Haberin Devamı
Sevgili okurlar; CHP ile ilgili bazı haber yazısı ve eleştirilerim üzerine partiden alışılmışın çok dışında bir tepki geldi. Kılıçdaroğlu yönetimi bugüne kadar en ağır hakaretleri yazan gazetecilere bile tek satır cevap vermezken beni yalancılıkla, cahillikle ve hatta alçaklıkla suçlayan bir bildiriyi medyaya dağıttı. Bu da yetmedi, bazı yöneticiler tek tek arayarak “haddimi bildirmeye” bile çalıştı. Bugün sayfanın tamamını bu konuya ayırarak hem yaşadıklarımı hem de analizlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
‘Sağ-sol’ kavgası yerine ‘Alevi- Sünni’ çelişkisini koymaya kalkmak tehlikelidir
Cumhuriyet Halk Partisi’nin en tepesindeki üç ismin de aynı dini inanış kökeninden geldiğini, bunun dini siyasete alet etmekte çok usta olan iktidar tarafından alabildiğine sömürüleceğini hatırlattığım yazı üzerine Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap aradı.
Parti yönetimine yeni giren Matkap, 20 yılı aşkın süredir CHP saflarında mücadele ettiğini belirterek “Alevi kimliğimi siyasetin hiçbir döneminde öne çıkarmadım, yakın geçmişe kadar belki birçok kişi bunu bilmiyordu bile zaten” dedi.
Nihat Matkap “İnsan ortağını seçebilir ama ana babasını seçemez. Buradan kaynaklanan özelliklere göre siyaset yapmak, üstelik bunu istismara kalkışmak hem çok tehlikelidir hem de ülke için hiçbir yarar sağlamaz” diye konuştu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı’na “Böyle bir kastımın asla olmadığını” belirterek “Bugüne kadar hiçbir konuda ayırımcılık yapmadım, yapmam da. CHP’de Alevi kökenli kişilerin yönetimin tepe noktalarına gelmesini eleştirmedim, sadece bu konuda çok usta olan AKP’nin konuyu istismar etmesine dikkat çektim” dedim.
AKP’nin sözde “Alevi açılımı” adı altında Alevi çalıştayları topladığını, Alevileri övdüğünü, bu konuda da öncü ve yenilikçi partinin AKP olduğunu söylediklerini belirttikten sonra “Ama seçimde ne gördük. AKP özellikle Orta Anadolu ve Karadeniz’de (Alevilere mi oy vereceksiniz) propagandası yaptı. CHP buna karşı bir alternatif politika geliştiremedi” diye konuştum.
Nihat Matkap din ve mezhep üzerinden siyaset yapmanın çok tehlikeli olduğunu, AKP’ye yakın yayın organlarında konuların düşmanca ele alındığını söyleyerek “Bu konuda tüm aydınlara görev düşüyor. İktidarın bu tehlikeli oyununa herkesin dur demesi gerek” dedi.
Nihat Matkap’a elbette katılıyorum. Ancak CHP’nin de AKP gibi istismar ustası bir partiye karşı “Alevi parti görünümü” vermesine de akıl sır erdiremiyorum.
Artık Erdoğan Toprak’ın telefonunu da açmadım
Cumartesi günü aslında bir kâbus gibi geçti. CHP ile ilgili yazımda adı geçen kim varsa arıyor ve “ayar vermeye” çalışıyor. Benim verdiğim karşılıklar muhataplarımla aramızda kalsın. Ama gerçekten çok canım sıkılmıştı ve öfkeliydim.
Gün boyu araya ilgisiz kişiler de girdi. Yazdıklarımı destekleyerek CHP yönetimi hakkında ileri geri konuşan ve bilgi vermeye çalışanları ise ciddiye almadım.
O gün son olarak Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak aradı. O sırada telefonu duymadım ve açamadım. Ama ne yalan söyleyeyim sonra aramak da istemedim. Çünkü Toprak da benzer şeyler söyleyecekti.
Eğer konuşsaydım şunu söylerdim:
“Erdoğan Bey, bugüne kadar partinizle ilgili çok ağır hakaretler eden, size aptallar sürüsü, geri zekâlılar ordusu, mezhebi genişler diyenlere bile tek satır cevap vermediniz. Benim belki de bilgi eksikliği de olabilecek bir yazım üzerine, CHP tarihinde görülmemiş bir tepki ile beni yalancılıkla, cahillikle, alçaklıkla suçlayan bir açıklamayı partinizin internet sitesine koyup tüm medyaya da servis ettiniz. Ötekilere gücününüz mü yetmiyordu, korkuyor muydunuz da tepki gösteremediniz. Bana gelince, beni çok mu yalnız, bağımsız ve korumasız sandınız.”
