Demokrasi bazen marjinalliğe açık olur

AKP 2002 seçimlerinde beklenmedik bir başarı kazandı. Halkın yüzde 25’inin desteğini almasına rağmen Meclis’te yüzde 65’lik bir efekt yarattı

Haberin Devamı

AKP 2002 seçimlerinde beklenmedik bir başarı kazandı. Halkın yüzde 25’inin desteğini almasına rağmen Meclis’te yüzde 65’lik bir efekt yarattı.

Bu AKP’nin suçu değil elbette.

Bu demokrasinin cilvesidir. Kimilerine göre de demokrasinin aksayan yönü.

AKP bir merkez partisi değil. AKP tipik bir marjinal partidir.

Çünkü gerek fikir ve görüşlerine gerekse esas tabanını oluşturan kitlelere bakıldığında AKP’nin demokratik sistem içinde var olması gereken bir siyasi hareket olmadığı görülüyor.

AKP tüm toplumun değil, belli görüş ve özellikle inanç içinde olanların “birlik ve beraberlik” içinde hareket ettiği, emir komuta sisteminin geçerliği olduğu, sadakat yeminlerinin edildiği, kendilerinden başka hiçbir görüşün doğru veya geçerli olmadığını kabul eden, sorgulamanın, eleştirinin neredeyse hiç olmadığı bir yapıdır.

“Ama seçildiler ve ülkeyi yönetiyorlar” diyerek demokrasi dersi vermek isteyenler, bana göre şunu unutuyorlar; demokrasi en iyi sistem olmasına rağmen tehlikelere ve marjinalliğe de açık bir sistemdir.

AKP’nin en çok oyu alarak birinci olması, demokrasinin cilvesiyle tek başına iktidara oturmasını ille de “demokrasinin vazgeçilmez kuralı” olarak görmemiz gerekmiyor.

Çünkü, toplumlar her zaman “şaşmaz bir sağduyu” ile karar veremeyebilirler. Nitekim 2002 seçimlerinin atmosferine baktığımızda ortamın demokrasi kokmadığını, öfkelerin, çaresizliklerin, intikam duygularının önde olduğunu söyleyebiliriz.

Marjinal, kelime anlamıyla toplumun temel görüş ve düşüncelerinin dışında olan biçiminde tanımlansa da, marjinallik aynı zamanda bir çekim alanıdır da.

Merak, hırs, öfke, cahillik, özgüvensizlik insanları marjinal olana yakınlaştırır.

2002 seçimlerinde AKP’yi iktidara getiren ve pekçok siyasetçiyi oyun dışına iten halkın “şaşmaz sağduyusu” veya “inanılmaz zekası ile yaptığı ince bir hesap” değil, öfkeler, çaresizlikler ve en önemlisi meraktır.

AKP’nin iktidara gelmesinde ne 28 Şubat döneminin akılsız uygulamaları ne de halkın demokrasiye bağlılığı etken olmadı.

Halk iktidarı elde tutmak isteyenlerin ayak oyunlarından, yolsuzluklarından, birbirlerini karalamalarından sıkıldı. Bu sırada ortaya çıkan marjinal bir görüş yüzde 25’lik bir kesimi etkiledi. Kalan yüzde 75’in önemli bir bölümü oy kullanmadı, kullananlar da “kerhen” yine de kendilerine yakın gördükleri partiler arasında boğulup gitti.

Demokrasinin cilvesiyle marjinal görüş bir anda iktidar oldu.

Bunun dünyada da örnekleri var. Almanya’da Hitler benzer nedenlerle iktidar oldu. Fransa’da Le Pen’in Cumhurbaşkanı seçilmesi ihtimali belirdi. Avusturya’da Haider iktidara geldi. Lübnan’da bir terör örgütü hükümetin başına geçti.

Bu örnekler halkın bu marjinal görüşleri destekledikleri anlamına gelmez. Kimse kendini kandırmasın.

Türkiye de dünyada örneklerinin görüldüğü gibi demokrasinin kendi içinde yarattığı bir arızayı yaşıyor. Bunu gidermek elimizde.

***

“Kıbrıs’ta askerle hiçbir sorunum yok”
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ziyaretimde adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri ile olan ilişkilerini de sordum. Tabii bu sohbet sırasında henüz Başbakan Soyer ile Korgeneral Kıvrıkoğlu arasındaki tokalaşma krizi yaşanmamıştı.

Talat’ın askerle çekişme içinde olduğu yolundaki haberler Lokmacı köprüsü nedeniyle ortaya çıkmıştı. Asker bu köprünün yıkılmasına karşı çıkmış, ancak Talat buna rağmen köprüyü yıkmıştı.

Talat “Öyle olmadı” diye söze girdi. Ardından da “Bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamadık. Onların endişeleri vardı, gittim, anlattım. Bunun Rumlar’ı sıkıntıya sokacağını ve kendi taraflarındaki barikatı yıkmak zorunda kalacaklarını anlattım. Sorun bitti” dedi.

Talat Rumların mecbur kalarak kendi taraflarındaki barikatı yıktıklarını ancak geçişlerin şu anda başlamadığını belirterek “Rumlar ne yapacaklarını bilemiyor. Çünkü onlar aslında buranın açılmasını istemiyor. Burası açılırsa Türk tarafına çok geçiş olacak, buradaki esnaf iyi iş yapacak, ekonomi canlanacak. Rumlar bunu istemiyor” diye konuştu.

***

Lokmacı’ya gittim
Talat’la sohbetten sonra Lokmacı köprüsünün olduğu yere gittim. Daracık bir yol. Yolun ortasında plastikten bir perde var. Yani kapalı. Tam karşısındaki Rum tarafında da aynı perdeden var. Ancak Rumlar binalara büyük boy bayraklar asmışlar. Talat’a karşı olanlar Lokmacı köprüsünün yıkımı ile önemli bir mevzii kaybeildiğini düşünüyor. Örneğin Serdar Denktaş “Talat iyi niyetle hareket etti belki ama, sonuçta top tekrar bizim elimizde. Çünkü Rumlar kendi barikatlarını yıktıklarını söyleyerek bizden askeri geri çekmemizi talep ediyor. Rumlar bir süreç sonunda Lefkoşe’deki tüm Türk askerinin çekilmesini isteyeceklerdir, Oyun bu. Talat bunu görmüyor, hâlâ Rumlar’a inanıyor” dedi.

***

Türk halkı çarpık mı bakıyor?
Milliyet Gazetesi’nde uzun bir kimlik araştırması yayınladı geçen hafta. Araştırmanın bir bölümü milliyetçilik üzerineydi. Türk halkı milliyetçi duyguları en iyi temsil eden lider olarak Tayyip Erdoğan’ı görüyormuş.

Eğer gerçekten Türk halkı milliyetçilik konusunda Tayyip Bey’i en önde görüyorsa, ya millet bu konuya biraz çarpık bakıyordur ya da araştırmanın değerlendirilmesinde bir yanlışlık vardır diye düşünüyorum.

Çünkü Tayyip Erdoğan milliyetçi duyguların Türk halkında genel olarak yükseldiğini gördükten sonra biraz söylem değiştirdi. Tayyip Bey kaç yıldır “Ağzına Türk sözünü almamakla” eleştirildi. Türk kimliğinin alt kimlik olduğunu, asıl söylenmesi gerekenin Türkiyelilik olduğunu ileri sürdü. Şimdi bunlar daha hafızalarda tazeliğini korurken Tayyip Erdoğan’ın milliyetçilikte en önde olduğunu söylemek nasıl izah edilebilir ki?

DİĞER YENİ YAZILAR