Cihan Demirci’den laforizmalar

Haberin Devamı

Cihan Demirci yine sizler için “laforizmalarından” göndermiş. Hepsi güncel, hepsi taze taze. Birlikte okuyalım:

* Başbakan “Kriz teğet geçti ama bazı sürtünmeler olabilir” dedi... İki taşı birbirine sürten insanoğlu ateşi buldu, iki vatandaş bir araya gelmesin, sadece cebi değil kıçı da ateş gibi yanabilir!..

* Sata sata ülkede şirket bırakmayan AKP iktidarı son olarak “umudumuzu” yani Milli Piyango’yu da satışa çıkardı ama şimdilik satamadı... Elde kalan son “umudumuz” da satıldı satılıyor ey vatandaş, haberin olsun!..

* Ağa düzeni adlı Güneydoğu Lokantasının kapısında şöyle yazar: “Aile içi töre şiddeti salonumuz vardır!..”

* Gelişmiş ülkelerde insanlar dünyaya “canlı” olarak gelir. Bizim gibi cehaletini yenememiş, kan davalı toplumlarda ise dünyaya “kanlı” olarak gelinir...

* Töre düzeninde kadın, erkeğin namusu filan değil resmen namlusudur!

* Başını her kanlı vahşetten sonra kuma sokan aşiret düzeni kadının üzerine kuma getirir... Aşiret düzeninde esir yaşayan zavallı kadınların sonu belli: Kuma-terapi!

* Şüpheli ölümlerde hemen DNA testi isteniyor. Şüpheli intiharlarda da artık KKB testi uygulanmalı. KKB testi nedir derseniz hemen açalım: Kredi Kartı Borcu!..

* Maçlarda artık polisin yerine futbol takımlarının özel güvenliği görev yapacakmış... Korucuları deneseler ya... Olay çıkartmak için hazır bekleyen futbol seyircisinin kalitesine pek yakışır!..

* Rabbim “Akla ziyan bir ülkesin” demiş bir kere... Telefonlarımız o kadar dinlenir de, iş karşılıklı konuşmaya gelince kimse kimseyi dinlemez bu ülkede!..

* Sperm bankasından aldığı spermle hamile kaldı... Gün geldi işleri bozuldu, banka hesaplarına el kondu tabii banka hesabı olarak görülen çocuğuna da!..

* “Deniz Feneri davası”nın tercümesi hâlâ sürüyor ama bu tercüme Türkçe’den dünyada sadece birkaç kişinin bildiği diller olan; Hotangutanca’ya, Hanskritçe’ye ve Aşağı Tapua Yeni Gine’ceye çevriliyor... Dava dosyasının dünya üzerinde hiç bilinmeyen bir dile tercümesi için de acilen bu hiç bilinmeyen dili bilen bir tercüman aranıyor!..

* Kentlerin “Gürültü Haritası” çıkarılacakmış... Bu haritanın gürültüye getirileceği şimdiden belli!..

* Şu karşıda bir kuru dal, dala konmuş 40 milletvekili kartal, yolsuzluk artar, hırsızlık artar, ne zaman ki dokunulmazlık kalkar, o vakit o kurumuş dal onları nah tartar!..

*****



EN YENİ MİZAH DERGİSİ

Mizah dergilerimize bir yenisi daha katılmış. Delidolu adlı dergi bir avuç idealist sanatçının katkılarıyla ve tabii binbir zorlukla yayınlanıyor. Sevgili dostumuz Cihan Demirci de bu dergiye katkıda bulunuyor. Mizahı sevenlere duyurmak istedim.


*****



OLMAYAN PARA İLE ÖDENEN BORÇLAR




Ekonomi ve para çok ilginç kavramlar. Eğer sadece maaşa bağlıysanız, ultra paralar kazanma şansınız da pek yoksa ekonominin nasıl işlediği konusunda kafanız karışabilir.

Parayı kısıtlı görenler için önemli olan nakittir. Elde avuçta tutulan paradır önemli olan.

Ama büyük işler yapanlar, çok kazananlar çoğu kez nakit parayı görmezler bile. Hep yapılan espridir: “Falanca zenginin canı simit istemiş ama cebinde parası olmadığı için alamamış.” Parası olmayanlar bu espriye pek gülerler.

