Dedikodu isterseniz kıyamet gibi

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; geçen hafta “sıcak yaz aylarıyla birlikte siyasette de sıcak günler yaşayacağız” demiştim hatırlarsanız. Bırakın sıcak olmayı, neredeyse kaynama noktasına geldik.

Geçen hafta tansiyonu kaynama noktasına yükselten gelişmelerden biri “dedikodular” diğeri de yargının çok sert çıkışıydı.

Sevgili okurlar; önce ünlü Dolmabahçe görüşmesinden kaynaklanan bir dedikodu ortalığı sarstı. Eski bakan Fikri Sağlar’ın “Başbakan, Genelkurmay Başkanı’nın önüne dosya koydu” yazısı doğal olarak yalanlandı. Zaten kimsenin başka bir şey beklediği de yoktu. İki kişi arasında ve “Allah’ı tanık göstererek” yapılan toplantıdan aktarılan bir dedikodunun yalanlanmaması mümkün değildi.

Buradaki üslup benim çok dikkatimi çektii. Özellikle Genelkurmay’ın öfkesini anlamak mümkün değil bana göre.

İkinci sarsıcı dedikodu da CHP’nin, Erdoğan hakkında Sabah-ATV satışı nedeniyle verdiği gensoru önergesinin görüşülmesinde, Baykal’ın yaptığı konuşma sırasında ortaya çıktı. Baykal, Başbakan’ın ihaleye girmek isteyen bazı kişilere engel olduğunu söyledi ve isim vermeden bir görüşmeden söz etti.

Ertesi gün ismi verilmeyen ama ihaleye girmesi engellenen kişinin Hüsnü Özyeğin olduğu ileri sürüldü. Özyeğin de bunu yalanladı. Bu dedikodu muydu, doğru muydu elbette bilemem ama Özyeğin’in yalanlamaktan başka çaresi var mıydı bilemiyorum.

Ancak sevgili okurlar; dedikodu deyince şu anda siyaset kulislerinde o kadar çok laf dolaşıyor ki, anlatamam. Tabii bunları oturup ciddi ciddi yazamayız. Ama örneğin Ankara’da birilerinin önemli bir işi halletmek amacıyla 300 milyon dolar rüşvet vermeye hazır oldukları söyleniyor.

Sonra önemli bir makamda oturan ve yine önemli bir karar vermek zorunda olan bir kurum üyesinin akademik tezinin bir bölümünün çalıntı olduğunun iddia edildiği ve koz olarak kullanılarak alacağı kararda etkili olması için baskı yapıldığı ileri sürülüyor.

Yine çok önemli bir kurumda görevli bir kişinin bazı görüşmelerinin kaydedildiği, bunların montajlanarak basına verileceği ve zor duruma düşürüleceği de söyleniyor. Bunun olmaması için bu kişinin istenen yöndeki bir karara imza atması gerekiyormuş.

Bundan başka önemli bir devlet görevlisinin bir iş adamının bir işini halletmek amacıyla işine bila bedel ortak olmak istediği de dedikodular arasında.

İşte sevgili okurlar dediğim gibi dedikodunun bini bir para, ama adı üstünde dedikodu insan ciddiye de alamıyor ki.

Yargının çıkışı

Geçen haftaya damgasını vuran ve hayli tartışılacağa benzenen diğer konu da Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisi oldu. Hükümet de buna hemen aynı sertlikte bir cevap verdi.

Aslına bakarsanız hükümetin bu kadar öfkelenmeye hiç hakkı yok. Ayrıca bu hassasiyeti anlamak da mümkün değil. Yurt dışına gidip destek için ricada bulunanlara, ilan verenlere, AB ülkelerinin maaşlı memurlarının Türkiye’ye yağdırdıkları hakaretlere, akıl vermelerine, tehdit ve şantaj yapmalarına hiç ses çıkarmayacak hatta işinize geldiği için destekleyeceksiniz, sonra yüksek mahkeme başkanları isyan edince de bunu siyaset yapmak olarak niteleyeceksiniz. Buna kimse inanmaz.