Bir anlamı olacak mıydı bilemiyorum. Düşündüm ve artık o kâbus cumartesi bitsin diye Toprak’ın telefonuna geri dönmedim.
Zeki Gündüz’ün tepkisi
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yenilediği MYK’ya giren isimlerden biri de M. Zeki Gündüz. Bu değişikliklerin fazla önem taşımadığını yazdığım yazıda Zeki Gündüz’den de söz ederek “Milletvekili listesine onmayınca Kılıçdaroğlu’na faşist diyen bir ismin yönetime girmesinin garipliğini” sorgulamıştım.
Aslında bu bilgiyi bizzat CHP’lilerden almıştım. Özellikle yönetimde Karadenizlilere yer verilmemesini eleştiren CHP’liler “Parti aleyhine çalışan biri nasıl olur da önümüze geçer” demişlerdi.
Zeki Gündüz de (doğal olarak) telefonla aradı. Aramızdaki konuşma hiç de hoş geçmedi. Belki günün bütün öfkesini Gündüz’den çıkardım.
Bu hiç hoşuma gitmedi ama, nezaketsizliğimi mazur göstermek için “Sözlerim sizin şahsınıza değil. Ama partinin Genel Başkan Yardımcısısınız. Bu nedenle tüzel kişiliğinize söylüyorum bunları” dedim.
Zeki Gündüz elbette “Benim böyle bir sözüm hiç olmadı” dedi. “Tahminim bunu bazı partililer size söylemiştir. Ne yazık ki bu tür kişisel çekişmeleri de yaşıyoruz” diye sürdürdü.
Gündüz seçimlerde çok başarılı olamadıklarını, parti içinde de sorunlar yaşadıklarını ama bunları bahane ederek yıpratma kampanyaları da yapılmaması gerektiğini söyleyerek “Bizim değer verdiğimiz insanların da bunu anlayışla karşılamasını ve destek olmasını istiyoruz” dedi.
“Anne babamın sandığından 87 oy çıktı”
CHP ile ilgili eleştiri yazılarımdan birinde Sezgin Tanrıkulu’nun da adı geçmişti. Tanrıkulu’nun Diyarbakır’daki köyünde yaşayan anne babasının oy kullandığı sandıktan CHP’ye tek oy çıkmadığını yazmıştım.
Sezgin Tanrıkulu da aradı. Üstelik hiç de nezakete uymayan biçimde “Sen” diye hitap edip “Kara propagandaya neden alet oluyorsun?” diye sordu.
Ondan sonraki üç dakika benim de hiç nezakete uymayan biçimdeki sözlerimle devam etti. Ayrıntılar aramızda kalsın.
Durum sakinleşince Tanrıkulu bu kez sadede geldi ve meramını doğru düzgün anlatmaya başladı.
“Tek oy çıkmaması bir seçim efsanesi” dedi önce. “2007’deki duruma bakmışlar, biri yazmış, herkes bunu 2011 olarak kabul etti” dedi. “O halde neden açıklama yapmadınız?” diye sordum; “Bize yakışmazdı, böyle bir yalana cevap vermek istemedim” karşılığını verdi.
“Doğrusu nedir o halde?” Tanrıkulu cevapladı; “Son seçimde adeta yatalak olan babam zorla kalkıp sandığa gitti. Annem de öyle. Ve CHP hiç almadığı kadar, 87 oy aldı.”
Tanrıkulu son olarak “Tabii şu da unutuluyor, annem babam olmaları benim partime oy vermelerini de gerektirmiyor. Demokrasi diyenler bu kadar basit bir durumda bile aslında nasıl demokrasi düşmanı olduklarını ortaya koyuyorlar işte” dedi.
CHP kişi partisi gibi
CHP ile ilgili ilk kez eleştiri yapıyor değilim. Ama son yazıdan sonra topyekûn bir saldırıya geçtiler bana karşı. Önce şaşırdım, ama sonra bunun nedenini anladım.
Bugüne kadarki yazılarımda CHP’yi siyaseten eleştirdim, hataları yazdım, vatandaşın duygu ve düşüncelerini harmanlamaya çabaladım.
Oysa son yazıda ilk kez Genel Başkan dışında isimlerden de söz etim.
Galiba kıyamet bundan koptu. Çünkü arayan herkes “Diğer konular için bir şey demem ama benimle ilgili yazdığınız yanlış” dedi.
Yani CHP için her şeyi yazabilirim. Genel Başkan dâhil kimse tepki göstermez, hatta ciddiye bile almaz.
Ama ne zaman birinin adı geçer, işte o zaman konu önem kazanır.
Demek ki parti kimse için değerli değil. Varsa yoksa kişiler. Partiye ne olursa olsun,yeter ki kendilerine bir eleştiri gelmesin, onlar hep “temiz gibi” kalsınlar.
Üzücü olan bu.

