Ankara hararetli biçimde Irak’ta yapılacak bir sınır ötesi harekata hazırlanıyor. Zamanı ise nisan ayı ortaları olarak hesaplanıyor. Çünkü bu tarihlerden itibaren karlar erimeye, yüksek dağlar geçit vermeye başlıyor.
Gerek siyasi gerekse askeri çevrelerde sınır ötesi harekatın şartlarının oluşması stratejileri yapılıyor.
AKP iktidarının sınır ötesi operasyon yapılması için büyük çaba harcadığı askeri kesimin ise sessiz, kararlı ama biraz endişeli bekleyiş içinde olduğu konuşuluyor.
Çünkü gerek kimi askeri uzmanlar gerekse bazı muhalif siyasetçiler sınır ötesi operasyonun Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile direk bağlantısı olmasından endişe ediyor.
Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bir sınır ötesi operasyon talimatı vererek kamuoyunda büyük prim toplamak istediği konuşuluyor.
Bu durumda önümüzdeki günlerde Irak’a yönelik bir sınır ötesi harekat konusunda çok yoğun ve hatta sert tartışmalar yaşanacağını söylemek yanlış olmayacaktır.
Tayyip Bey’in böyle bir operasyonu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir avantaj olarak kullanmak isteyebileceği söylentileri doğal olarak başta asker olmak üzere muhalefeti de hayli rahatsız edecektir.
Nitekim, savunma ile ilgili önemli yetkililerin artık seslendirmeye başladığı bazı görüşleri sizlere de sunmak istiyorum.
Bu çevreler Irak sınırımızda bir PKK sorunu olmasına rağmen, bir sınır ötesi harekatla bu sorunun ortadan kaldırılamayacağı görüşünde. Konuştuğum bir eski terör uzmanı şunu söyledi: “PKK militanları yoğun olarak Kandil Dağı’ndalar. Burası Türkiye’ye 180 kilometre uzakta. Sınır ötesi operasyonla Zaho’ya girilebilir. Ama PKK militanları ne bu bölgede ne Kandil Dağı’nda belli bir kampta topluca yaşamıyorlar. Bu militanlar onlarca Kürt köyünde tıpkı onlar gibi yaşıyorlar. Bu nedenle nokta operasyonu bile yapılsa çok sayıda sivil Kürt’ün ölmesi söz konusu olabilir. Bu da Türkiye için büyük sorundur.”
Bir başka istihbarat uzmanı da şunu söyledi: “Türkiye’nin asıl sorunu Kerkük’tür. Sınır ötesi parekat sorun çözmez. Ama Kerkük’te ağırlık koymak, gelecekteki muhtemel Kürt devletinin önüne geçebilir. Bunun için de askeri bir operasyonu göze alamazsınız, çünkü bu durumda karşınıza Amerika çıkar. Türkiye Kerkük sorununu, askeri gücünü caydırıcı unsur olarak kullanıp masada çözmek zorunda.”
Peki Tayyip Bey sınır ötesi operasyon için düğmeye basabilir mi? Ankara’nın “iyi koku alan” çevrelerine göre bunu yapabilir. Çünkü Cumhurbaşkanlığını kaçırmak istemiyor ve bunun için her şeyi göze alabilir.
Peki bir sınır ötesi harekat bu anlamda işe yarar mı?
Söylenen şu: “Elbette yarar, hatta Tayyip Erdoğan’ı Köşk’e bile çıkartır. Ama ondan sonra yaşanacak sorunları çözmek çok zor olabilir.”
“Cumhurbaşkanlığı için uzlaşma adresi CHP’dir”
Geçen hafta “CHP Erdoğan dışında bir AKP’linin Cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyecek mi?” diye sormuştum. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan bu konuyla ilgili bir açıklama geldi.
Baykal açıklamasında 70 milyonun Cumhurbaşkanı’nın seçileceğini belirterek “Biz ısrarla uzlaşma istiyoruz, CHP bu seçimin figüranı veya aksesuarı olmayacaktır” dedi.
Baykal’dan gelen açıklama özetle şöyle: “AKP içinden bir isim üzerinde uzlaşının söz konusu olabilmesi için, önce AKP’nin uzlaşmayla Cumhurbaşkanı seçme gereğini kabul etmesi lazımdır.
Sayın Başbakan, ‘uzlaşmayı CHP’yle aramak zorunda değiliz’ demiştir. Şunu hemen belirteyim, kiminle uzlaşmayı arayacağı Başbakan’ın keyfine tabi bir iş değildir. Başbakan’ın kendi keyfi takdiri ve ‘ben şununla uzlaşırım, bununla uzlaşmam’ deme hakkı yoktur. 2002 yılında 70 milyonun parlamentoya soktuğu İki parti vardır, bunlardan birisi CHP’dir. Bu gerçek yok sayılırken ve ortada uzlaşma niyeti de yokken, o olabilir, bu olabilir demenin hem anlamı, hem de mantığı yoktur.
