Türk mizahının en yetkin isimlerinden Cihan Demirci’den çok hoş bir mesaj aldım. İsterseniz ben lafı hiç uzatmayayım da mizah ustasının mesajını ve sizlerle paylaşarak için gönderdiği bir demet “Laforizma”yı sunayım.
Sevgili Can Ataklı, merhaba...
Özellikle Pazar günü için size bir demet Cihan Demirci usulü “Laforizma” iletmek istedim... Hani bayramlık kabilinden... Kısa bir bilgi olsun diye: “Laforizma” sözcüğü, 29 yılını mizaha vermiş bir mizahçı olarak Türkçeye yıllar önce benim kattığım bir sözcük. Uzun yıllar önce, yabancı dilden dilimize girmiş “Aforizma” yani “Özdeyiş” sözcüğüne sadece bir “L” harfi ekleyerek onu hem Türkçeleştirmiş, hem de anlamını daha da yerine oturtmuştum. Yıllarca pek çok mizah dergisinde, çeşitli gazetelerde yazdığım, dizi kitap olarak yayınladığım “Laforizmalar”dan size ara sıra böyle demetler iletebilirim. Evet, onlar Laforizma, yani sözün özü, onlar hayatımızın dipnotları, onları uzatırsak olmaz, burada keselim ve Laforizmalarımıza geçelim...
* Sözün bittiği yerdeyiz diyorlar ya inanmayın, bizde bu siyasi zihniyet oldukça gözlerdeki yaş biter sözlerdeki yaş vaziyet bitmez!..
* Şuna artık “Anayasa taslağı” demeyelim. Daha taslak halindeyken o kadar çok yere tosladı ki, bence adı: “Anayasa Toslağı” olmalı!..
* Gazetelerin erken baskısına eskiden “Meyhane baskısı” denirdi. AKP iktidarında acaba bu baskının adı mı “Mahalle baskısı” oldu?
* Farkında mısınız, VARLIK sözcüğünün kısaltılmışına “VAROŞ” deniyor bu ülkede artık!..
* Dünya durdukça gericiler kazanır!..
* Başbakan’ın Cumhurbaşkanı ile köşkteki olağan görüşmesinden bir ayrıntı: “Abdullah yaaa, şu Çankaya’yı bir tur da bana versene!..”
* Akıl başta olsa da, baştakiler de olmayabilir!..
* AKP düzeninde işlerin nasıl yürüdüğü belli, eğer eşiniz kapalıysa, işleriniz açık artık!..
* Bizi insan yapan “gen” sayısı çok azmış. Hatta bazılarında bu gen tamamen yengen!..
* Hızla çölleşiyoruz. Turizmde bundan payını alacak elbet. Uyanık girişimciler, bakın bundan böyle deve turizmine yatırım yapan kazanır!..
* Başbakan RTE’den siyasal İslamcı tabanını rahatlatacak sözler: “Bakın kardeşim küresel ısınma denen şey o kadar da kötü bir şey değil. Sonuça n’oluyor, buzullar eriyor, buzlar eriyor. Yaniii, n’olacak derseniz, şu olacak, akşamcı denen adamlar yakında rakılarına koyacak buz bulamayacak!..”
* Gözden kaçmış ama bizden kaçmamış bir su tasarrufu önerisi: “Birisini yolcu ederken artık arkasından haybeye su dökmeyelim!..”
* “Su akarken testiyi doldurmalı arkadaş” zihniyetine sahip bir ülkede sağlıklı bir su tasarrufu yapılabilir mi, ne dersiniz?..
* Su dediğin nimet yatağına akar ama sen vatandaş olarak tutup da onun yatağına ev yaparsan, n’olur, suyun yatağında sen yatmaya başlarsın. Yataksız bıraktığın su, tutmuş seni evsiz bırakmışsa buna kızmaya hakkın yoktur kardeşim!..
* Acayip açıklamalar yapıp duran Türk Tarih Kurumu başkanı “Türklerin soyağacını çıkarıyoruz” demişti ya hani... Oysa, Türklerin asıl gereksinimi soyağacının çıkarılması değil ‘Soygun’ ağacının çıkarılmasıdır!.
* Doğada kaybolması 100 yılı bulan poşetlerin kullanımının yasaklanması için dünya çapında kampanyalar başlamış... Açıkçası bu kampanya bize uymaz. Biz erken kaybolan şeyleri pek sevmeyiz. O şey bıktırana kadar karşımızda olmalı, yani 100 yıllık bir naylon poşet gibi!..
* Büyüyünce ‘doktor’ olmak istiyordu ama yaşadığı ülke Türkiye idi. O yüzden o da pek çokları gibi sadece ‘hasta’ olmakla yetindi!..
* Erkeklerde de bir “G NOKTASI” bulunduğunda, erkeklerin kadınlarla ortak bir noktası olacak!..
* Popüler kültürde her şey yere düşer, çünkü yerin kulağı vardır!..
* Yenilikçi bir hocaydı... Cemaati hayatlarında ilk kez yağmur duası için değil de, ‘parçalı bulutlu’ bir hava için duaya çıkardı!..
