Çok şükür Amerika var!?..

Haberin Devamı

Ortalık bir anda savaş alanına dönmüş gibi oldu. Ne kadar gazete, televizyon varsa aynı anda aynı başlıklarla yayınlandı.

“İlk istihbarat geldi, F-16’larımız nokta vuruşu yaptı”

“Jetlerimiz Kuzey Irak semalarında”

“PKK’lıların bulunduğu bir bina bombalandı”

Bunlar aklımda kalan başlıklar.

Haberlerin bu şekilde duyurulmasıyla birlikte milleti de bir heyecan kapladı. Kim bilir kaç kişi beni aradı hatırlamıyorum. Sordukları hep aynı şey “Harekât mı başladı?”

Hani gazeteciyiz ve her şeyi biliriz ya, bu nedenle arıyorlar. Oysa gerçekten bildiğim bir şey yok. Ben de gelen bu haberleri görüyorum.

Sonra gecenin bir vakti galiba Genelkurmay bir açıklama yapmış, bu tür bir operasyonun olmadığı yönünde. Ama saat geç olduğu için gazeteler baskılarına yetiştirememişler belli ki, çünkü heyecanlı başlıklar ve senaryolar aynen duruyor.

Ertesi gün herkeste bir kuşku. Arkadaşlar Başbakan’ı Türkiye’den geçerken yakalayıp soruyorlar “Operasyon başladı mı?” diye. Başbakan epeydir Türkiye’ye uğramadığından olacak “Bilmiyorum” cevabını veriyor.

Neyse ki Amerika’dan resmi açıklama geliyor. Deniyor ki bu açıklamada “Türk Silahlı Kuvvetleri herhangi bir sınır ötesi operasyon yapmamıştır. Türk jetleri Irak sınırını geçmemiştir.”

Okey canım. Çok şükür Amerika var da ne olup bittiğini öğrenebiliyoruz. Türk askeri harekete geçmiş mi geçmemiş mi, jetlerimiz uçuyor mu uçmuyor mu, bizim de bilgimiz oluyor.

Şimdiiiii, 32. Gün programında “kepazelik” dediğim için iyi niyetli bazı kişiler eleştiri getirdiler. “O kadar sert söyleyince iyi olmuyor, haklıyken haksız konuma geçiyorsun” dediler.

Tamam da ben şimdi “kepazelik” demeyeyim de ne diyeyim?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir sınır operasyonu yapıp yapmadığını ben Amerikan resmi açıklamalarından mı öğreneceğim?

Anladık, başbakan Amerika’ya gitti. Ona “Sen merak etme biz sana istihbarat veririz” dediler. İyi de istihbarat dedikleri bu muydu yani?

Çok kötü bir dezenformasyon, yani yanlış bilgiler dönemi yaşıyoruz. Nereden kaynaklanıyor bu? Tamamen iktidarın tutumundan. Doğru dürüst bir bilgi akışı sağlamıyorlar, bu hassas günler için özel bir bilgi merkezi kurmuyorlar. Oysa teknolojik gelişme sayesinde doğru bilgiye ulaşmak mümkün olduğu gibi, aynı zamanda herkes propagandaya yönelik haberlere ve dezenformasyona da açık.

Bu bilgi kargaşalığından ve kirliliğinden iktidarın da rahatsız olması gerek, ama gördüğüm kadarıyla şimdilik böyle bir kaygıları yok. Tam tersine, Başbakan yalan olarak nitelediği haberleri kendince düzeltirken, bunu bir iç siyaset ve rakiplerini sıkıntıya sokmak için malzeme olarak kullanıyor, hakaretler yağıdırıyor.

Türkiye bu gayri ciddi tutumdan kurtulmalı ve askerin hareketliliğini bile Amerika’dan öğrenmek durumunda kalmamalı.

Çünkü bu işin sonunda kamuoyunda ciddi bir güven bunalımı başlar. Kimse Amerika’dan resmi açıklama gelinceye kadar söylenen hiçbir şeye inanmaz. Türkiye’yi bu hale düşürmeye kimsenin hakkı var mı?

*****

Mesut Yılmaz hazırlanıyor!

Geçenlerde bir tanıdığım “Yahu Mesut Yılmaz milletvekili oldu ama hiç ortada görünmüyor, ne yapar, ne eder?” diye sordu. Gerçekten aklıma gelmemişti. Ben de Mesut Yılmaz’ı pek görmüyorum.

Aklıma takılınca rastladığımda Yılmaz’ı iyi tanıyanlara aynı soruyu sormaya başladım. İlginç bilgiler aldım. Mesut Yılmaz “şimdilik gizli” bir çalışma içindeymiş. Bazı temaslar yapıyormuş. Mayıs ayından önce de ortaya çıkması pek mümkün değilmiş. “Ne var Mayıs’ta?” Aslında bir şey yokmuş ama ancak o zamana kadar bu temasların sonucunu almak mümkün olurmuş.

Mesut Yılmaz’ın ortaya çıkması nasıl olur? Bir parti mi kurar, bir sivil hareket mi başlatır, yoksa başka bir partiye mi geçer? Bunlar konusunda somut bilgi yok. Ama tanıyanlar “Mesut Bey 5 yılı boş geçirmedi, kendisini hazırladı, zaten seçilerek bu hazırlığı gösterdi, sıra bunun meyvelerini almaya geldi” diyorlar. Haydi hayırlısı..