CHP ısrarla uzlaşma istemektedir, ancak uzlaşma olmazsa seçimin figüranı, aksesuarı olmayacaktır.
CHP, Anayasa’nın, yasaların kendisine verdiği her hakkı, her yetkiyi kullanacak, dayatmalar karşısında direnecek, emrivakilere boyun eğmeyecek ve uzlaşma olmaması halinde, Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olarak yapılacak oturumlarda toplantı yeter sayısıyla ilgili düşüncesini Anayasa Mahkemesi’ne de taşıyacaktır.
Çünkü Türkiyemize, 70 milyona Cumhurbaşkanı seçilecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Başkomutanlık’ta yapacak olan bu Cumhurbaşkanı, Hukuka, Yargıya, Üniversitelere, Bürokrasiye, Diplomasiye Türkiye’nin gözüyle bakacak saygın, seçkin, Cumhurbaşkanı olmalıdır.
CHP bu nedenle duyarlılık göstermekte ve uzlaşma istemektedir.”
CHP kimi Çankaya’da görmek istemiyor
CHP’liler Başbakan Erdoğan’ın çeşitli zamanlarda söylediklerini veya yaptıklarını bir araya toplayarak “Bunları yapan birini Çankaya’da görmek istemiyoruz” diyorlar.
CHP’lilerin akıllarına ilk gelen bazı örnekleri şöyle.
- “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dememeli.
- “Ananı da al git” dememeli.
- Türkiye’ye eyaletler sistemi önermemeli.
- “Türklük bir alt kimliktir” dememeli.
- Atatürk’ü anlayamamış, Atatürk’ü sevememiş olmamalı.
- “Anıtkabir’de sap gibi duruyorlar” dememeli.
- Hikmetyar’ın önünde diz çökmemeli.
- El Kadı’ya kefil olmamalı.
- Kıbrıs konusunda Cumhurbaşkanı’na “sana mı soracağız” dememeli.
- Cumhurbaşkanına ve muhalefete “Aç tavuk kendisini buğday ambarında görür. Üç koyunu güdemeyenler...” dememeli.
- Danışmanı, Amerikalılara “Onu kullanın,” dememeli.
- Dokunulmazlığı kaldırmalı.
- “Harem” ile “harim”in farkını bilmeli
- Villa yapmak için orman arazisini işgal edip 10 ay ceza almamalı.
- Yolsuzlukların hesabını vermeli.
- Danıştay’a, Yargıtay’a “Diyanete sor” dememeli.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine “Ulemaya sor” dememeli.
- Oferler’in talimatıyla kanun çıkartılmasına destek vermemeli.
- Doğru dürüst mal beyanı yapmalı.
- Çocuklarına iş adamı arkadaşlarının parasıyla okutmamalı.
- “Demokrasi bir amaç değil, bir araçtır” dememeli.
- “Amaca ulaşmak için gerekirse papaz cüppesi giyerim” dememeli.
- “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor. Yahu bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek yahu” dememeli..
Muhbirlik kaça para?
Hrant Dink cinayeti ile ilgili “arapsaçına” dönen bilgileri okurken ve dinlerken bir nokta dikkatimi çekti. Trabzon’da “büyük abilik” yaptığı aynı zamanda “muhbir” olduğu da belirtilen Erhan’ın Emniyet’le ilişkisi “çift taraflı ajanlık” yaptığı için kesilmiş. Bunu müfettiş raporlarından öğreniyoruz.
Peki Erhan’ın “çift taraflı ajanlığı” nasıl bir şey? Meğer bu genç jandarmaya da muhbirlik yapıyormuş. Peki siz “çift taraflı” deyince ne anlarsınız? Hem emniyete hem de haber getirdiği çetelere bilgi verdiğini değil mi? İşe bakın Emniyet muhbiriyle “çift taraflı” diye ilişki kesiyor, çünkü bu kişi jandarmaya da bilgi veriyormuş. Buna “çift taraflı” diyorlar. Bir ilginç nokta da Erhan’ın bu işten para kazanması. Emniyet muhbirlik için para ödüyormuş. Meğer jandarma da ödüyormuş. Emniyetçiler buna da kızmışlar “iki taraftan para alarak kazancını katladı” diyorlar.
Ben de merak ediyorum, şu muhbirlik kaç para? Parça başı mı, götürü usülde mi? Örneğin Hrant Dink’in vurulacağı haberi için kaç para veriliyor? Daha büyük bir isim olursa fiyat artıyor mu? Müfettişler bunu da açıklasa bari.

