Yazılarımda pek fark ettirmedim galiba ama yaklaşık bir aydır İstanbul dışındaydım. Son birkaç yıldır doğru düzgün bir tatil yapamamıştım. Bu kez içinde data hattı da olan mini bilgisayarımı kaptığım gibi tatile çıktım.
Bir yandan deniz ve güneşten yararlanmaya çalışırken, öte yandan da çevre gezileri yapıp gözlemlerimi not aldım, pek çok kişiyle konuştum, yine bilmediğim pek çok şey öğrendim. Tabii günlük yazılar da aksamadan devam etti.
Yazı yazarak tatil yapmaya kalktığınızda en büyük sorun gündemi kaçırmamak için çaba harcamak. Ama teknoloji çok gelişti, artık nerede olursanız olun her şeyden haberiniz oluyor. Bu hem iyi hem kötü. İyisi günlük çalışmanız aynen sürüyor, kötüsü kafanız hep gündeme bağlı olduğu için bazen tatil yaptığınızın farkına bile varmıyorsunuz.
Tatilin son iki gününü Ayvalık ve çevresinde geçirdim. Geçen yıl 8 Ağustos’ta, aynı zamanda doğum gününde, Selim Demir’le evlenen kızımız Tuvana, Ayvalık yakınlarında aldıkları yazlık evlerinde geçen yıl nikâh törenine katılan arkadaşlarını toplamışlar. Biz de yolumuz üstünde olduğundan iki günlüğüne de olsa gençlerin arasına karışalım istedik.
Gece Ayvalık’ta bu yıl açılan yine arkadaşları Çiğdem-Uğur ve Bedri’nin sahibi olduğu A la Fonfon’da yemek düzenlemişler. Gençler iç mekânda büyük masada otururken biz de “daha sakin” diye kapı önündeki masaları tercih ettik.
Yemek sırasında “Vay Can baba da buradaymış” diye bir ses işittim. Bana “Can baba” diye hitap eden tek kişi Ufuk Söylemez’dir. Yıllardır böyle söyler. Nitekim duyduğum ses gerçekten onun sesiymiş. Söylemez, Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ailece yemek yemişler ve dolaşmaya çıkmışlar.
Tabii hemen buyur ettik, teşekkür ettiler, ayak üstü biraz sohbet ettik. Hüsamettin Cindoruk “Hayrola, burada mı tatil yapıyorsunuz?” diye sorunca durumu anlattım ve “Arzu ederseniz gençler de içeride onlara da bir merhaba deyin” dedim.
Bu arada “Acaba gençler Hüsamettin Bey’i görünce ne yaparlar?” diye düşünmeden de edemiyorum. Neyse içeri girdik, Hüsamettin Bey “Merhaba” der demez bizim gençler ayağa kalkıp alkışlamazlar mı? Açıkçası Hüsamettin Bey de ben de çok şaşırdım. Bizim gençlerin çağdaş cumhuriyet ilkelerine, demokrasi ve özgürlüklere çok düşkün olduklarını biliyorum da, Hüsamettin Bey’e böylesine yakın davranacaklarını gerçekten aklıma getirmemiştim.
Tabii bu ilgiden Hüsamettin Cindoruk da çok mutlu oldu, sanıyorum moral kazandı.
Gördüğüm o ki, özellikle gençler çağdaş Türkiye’nin demokrasi ve özgürlüklerin önünü açacak lidere yaşına hiç bakmadan destek vermeye hazır. Bu ilginç bir mesajdı bana göre.
Koltuk
Yıldırım Tuna’dan: Sihirbazın biri yanlışlıkla karısını “koltuk” haline getirmiş, geri döndürmeyi de başaramayınca onu hemen hastanenin birinin acil servisine yetiştirmiş.. Acilin önünde heyecanla beklerken yoğun bakımdan çıkan doktorun yanına gidip “Nasıl?” diye sormuş. Doktor “İyi..” diye cevap vermiş “Valla çok rahat!..”
