Sevgili okurlar geçen hafta Anayasa Mahkesi’nin aslında hukukçu olmayan tek üyesi ama başkanı sıfatını taşıyan Haşim Kılıç’ın amacı belli sözleriyle yeni bir tartışma başladı. Kılıç ve her nedense laiklik konusundaki tek adresi raportör Osman Can, Anayasa’nın ilk 3 maddesinin de tartışmaya açılabileceğini söylediler.
Maddenin tamamı
Anayasa’nın ilk üç maddesi devletin yapısını anlatır. Bu aynı zamanda kuruluş felsefesinin de özetidir. Ve bu maddeler için “değiştirilemez” ifadesi kullanılır. Ancak geçen haftaki tartışmalarda maddeyi oluşturan cümlenin tamamı nedense hiç okunmadı. Madde der ki, “İlk üç madde değiştirilemez” sonra bir virgülle devam eder: “değiştirilmesi teklif edilemez.”
Anayasa suçu
Bu durumda Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, üstelik başkan sıfatıyla ciddi bir anayasa suçu işlemiş duruma düşüyor. “Değiştirilemez” tanımı aslında herkesi bağlıyor, buna karşı yapılacak bir şey yok. Ama teklif bile edilemeyeceği de eklenerek devletin temel yapısı ve kuruluş felsefesi tam koruma altına alınıyor.
Hiç mi değişmez?
Tabii burada akla hemen “Bu maddeler hiç mi değiştirilemeyecek, kimse üzerinde fikir bile mi söyleyemeyecek?” sorusu geliyor. Sonuçta Anayasalar da insanlar tarafından yapıldığına göre elbette değiştirilebilir. Ama dünyanın tüm çağdaş devletleri kendi rejimlerini korumak adına çok ciddi kalkanlar oluşturmuşlardır.
Çoğunluk tek başına yetmez
Bugünkü iktidar ve yandaşları, demokrasiyi sadece “çoğunluğu ele geçirmek” olarak algıladıkları için “oyumuz yeterli olduğuna göre neden istediğimizi yapamıyoruz?” diye yakınıyor. Bir ülkenin temel felsefesi sadece bir siyasi görüşün çoğunluk olmasıyla değiştirilemez. Zaten bu nedenle binlerce sayfadan oluşan kanunlar varken, bunların hepsinden ayrı ama hepsini kapsayıcı bir anayasa ihtiyacı çıkmıştır ortaya.
Anayasa’nın yazılması
Bir ülkenin anayasası durup dururken oluşmaz. Ülkenin yeniden kuruluşunda, çok büyük bir savaştan çıkıldığında ya da bir iç savaş sonunda veya ihtilal-darbe ardından bir anayasaya ihtiyaç duyulur. Anayasalar seçilmiş iktidarların görüşüne göre değil, toplumdaki her kesimin sözcüsünün bulunduğu kurucu meclisler tarafından yapılır.
Amaç aslında belli
Bütün bunlara rağmen Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın, Türkiye’nin temel ve kuruluş felsefesini değiştirmeyi tartışmaya açmak istemesi, aslında mevcut iktidarın inkâr etmeye kalksa bile varılmak istenen laik düzeni toptan değiştirme hedefine giden önemli adımlarından biridir. Türkiye’nin bu oyuna gelmesini kimse beklememelidir.
Kürt sorunu
Sevgili okurlar geçen hafta özellikle televizyon ekranlarında Kürt konusu yine hayli yer aldı. Pek çok televizyon kanalı haber programlarında bu konuyu işledi. PKK’nın kentlere yönelik şiddet eylemlerinin artması, DTP’nin ise eyalet sistemi önermesi, İmralı’daki teröristbaşının cezasını ev hapsi olarak sürdürmesi istekleri gündemdeki önemli başlıklardı.
Artık açık konuşulmalı
Her gün ve her yerde Kürt sorunu konuşulmakla birlikte eğer gerçekten bir çözüm isteniyorsa kimin ne istediği de pek açık söylenmiyor aslında. Sihirli bir sözcük gibi kullanılan “demokratikleşme” ne yazık ki hâlâ içi doldurulmamış bir kavram olarak ama zihinleri bulandırarak kamuoyuna sunuluyor.
