya, işte bu onların da kulağına küpe olsun.
Deniz Baykal penaltıyı taca attı
Haberin Devamı