Neyse, bu hafta aslında birçok kişinin bildiği bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. İktisat fakültelerinde ilk ders olarak okutulan bu hikâye bilmeyenlere çok ilginç gelecektir:

Orta halli bir Amerikan kasabasında otelin önünde duran lüks otomobilden takım elbiseli, güneş gözlüklü, elinde bond çanta taşıyan bir adam inmiş. Otele girmiş ve “Bir süre kalacağım, ama önce odaları görmem lazım” demiş. Otel sahibi odalardan birinin anahtarını vermiş. Adam bankonun üzerine 100 dolar bırakmış ve “Beğenirsem paramı buradan alırsın, beğenmezsem paramı geri alırım” demiş ve yukarı çıkmış.

Otelci kasabada başka otel olmadığını bildiğinden “Adam çaresiz burada kalacak” diye düşünmüş ve 100 doları kaptığı gibi hemen yan taraftaki kasaba koşmuş. “Bu” demiş, “Aldığım etlerin parası.” Kasap alacağını tahsil edince hemen yan taraftaki manava gitmiş ve “Al sana 100 dolar borcumu getirdim” demiş. Manav çok sevinerek parayı almış ve 100 dolar borcunu ödemek üzere eletrikçiye gitmiş. Eletrikçi 100 doları alınca mallarını taşıyan kamyoncunun borcunu kapatmış. Kamyoncu da veresiye iş tuttuğu fahişenin parasını ödemiş hemen. Fahişe ise doğru otele koşmuş ve dinlenmek için birkaç gece kaldığı otele olan 100 dolar borcunu kapatmış.

Otelci 100 dolarını aldığı sırada takım elbiseli adam yukarıdan aşağı inmiş ve “Yok” demiş, “Burada kalamam. 100 kilometre ötedeki şehre kadar gideceğim mecburen” ve otelcinin elindeki 100 dolarını alarak çıkıp gitmiş.

Sonuç: Kasabaya hiç para girmedi. Ama sadece emanet bırakılan 100 dolarla neredeyse kasabalılar birbirlerine olan tüm borçlarını siliverdiler.

Çözün şimdi denklemi.

Demek ki neymiş; ekonomi ve paraya pek akıl sır ermezmiş.



*****




YILDIRIM TUNA’DAN FIKRALAR



Yıldırım Tuna uzun bir tatile çıktı. Güney Amerika’da bir yerde. Ama fıkra göndermeyi asla ihmal etmiyor. Gerçi bulunduğu yerden göndermek biraz sıkıntı yaratıyormuş ama nasılsa yine hallediyor işte:

Ne çaldın?

Hâkim sanık kadına ne çaldığını sormuş. “Ayva efendim” demiş kadın hayli üzgün bir şekilde. Hâkim “Pakette kaç tane vardı?” deyince “Sadece 6 tane efendim” demiş kadın. “Tamam o zaman” diyerek kararı açıklamış hâkim: “6 ay hapis!” Tam o sırada “Bir dakika hâkim bey” diye atılmış kadının kocası, “Çantasında bir tane de bezelye konservesi vardı efendim. Adalet açısından yani. Atlamayalım da...”

Ortak nokta

Kadın arkadaşına kocasını çekiştiriyormuş... “Yahu anlattıkların inanılmaz” demiş arkadaşı, “Aranızda ortak hiçbir şeyiniz yok mu?” Diğeri cevaplamış: “Olmaz mı var. İkimiz de aynı gün evlendik!”

Büyük ayaklar

İki kız kardeş eve ağlayarak gelince “Ne oldu?” diye telaş içinde sormuş anneleri. “Benimle okulda ayaklarım büyük diye alay ediyorlar anne” demiş büyük olan. Anne “Saçmalıyorlar. Ayakların büyük falan değil” demiş ve dönmüş küçük kızına, “Sen niye ağlıyorsun peki?” diye sormuş. “Arkadaşlar karda kayalım dediler ama benim kayağım yok” demiş küçük kız hıçkırarak. Anne öfkeyle “Tamam tamam susun delirtmeyin beni.. Sen, git al ablanın ayakkabılarını katıl arkadaşlarına.”

Yine sarışınlar

Vantrolog kasaba kasaba dolaşıp şovunu sergiliyormuş. Barlardan birinde her programında yaptığı gibi sarışın fıkraları anlatmaya başlamış. 4’üncü sırada oturan iri bir sarışın kız birkaç fıkradan sonra ayağa fırlamış, “Kes artık pislik herif” demiş, “Yeteri kadar sarışınlarla dalga geçtin... Nasıl bir düşmanlık, nasıl bir öç alma psikolojisi seni anlamak mümkün değil.. Komiklik yapacağım diye sarışınlar bu kadar aşağılanır mı?” Vantrolog “Afedersiniz” der demez “Sen karışma!” diye bağırmış sarışın, “Ben senin dizinde oturan o aşağılıkla konuşuyorum!”

DİĞER YENİ YAZILAR