Sevgili okurlar; yaz dönemi, tatil, aşırı sıcaklar hiç fark etmiyor. İktidar dolu dizgin hemen her konuda, dur durak bilmeden yürüyor. Sanki bir acele varmış gibi, Kürt konusundan imam hatiplerin katsayısına, askerin dokunulmazlığını kaldırma bahanesiyle yargı sistemine hasar vermekten yargıyı tamamen ele geçirmeye, Ergenekon adı altında ülkenin aydın insanlarına uygulanan baskıdan Cumhuriyetle hesaplaşmaya kadar her konuda müthiş biri atakta.
Acelenin nedeni!
İktidarın bu kadar acele ile her konuda fırtınalar koparmasının bir anlamı olmalı. Öyle sanıyorum ki son yerel seçimler iktidarı ve bu iktidardan medet umarak kendi hedeflerine varmaya çabalayan bazı cemaatleri hayli korkuttu. Yerel seçim gibi iktidarların daha şanslı olduğu seçimlerde bile umulanın bulunamaması gözleri genel seçime çevirdi.
Daha ağır bir yenilgi
Yerel seçimden bile hayal kırıklığı ile çıkmak, mantıken genel seçimlerde daha büyük bir oy kaybına neden olacaktır. Çünkü önümüzdeki sonbahardan itibaren ekonomik kriz kendisini daha fazla hissettirebilir. İşsizlik daha da artabilir. Okulların açılması, Ramazan’ın ve Bayram’ın gelişi ailelerinin bütçeleri çok sarsabilir. Bunlar da doğal olarak iktidarlara oy kaybettiren unsurlardır. AKP ilk seçimlerden ağır bir yenilgiyle de çıkabilir.
Seçim yenilgisi bitirir
Şurası çok açık bir gerçek ki, AKP ilk seçimlerde birinci olsa bile eğer tek başına iktidarı kaybederse, parti çok kısa sürede dağılır. Çünkü bir zamanların ANAP’ını andıran AKP aslında değişik kesimlerin “menfaate dayalı” bir koalisyonu. Bu tür koalisyonlar iktidarda olmadıktan ve iktidarın nimetlerinden yararlanmadıktan sonra bir anlam ifade etmezler. İktidar yoksa birlik ve beraberlik de olmaz.
Her şeyi bitirmek gerek
Sanıyorum bunun farkında olan iktidar ve yandaşları, hem iktidarı elde tutmak hem de iktidarı kaybetmeleri halinde başa gelebilecekleri en aza indirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. İktidar ve yandaşları belli ki “Seçimlerde gidebiliriz. Ama ülkeyi öyle bir hale getiririz ki düzeltmesi yıllar alır. Bu da bize zaman kazandırır ve çıkacak kaostan yararlanarak tekrar iktidar olma şansı yakalarız” diye düşünüyor.
Kürt açılımı nedir?
İktidarın alelacele yapmaya çalıştığı ve adına “açılım” dediği konulardan biri olan Kürt konusundaki bazı meraklarımı paylaşmak istiyorum sizlerle bugün. Cumhurbaşkanı’ndan sonra Başbakan da “tarihi” fırsattan söz ediyor son birkaç gündür. Ama bu “tarihi fırsatın ne olduğu” hâlâ belirsiz. Ortalıkta bir yığın konuşma ve sözde plan var. Kürt konusuna ırkçı biçimde yaklaşan liberal maskeli faşistler de iktidarı yüreklendiriyor ama onlar da ortaya bir şey koyamıyor.
Biri açıklasın artık
Açıkçası Kürt konusunun nasıl çözüleceğini artık merak bile etmiyorum. Çünkü sorunun ne olduğunu bile doğru dürüst anlatan yok. Bu köşenin sürekli okurları hatırlarlar, kim bilir kaç kere yazıp sordum “Kürtler ne istiyor? Çözüm diyenler ne kastediyor?” diye. Ama kimsenin cevap verdiği yok. Sadece kendisini akıllı ve entelektüel sananlarla liberal maskeli faşistler “çözüm de çözüm” yaygarası koparıyorlar. Peki neyi çözecekler, o yok ortada.
İki farklı görüş
Ancak her konuda iktidara payanda olan liberal maskeli faşistlerle iktidarın çözüm konusunda bu kez biraz farklı oldukları görülüyor. Belli ki iktidar, ABD ile de varılan mutabakat sonucu Kürt sorunu dedikleri “şeyi” Barzani ve Talabani üzerinden bitirmek istiyor. Yandaşlar ise Apo ile görüşülmesini, sorunu terör örgütü liderinin çözebileceğini belirterek “Apo ile masaya oturulsun, Apo serbest bırakılsın, siyasete girsin” görüşünü üstü kapalı anlatıyorlar.