İktidar, “Nasıl oldu da kapatma davası ile karşı karşıya kaldık, yargı neden bu kadar sert açıklamalar yapıyor, biz hatayı nerede yaptık?” diyeceğine yargıyla kavga yöntemini seçiyor. Bunun iyi bir şey olmadığını sağduyulu herkes biliyor elbette.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

*****

AB’den yana olmak sadece lafta kalıyor

AKP’yi hararetle destekleyen kimi liberaller bunu savunmak için en çok “Bu parti Türkiye’nin AB’ye girmesi için büyük mücadele veriyor” bahanesine sığınıyor. Onlara göre diğer bütün partiler AB konusunda samimi değil, buna karşın AKP canla başla AB için çalışıyor.

Oysa gerçek bu değil. Pek çok konuda olduğu gibi AB konusunda da “çaba” sadece lafta. Uygulama ve eylem alanında hiçbir şey yapılmıyor.

Bunun son örneği Ilısu Barajı. Bu barajın “resmi” öyküsü 12 yıl önce başlamıştı. Türkiye’nin ikinci büyük barajı için Avrupa ülkelerinden oluşan bir konsorsiyum 1.2 milyar euro’luk kredi verecekti. Tam 12 yıl boyunca kredinin şartlarının oluşması için yüzlerce toplantı yapıldı. Sonunda kasım ayında kredi onaylandı. Ancak AB ülkelerinin “para dışında” bazı şartları vardı. Bunları 153 madde halinde toplayıp Türkiye’ye verdiler.

Türkiye hepsine “tamam” dedi. Ama tam “Türk işi” yapıldı. “Tamam” dendiği halde “Nasıl olsa kredi gelmeye başladı, bunları yaparız” alaturkalığına girildi. Durumu gören AB ülkeleri de “pat” diye krediyi durdurdu. “Ya şartları yerine getir ya da para yok, üstelik şu ana kadar verdiklerimizi de geri alırız” dedi.

Şimdi AKP’li bürokratlar telaş içinde. Çünkü kredi geri çekilirse baraj yapılamayacağı gibi şu ana kadar yapılan harcamalar nasıl geri verilecek ve bunun hesabını kim ödeyecek?

Diyeceğim AKP, AB şartlarına uyumu sadece lafta gösteriyor. Uygulamaya gelince böyle bir hassasiyeti olmadığı anlaşılıyor.

NOT: Ilısu Barajı’nın sular altında bırakacağı Hasankeyf’in tarihi yer olması bugüne kadar çok tartışıldı. Pek çok iyi niyetli aydın barajın yapılmaması için çaba harcadı. Ancak herkes biliyor ki buradaki asıl sorun tarih değil. Burası PKK’nın da etkinlik alanı içinde. Çevrede üs olarak kullanılan pek çok mağara var. Bunlar da sular altında kalacak. Ayrıca bölge ekonomisi kalkınınca PKK’nın gücü de azalacak. Bazen insanın içine “PKK’nın etki ve baskısı mı var?” kuşkusu düşmüyor değil.

*****

Derisini yüz

Bu da Yıldırım Tuna’dan: İki arkadaş ayı avına gitmişler, birisi ormandaki tek odalı av kulübesinde içkisini içerken diğeri kapmış tüfeğini fırlamış ormanın içine ve anında da karşısına dev gibi bir ayı çıkmış. Çekmiş tetiği ancak kurşun ayıyı sadece yaralamış. Öfkelenen ayı başlamış adamı kovalamaya.

Avcının aklına kulübeye sığınmak gelmiş, adam önde, yaralı kızgın ayı arkada kovalıyormuş. Adam kulübenin açık kapısına ulaşınca eşiğe ayağı takılmış ve içeri doğru uçarak kulübenin içinde yere yapışmış, arkasından frenleyemeyen ayı dev cüssesi ile ona takılıp kulübenin içinde yuvarlanmaya başlamış. Adam ayağa fırlayıp korku dolu bakışlarla olayı titreyerek izleyen içerideki arkadaşına bağırmış: “Sen..” demiş, “Sen şunun derisini yüzmeye başla ben gidip bir tane daha getireyim!”

*****

Adalet bir kutup yıldızı gibi yerinde durur. Geri kalan her şey onun etrafında döner. Konfüçyüs

DİĞER YENİ YAZILAR