İktidarın belirsiz politikası
Tabii bunda en etkin olan iktidarın bu konudaki kafa karışıklığı ve yaklaşan seçimler nedeniyle olayı popülist bir düzeyde tutma çabası izlediğim kadarıyla. Başbakan “ilk kez Kürt sorunu diyen benim” diye ortaya çıkarken, konuyla ilgili hiçbir adım atmadığı gibi “Ya sev ya terk et” sloganına sarılarak ortamı gerginleştirdi.
Barzaniyle ilişki
Oysa iktidara yakın çevrelerden edindiğimiz bilgiye göre hükümet, Milli Güvenlik Kurulu’nun da kamuoyuna açıklanmayan onayıyla Kürt toplumunun asıl önderleri olarak Barzani ve Talabani ile ilişki kurma aşamasına geldi. Önümüzdeki dönemde öncelikle Barzani ile daha yüksek düzeyde ilişki kurulacak demek ki.
Bedeli ne olacak?
Ancak sevgili okurlar şu anda bilmediğimiz, eğer gerçekten Barzani ile bir ilişki kurulması konusu devletin tüm birimleri tarafından onay görüyorsa, Türkiye’nin hangi koşulları öne süreceğidir. Türk kamuoyu sistemli olarak yapılan propagandalar sonunda artık neredeyse “Türkiye eninde sonunda bölünecek” zihniyetine alıştırıldı. Konuşmadığımız ise bunun bedelinin ne olacağı.
Irak’ın toprak bütünlüğü
Kürt sorununu ya da Türkiye’nin bölünme tehlikesini konuşurken sorunu Irak’ın içinde bulunduğu durumdan bağımsız ele alamayız. Resmi olarak toprak bütünlüğü olduğu savunulan, ama anayasası gereği bile üçe bölünmüş olan Irak’ın güneyindeki petrol bölgeleri Şii egemenliği altında. Ve buradaki petrol rezervleri kuzeydekine oranla çok daha büyük. Bu da özellikle ABD ve batılı ülkelerin gözünü buraya dikmesine neden olmakta.
Türkiye’nin hakları
ABD ve Batı güneydeki petrol bölgelerine odaklanmışken, Kuzey Irak’ta sadece Türkiye’nin aleyhine olabilecek gelişmeleri tartışmak bana çok gerçekçi gelmiyor. Türkiye’nin tarihsel bağlardan oluşan haklarını korumayı aklına getirmeden sadece Kürt oluşumunu göz önüne alması, kamuoyunda “bölüneceğiz” korkusunun yayılmasına engel olmaması ve toprak vermek yerine neden toprak almayı hiç düşünmediği de üzerinde durulması gereken bir nokta bence.
Ergenekon davası
Sevgili okurlar Ergenekon davasında sonunda sanıklar için bile işkence haline gelen iddianame okunması sona erdi ve nihayet asıl mahkeme başladı. Ancak 1 Temmuz’dan bu yana tutuklananlar hakkında hâlâ bir iddianame hazır değil. Oysa asıl merakla beklenen iddianame ve dava süreci bu kesimle ilgili.
Savunmalar çok ses getirecek
Bu arada Ergenkon sanıkları ile ilgili ilginç bilgiler de geliyor. Örneğin bazı sanıkların hazırladıkları savunmaların okunmasının bile günler süreceği belirtiliyor. Kemal Alemdaroğlu’nun savunması 700 sayfayı geçmiş, Doğu Perinçek’in savunması ise bin 700 sayfayı bulmuş. Her biri birer yazar, aydın ve gazeteci olan diğer sanıkların savunmasını artık düşünün.
Ziko Türkiye’ye geliyormuş
Sevgili okurlar bu haftanın yazısının sonunda aldığım bir spor istihbaratını sizlerle paylaşmak istedim. Fenerbahçe’nin eski antrenörü Zico bazı Galatasaraylı yöneticilerle görüşmüş. Zico, Türkiye’yi çok sevdiğini ve gelebileceğini söylemiş. Bakarsınız gelir. Haber spor sayfalarında çıktı mı bilmiyorum, çıktıysa benim hatam değilse atlatma haber olmuş oluyor.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Güç, özgürlüğün en büyük düşmanıdır. Henry C. Wallich