* Ey plaza mahallesinin medyası; Senin günlerce “Mahalle baskısı” dediğin şey, mahalleden gelecek baskıdan çok, mahalle ağzıyla ülkeyi yönetenlerin yarattığı baskı olmasın sakın?..
Oyuncak tabancaŞırnak’ın Cizre ilçesindeki bir öğremenden gelen mesajı size de aktarmak istiyorum: Merhaba Can Bey, Biz öğretmenler ve doktorların bir bölümü bu şehre göre en temiz ve en rahat olan Onşar Otel’de kalıyoruz. İstanbul’dan gelen habercilerde bugünlerde burada kalıyor.
Bugün otelin önünde arkadaşlarımı beklerken bir vakıa beni şoke etti. Şimdi hangi ekipten olduğunu kestiremediğim bir fotomuhabiri önümüzden geçen elinde oyuncak silah olan çocuğu durdurdu. Ona silahını havaya kaldırmasını ve bu şekilde fotoğraflarını çekeceğini söyledi. Şimdi silahlı el havada... Objektife yansıyan görüntü bu. Ancak Can Bey, her şehirde oyuncak silah almış gezen çocuklar görebilirsiniz, belki çok önemsiz gibi görünen bu fotoğraf batıda; “işte bak görüyor musun oradaki çocuklar bile militan” havasına sokuluyor ve herkes herkese düşman oluyor. Hele şu karanlık günlerde böyle provakatif resimler neye ve kime hizmet? Sizce ben çok mu abartıyorum yoksa hâlâ çoğu şeyin ters olduğu dünyamızda bunda da büyük bir sıkıntı var mı?
Marco neden Mehmet olur?
Kendimi iyi Fenerbahçeli olarak tanırım. Ama öyle sanıyorum ki son yıllarda, belki de koşullar gereği futboldan biraz uzak kaldığımı hissediyorum.
Eskiden futbolcuların neredeyse yedi ceddini bildiğimi sanırdım, şimdi bu hafta kiminle maçımız vardı onu bile bilemiyorum. Ne zaman ki televizyonu açıyorum, bakıyorum ki maç var o zaman anlıyorum.
İşte bu nedenledir ki Milli Takım’da siyah bir futbolcu gördüğümde çok şaşırmıştım. “Allah Allah” demiştim kendi kendime “Bu siyah adamı bir yerlerden tanıyorum ama nereden?”
Sonra kamera biraz yakına gelince bu siyahın Aurelio olduğunu fark ettim. Bu kez de “Ya bu maç Fenerbahçe’nin maçı mı?” diye sormuştum da birlikte maç izlediğimiz arkadaşlar “Sen uyuyor musun, Aurelio Türk vatandaşı oldu” diye benimle dalga geçmişlerdi.
Bir de üstelik maçı anlatan “Mehmet Aurelio” diye anons etmez mi? Bendeki şaşkınlık daha da artmıştı. “Ya kardeşim bu adamın adı Marco değil miydi, bu Mehmet de nereden çıktı?” diye soruverdim.
Adam Türk vatandaşı oldu ya, adını da hemen değiştirmişler. Mehmet olmuş. İyi de soyadı uydu mu peki?
Türk vatandaşı olanların adının değiştirilmesinin anlamı nedir? Bunu hiç anlayamam. Siz Amerikan vatandaşı olsanız, Amerikalılar “Senin adın Mustafa, ama olmaz, bundan sonra senin adın Muryf olacak” derler mi? Akıllarına böyle bir şey gelir mi? Gelmez herhalde.
Almanya’da on binlerce Türk var ki, Alman vatandaşlığını da kabul etmiş. Muhammet’ler, Mustafa’lar, Ahmet’ler, Hasan’lar, Ayşe’ler, Fatma’lar. Almanların bunların hangisinin adını değiştirmeye kalkmış ki. İngilizler kendi vatandaşları olan Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in adını değiştirmek istediler mi?
Haaa, belki İslam’ı seçenlere “daha yakışır” diye Müslüman ismi konması anlaşılabilir. Ama vatandaşlığı seçen birine “adını da değiştir” ilkelliği ancak bizde yapılır herhalde.
Ayrıca Marco Aurelio’ya “Mehmet” diye seslenen bir kişi de yoktur gibime geliyor.
Üstelik adamın ön adı Marco. Türkçe okunuşuyla Marko. Kardeşim bizim tarihimizde bir “Marko Paşa” yok mu? Hani kimseyi ilgilendirmeyen derdi olanlara “Git derdini Marko Paşa’ya anlat” demez miyiz? Adamın gül gibi tarihsel adını alıp da Mehmet yapmanın bir manası var mı?
İstiklal Marşı
Aurelio Türk vatandaşı olunca reklamcılar da fırsatı kaçırmıyor tabii. Milli maç öncesi bu siyah futbolcuya araba sürerken pop şarkısı söylüyormuş gibi İstiklal Marşı’nı söylettiler.
Yunanistan maçında İstiklal Marşı okunurken özellikle Aurelio’ya baktım. Öyle araba kullanırken söylediği gibi İstiklal Marşı’nı söylemiyordu. Dudakları kıpırdıyordu ama belli ki marşı söylemiyordu.
Bu reklam da yanıltıcı mı oldu acaba?