Peki sonuç ne olacak?
Şimdi bütün bu tür tartışmaları bir kenara bırakalım. Benim merakım çok basit. Kürt sorunu Kürt sorunu diye yeri göğü inletenlere ve ille de bir çözüm arayanlara şunu sormak istiyorum: Laf kalabalığı ile milletin aklını karıştırmayın ve kendi kafanızdaki çözümün sağlanması halindeki manzarayı bir tarif edin. Dikkat ederseniz sadece konuşanlar kamuoyuna sonucu hiç söylemiyorlar. Bir kere de bunu söylesinler. Deyin ki sorun çözüldü. Çözümden sonraki Türkiye’yi bir tarif edin.
Bunu yapmayacaklar
Ancak inanın çözüm denilen şeyden sonraki manzarayı kimse tarif etmiyor. Aslına bakarsanız edemiyor, edemez de. Nedeni çok basit. Bugüne kadar TV ekranlarında bağırıp çağıran, gazete köşelerinde ağır yazılar döşenenlerden “çözüm” lafı dışında bir şey duydunuz mu? “Çözüm” diyorlar ama çözümün ne olduğunu söyleyemiyorlar. Çünkü asıl amaç var dedikleri sorunu çözmek değil Türkiye sevgisizliğini göstermek ve bu yolla Türkiye’nin huzurunu bozmak. Bir kere daha soruyorum: “Kafanızdaki çözümden sonra nasıl bir Türkiye olacağını söyler misiniz?”
Erdoğan’ın yakınması
Başbakan Erdoğan geçen hafta içinde yaptığı bir konuşmada bugüne kadar pek çok engelle karşılaştıklarını, ama kararlı tutumları ile bu engelleri çıkaranların geri vitese taktıklarını ileri sürdü. Oysa çok merak ediyorum 7 yıllık iktidarı boyunca Erdoğan’a hangi engeller çıkarıldı? Bunlar nasıl aşıldı ya da aşılamadı hâlâ. Eğer gerçekten Erdoğan’a çok engel çıkarıldıysa, laikliğin ezilmesi, yargı bağımsızlığının katli, demokrasinin ayaklar altına alınması, hukuk devleti ilkelerinin keyfe göre uygulanması nasıl gerçekleşti?
Askerin halkla ilişkileri
Son zamanlarda hayretle izlediğim konulardan biri de Silahlı Kuvvetler’in halkla ilişkiler konusunda ne kadar zayıf olduğu. Hemen hiçbir konuda düzgün bir açıklama yapamayan, sorulara cevap veremeyen Genelkurmay, yeni keşfettikleri internet üzerinden halkı bilgilendirme sistemi ile şaşırtıyor. Son gariplik Somalili korsanlarla ilgili yapılan açıklama oldu. Genelkurmay yine internet üzerinden Somalili 5 korsana operasyon yapıldığını açıkladı.
Önce gururlandık
Açıklamayı okuduğunuzda sanki korsanların ele geçirdiği geminin kurtarıldığını düşünüyor ve seviniyorsunuz. Hatta gururlanıyorsunuz. Meğer aslında kayıkla gezen 5 korsan yakalanmış. Güler misin ağlar mısın durumu yani. Orada koca gemi ve mürettebat rehin tutuluyor, bizimkiler de iş yapmış gibi bunu halka duyuruyorlar. Ayıp, bu tür açıklamaları hiç yapmamak gerek. Genelkurmay’da medya konusunda bilgili bir kişi bile yok mu?
Bu haftanın olayları
Bu hafta belli ki yine tartışma ve “beklenmedik” gelişmelerle geçecek. Meclis başkanlığı seçimlerine önem verenler var, çünkü merak da ediyorlar. Ben hiç merak bile etmiyorum, Köksal Toptan’ın aday gösterilmesinin imkansıza yakın olduğunu biliyorum. Hafta içinde yazarım. AKP ve özellikle yandaşlarının Anayasa Mahkemesi’ne yönelik saldırılarını da hafta içinde ele almaya çalışacağım. İmam hatiplerin önünün açılmasının arkasından gelecek yeni oyunlarla ilgili bazı görüşlerimi de yine bu hafta sizlere yazmaya çalışacağım.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Çözümden sonra nasıl bir Türkiye olacak?
Haberin Devamı