*****

Asala’yı nasıl bitirdik?

Ercan Çitlioğlu’nun kaç kitabı oldu şu anda bilemiyorum. Ama terör, özellikle Asala terörü ve PKK konusundaki uzmanlığını artık herkes biliyor.

Çitlioğlu’nun son kitabı “Ölümcül Tahterevalli- Ermeni ve Kürt sorunu” elime yeni geçti. Önceki kitapların verdiği heyecanı bildiğim için bunu da hemen okudum.

Çitlioğlu bu kitabında Ermeni sorununun tarihsel boyutunu anlattıktan sonra bunun PKK ile çakışmasını ortaya yepyeni belgeler de koyarak anlatıyor.

Kitapta Asala terörünün bitirilmesi için yapılanları, bugüne kadar hiç yayınlanmamış gerçek olaylara da dayandırarak ortaya seriyor. Örneğin bir dönem adından çok söz edilen Abdullah Çatlı’nın Asala operasyonlarındaki rolü kitapta çok çarpıcı biçimde dile getiriliyor. Hatta bu konuda “artık son nokta konmuş” dedirtiyor.

Kitapta Asala’ya yönelik operasyonlarla ilgili bölümü okurken Türkiye’nin hangi ülkede olursa olsun kararlı olduktan sonra yapılanların hesabını sorabilecek güçte olduğunu anlıyorsunuz. Bugün bir sınır ötesi operasyon için Amerika’nın iki dudağına bakmak zorunda kalışımız ise bunların ışığında insanı üzüyor.

*****

Bir mizah yazarının çığlığı!

Perşembe günü yazdığım, mizahçıların siyasi mizah yapmamasına ilişkin yazım üzerine mizah sanatçısı Cihan Demirci’den bir mektup aldım. Bu mektubu (yer nedeniyle zorunlu olarak kısaltarak) sizlerle paylaşmak istiyorum;

Sevgili Can Ataklı,

Çok sevdiğim ve saygı duyduğum Erol Günaydın ustamız, “politik mizah yapamıyorlar, korkuyorlar” diye şüphesiz yeni komedyenleri yani stand-up’çıları kasdetmiş. Onun ne demek istediği net olsa da, bugünkü yazınızı okuyunca yazmak istedim.

Mizah yazınına profesyonel olarak 27, amatörlükle birlikte tam 29 yıldır hem yazar hem de çizer olarak yoğun emekler veren bir mizahçı olarak üstüme alınmasam da en azından, siyasi ve toplumsal mizaha hâlâ inatla devam eden bir mizah emekçisi olarak bir ÇIĞLIK ATAYIM DEDİM.

Evet şu anda bir ÇIĞLIK ATIYORUM, sesimin çıktığı kadar bizi görmeyen, duymayan, konuşmayan, bizden bahsetmeyen medyayadır bu çığlığım!...

Artık sesimizi duyuracağımız gazete, dergi, televizyon, radyo, aklınıza ne gelirse hiçbir şey kalmadı bu ülkede... Bakın benim yayınlanmış 32 kitabım var. Bu kitapların satışı 300 bini aşmıştır. Çoğu muhalif mizah eseridir. Yazılması cesaret isteyen kitaplardır.

(...) Haziran başlarında bu ülkenin şu ana dek tek özgün Başbakan RTE fıkraları kitabını yazıp, bin bir güçlükle yayınladım. “RTE GARANTİLİ FIKRALAR” adlı bu kitabı 2 yıl yayınlatacak yayınevi bulamadım. (...) Ülkede müthiş bir baskı ortamı var. Ben bu kadar ağır bir baskı ortamı 12 Eylül’de dahi yaşamadım. 12 Eylül’den 5 ay sonra bile bu ülkede “Sahte Atatürkçüleri” konu alan politik bir karikatür sergisi açabilmiş biriyim.

Gelelim biraz da sevgili halkımıza... Hani hep “Bunu istiyor” denen halka... Halk siyasi-toplumsal mizah yapan mizahçısına zerre kadar sahip çıkmıyor. Muhalif hiçbir şeye sahip çıkan yok. Ülkede muhalefet partisi var mı ki, muhalif mizah olsun demek geliyor içimden... Oysa ülkede korkunç derecede İslamcı bir faşizm var. Diktatörlükten farksız bir ortamda yaşarken, muhalif mizaha şans verilmiyor. Bizlerin sesi duyulmuyor. Ben bu yüzden mizahımı ancak internette sürdürebiliyorum. Damdaki Mizahçı ve Mizah Haber adlı blog sitelerimde sesimi insanlara duyurabiliyorum.

Bu açıdan lütfen, tatlı para ve lüks hayat peşinde koşan stand-up’çı arkadaşlarla biz mizah emekçilerini karıştırmayalım, bizlere haksızlık oluyor... Korkak olanlar mizahçılar değil var olan sahne komedyenleridir bu ülkede... Korkaklık bir yana politik-toplumsal bir mizah yapacak alt yapıları da yoktur ne yazık ki... Zaten böyle bir mizahı isteyen bir halk da yok ortada, o yüzden onlara kızmanın anlamı da kalmadı... Tüm olumsuzluklara inat ben yazıp-çizmeyi sürdürüyorum. Her şeye inat mizahın o gülümseyen muhalif yüzüyle...

Sevgilerimle...

DİĞER YENİ YAZILAR