Okurdan iki saptama
Yazılarıma gönderdiğiniz mesaj, yorum ve eleştirileri daima büyük dikkatle ve özenle okurum. Çünkü bunlar olumlu da olumsuz da olsa (hakaretler hariç tabii) mutlaka bir katkı sağlar. Bugün iki yazıma iki okurdan gelen ve yazıldığı sırada da mutlaka olması gereken iki noktayı sizlerle paylaşmak istedim;
ATALAY’IN NE İŞİ VARDI: Pazartesi sohbetimde Tayyip Erdoğan’ın DTP ile görüşmesini olumlu ve gerekli bulduğumu yazmıştım. O görüşmede aklıma takılan Erdoğan’ın “Başbakan olarak değil, AKP Genel Başkanı olarak görüşüyorum” demesiydi. Erdoğan buna neden gerek gördüğünü açıklamamıştı. Belli ki bu görüşmeyi hükümet adına değil partisi adına yaptığını anlatmak istiyordu.
Ama bir okur uyardı; görüşmede İçişleri Bakanı Beşir Atalay da vardı. Peki Atalay bu görüşmeye hangi kimlikle katıldı? Atalay’ın bakan olması dışında partisi adına bir görevi yok.
Demek ki bu konuda kamuoyunu yanıltma teşebbüsü var. Başbakan hükümet olarak görüşme yapmıyor ama hükümetten bir üyeyi görüşmeye alıyor. Bu durumda görüşme aslında AKP - DTP değil hükümet - DTP görüşmesi olmuş oluyor. Erdoğan sanki hakemlik yapıyor.
İMAM HATİPLERE TÜRBAN YASAĞI: YÖK sessiz bir operasyonla üniversite giriş sınavlarındaki katsayı uygulamasını kaldırdı. Dinci medya bunu bir özgürlük zaferi gibi kutluyor. Yapılan yorumlarda ise imam hatiplerin normal lise statüsünde olduğu ısrarla vurgulanıyor. Yine bir okurumun uyarısı da şöyle: İmam hatipler lise statüsündeyse bu okullara devam eden kız öğrencilerin de kıyafet yönetmeliğine uyması gerekir. İmam hatipler meslek lisesi statüsündeyken kızların okula başları kapalı gitmesi normal karşılanabilirdi. Ama şimdi imam hatipler normal lise oldu, demek ki kızların başlarını kapatarak gitmesi de yasalara aykırıdır.
Mesele şimdi anlaşıldı
Cumhurbaşkanı Bitlis’teki Güroymak adlı ilçeyi “Norşin” olarak telaffuz edince “açılımcılar” bayram havası içinde “İşte açılımın ilk adımları” dediler. Çünkü “TC” Kürtleri ezmek için (!) yaşadıkları yerlerin isimlerini değiştirmişti. Buna karşı Cumhurbaşkanı adı değiştirilen bir yerin “orijinal” adını kullanarak büyük “açılım” yapıyordu.
Tabii asıl görevi başında bulunduğu devleti korumak olan bir kişinin kendi başına isim değişikliği yapmasının devlet kurumu ve devlet adamlığı açısından sakıncalarını şimdilik tartışmak istemiyorum. Cumhurbaşkanı’nın bu davranışı ettiği yemine karşı çıkmak mıdır, o ayrı konu.
Ama Türkiye’nin her yerinde şu ya da bu nedenle adı değiştirilmiş, köyler, kentler, bölgeler olduğu halde Gül’ün neden “Norşin”i seçtiği anlaşıldı.
Norşin’in meğer dini açıdan büyük önem taşıyormuş. Küçücük kentte 4 ayrı medrese varmış. Kürt Nakşibendilerinin en önemli merkezlerinden biriymiş.
Gül örneğin Kürt belediye başkanının kendi kafasına göre resmi dili değiştirdiği Hakkari’nin eski adını değil de Norşin’i kullanarak medyanın ilgisini de buraya çekiyor. Bölgeye giden TV kanalları ve gazeteciler şimdi harıl harıl Norşin’in dini özelliğini anlatıyor.
Sonuçta Gül bir taraftan Kürtlere şirin gözükürken diğer taraftan da Cumhuriyet ilkelerine tamamen ters olan tekke ve zaviye kültürünün kamuoyu gündemine taşınmasını sağlıyor.
Şimdi belli ki Atatürk ve Cumhuriyet ilkeleri ile tekke ve zaviyelerin kapatılması yüzünden özgürlüklerin ve demokrasinin nasıl ayaklar altına alındığı yolunda beyanları izleyeceğiz.

