Cihan Demirci’den laforizmalar

Haberin Devamı

Mizah yazarı Cihan Demirci bir mesaj gönderdi geçen hafta. Kendi icadı olan “laforizmalar”dan da bir demet hazırlayan Demirci bakın ne diyor:

Sevgili Can Ataklı merhaba... Size hafta sonu için “Cihan Demirci’den laforizmalar” yolluyorum... Ülkedeki hava öylesine akla ziyan, öylesine ağır ki bunu ancak kimseye yandaş olmayan, harbi ve muhalif bir mizah dağıtır dedim... AKP’li bakanların ve milletvekillerinin daha badem bıyıkları terlememiş çocuklarının ticaret hayatında ne denli dolu dizgin gittiklerini görünce Başbakan’ın “En az üç çocuğu” neden istediğini daha iyi anlıyor insan!.. (Yani aslında halktan çok kendi bakanlarına ve vekillerine sesleniyormuş Başbakan) Şimdi gelelim laforizmalara:

Kız isteme vaziyeti

- Efendim, biz Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle kızınızı....

- Pekiii oğlumuz ne iş yapıyor acaba?..

- Valla oğlumuzun henüz bir işi yok ama “pırlanta” gibi çocuktur.

- Oh oh çok iyi, bakarsınız böyle “pırlanta” bir çocuğun babası olarak ileride siz de bakan ya da vekil olursunuz, kızımızı verdik gitti valla!..

Bu beyaz başka

Eskiden, hayatlarının baharındaki gençleri “beyaz”a alıştırarak yok eden mafya vardı ülkemizde. Şimdi çoook ilerledik çoook... Zavallı vatandaşını “beyaz eşya”ya alıştırarak, oy uğruna yok etmeye çalışan bir iktidarımız var artık!..

İki dilenci konuşuyor:

- Bak bilader ben aslında dilenci değilim haaa, sadaka bizim kültürümüzde var. Sırf kültürlü olmak için yapıyorum bu işi...

- Abicim öyle bir konuştun ki, benim kültürüm yetmez şimdi bu lafa. Biraz sadaka toplayayım, biraz palazlanayım, o zaman cevap veririm sana...

YÖK’e öneri

Üniversitelerimizde bir an önce “Sadaka Dili ve Kültürü” bölümleri açılsın!..

Daha da yüksek

- Yüksek Seçim Kurulu sözde beyaz eşya dağıtımı dursun dediği halde dağıtım tam gaz sürüyor...

- Kardeşim demek ki bu seçim kurulu adı gibi çok yüksek değilmiş... Ondan daha yüksekte olanlar var biliyorsun bu ülkede!

Deniz Feneri

Başbakan, filozof Diyojen’i komutan “Romen Diyojen” yaptı ve eline de Şerlok Holmes gibi mercek verdi ya... Aslında Sinoplu filozof Diyojen’in elindekini söylemeye dili el vermedi Başbakan’ın. Zira Diyojen’in elindeki mercek değil fenerdi... Fener bu, hani sen “Fener” dersin birileri çıkar “Deniz feneri” anlar, unutturulan bir dava yeniden anımsanır! Hiç olur mu canııııııım!

Kültür sanat

Ne demişti Başbakan: “Sadaka bizim kültürümüzde vardır!”

Kültürü sadakadan ibaret olanlardan siz hâlâ kültür-sanata katkı bekleyin bakalım!..

Sevgililer Günü

Erkek: Hayatım söyle bakalım bu “Sevgililer Günü”nde benden ne istersin?..

Kadın: Canım, önce beş-on torba kömür, sonra beyaz eşya olarak buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi.. Sonracııııımaaaa...

Erkek: Çekyat yok mu çekyat?

Tatlının tadı

Tatlıcıdan belediye başkanı oluyor da, müfettişten olmuyor. Eeee bu ülke tatlı yiyelim tatlı konuşalım diyenlerin ülkesidir. Müfettiş dediğin ise tatlı yiyenleri teftiş eder sonuçta. Yani tatlı yemenin tadını kaçırır...

Kefene cep

Ölü seçmen sayısının fazlalığını göz önüne alarak belediye başkan adayları bu seçimde, “Başkan olursam kefene bile cep yaptıracağım” sözü vermeli!..

Dokunulmazlık

Tarihteki gerçek kahramanlara baktığınız zaman hiçbirinin “dokunulmazlık” zırhına sahip olmadığını görürsünüz!

*****

DOLMUŞ MUHABBETLERİ

Kaynağını bilmiyorum ama çok hoşuma gitti. Hemen her gün dolmuşa ya da otobüse biniyoruz değil mi? Şimdi aşağıda okuyacaklarınız işte hepimizin her gün karşılaşabileceği espriler:

Yolcu müsait bir yerde inmek ister ama dili sürçer:

- Şoför Bey mübarek bir yerde inebilir miyim?

- Şu ilerideki caminin önünde bırakayım teyze seni...

***

- Oğlum bu Eminönü’nden geçer mi?

- Yok teyze biz Taksim’e çıkıyoruz.

- Hah tamam oğlum siz gidin ben gelmeyeceğim.

***

Yolcu: Abi Heykel’e çıkıyor mu?

Şoför: Yok abi, yanından geçiyor.

***

Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:

- Kızım şuradan bir kişi uzatır mısın?

- Ben kız değilim!

- Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun! Uzat işte...

***

- Mükemmel bir yerde inebilir miyim?

Yolcunun kafası karışık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle birlikte güler söylediğine. Şoför kadını indirirken şöyle der: “Buyrun size layık değil ama!..”

***

Yolcu müsait bir yerde inmek ister ama dili sürçer: “Müsait bir yerde iner misiniz?”

Şoför: Niye sen mi kullanıcaksın?

***


Otobüsle Taksim’e doğru gidiyoruz. Adamın biri Beşiktaş dolaylarında gayet aceleci bir tavırla: Kaptan orta kapıyı rica edebilir miyim?

Bizim şoför olaya hâkim: Tabii abi ayıp ettin. Al götür senden kıymetli mi!..

***

Dolmuş tıka basa dolu. Tam kalkacak, adamın biri kapıyı açtı. İçeride tıkış tıkış oturmuşuz, önde 3 arkada 4 kişi... Adam hâlâ bir umut sordu: Kaptan, yer var mı?

Şoför de arkasını dönüp cevap verdi: Bilmiyorum, üst kata bak bakalım...

***

Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi. Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı: Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?

*****

En verimli çağımda askere alınıyorum, tam da kahvede okeyde uzmanlaşmıştım!..

DİĞER YENİ YAZILAR