CHP’de kurtuluş işareti

Haberin Devamı

Birkaç gündür CHP yine çok gündemde. Çünkü Yargıtay tarafından yapılan “Kurultay’da tüzüğünüzü değiştirmiştiniz, ama hâlâ uygulamıyorsunuz, bunun yaptırımı ağır olur” uyarısı nedeniyle parti kaynıyor.
Anlaşıldığı kadarıyla bu tüzüğün uygulanması halinde, örgüt üzerinde büyük gücü olduğu söylenen Genel Sekreter Önder Sav’ın yetkilerinde azalma olacak.

Dolayısıyla Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun gücü artacak ve partisine daha fazla hâkim olma olanağını bulacak.
Kılıçdaroğlu bu gücü iyi kullanırsa, CHP’nin nihayet bir “alternatif” olma şansı da ortaya çıkacaktır.
Ancak görünen o ki CHP’deki bu yeni gelişme, AKP yandaşları arasında bir tür endişe yaratmış durumda. Şimdi ısrarla CHP’de bir bölünme yaşanabileceğini, partinin kan kaybedeceğini, karışacağını yaymaya çabalıyorlar.
Kendi analizimi hemen yapayım: Bu gelişme CHP için çok hayırlıdır. Önder Sav ve kendisini sevenlerin partiyi böleceğini sananlar kesinlikle yanılıyorlar. Çünkü Önder Sav ve sevenleri eğer gerçekten harekete geçer ve partiyi ele geçirmeye çalışırlarsa, işte o zaman tamamen tasfiye olurlar.

“Önder Sav örgüte çok hâkim” iddialarının da hiçbir temeli yok. Bugüne kadar hiçbir şey yapmamış, sandıklara bile sahip çıkma becerisi göstermemiş, sadece belediye imar toplantılarında ortaya çıkan bir kısım CHP örgütünün tasfiyesi, aileleriyle birlikte belki birkaç yüz bin oyu da götürür.

Ama inanın, eğer CHP bu kez yakaladığı fırsatla değişimi gerçekleştirebilecek adımları atarsa, giden 300 bin oyun yerine onun 10 katı oy gelir.

Önder Sav ve sevenleri, parti içinde tartışma yaratıp, tamamen “particilik” esaslarıyla güç gösterisi yapmaya kalkarlarsa bunun ters tepeceğinden de emin olmalılar bana göre.

Çünkü partinin içiyle, kamuoyu çok farklı. Örgüt denen nesne kendisini ne kadar güçlü sanıyorsa, aslında sokakta o kadar güçsüz.

Ve bu örgütün tamamına yakınının gitmesi, CHP’li olan olmayan kamuoyunda büyük sempati toplayacaktır.
Zamanında Baykal’a yönelik bir eleştiri vardı. “Baykal, CHP’nin başında oldukça oyumu vermem” diyen yüz binlerce kişiden söz edebiliriz.

Şu anda da Kılıçdaroğlu’nun ya da CHP’de değişimin önünü tıkayanlar için kamuoyunda söylenen bu. Partinin başına çökmüş, “Ben olmazsam CHP de olmaz” diyen zihniyet uzaklaşırsa CHP’nin önünün açılacağını, oy patlaması bile yapacağını görmemek için sokağa hiç çıkmıyor olmak lazım.

*****

Bir metrekare

Başbakan Cumhuriyet Bayramı nedeniyle yaptığı konuşmada “bir metrekarelik kumaşa takarak Cumhuriyet korunmaz” dedi.

Yanlış mı? Değil. Zaten korunamadığı da ortada. Nedeni ister bir metrekarelik kumaş olsun ister başka bir şey, Cumhuriyet’in korunamadığı ortada.

Başbakan’ın bu sözlerini yandaşlar pek beğendiler ve “normalleşme” çığlıkları arasında övgülerini dile getirdiler. Oysa bu tür çıkışların bir de tersi vardır. Eğer siz “bir metrekare kumaşa takılıp Cumhuriyeti koruyamazsınız” derseniz, size de “bir metrekarelik kumaşa takıp Cumhuriyeti yıkmak istiyorsunuz” diyebilirler.

***

AKP’liler, seçim tarihinin 12 Haziran olmasını istiyormuş. On iki uğurlu sayıları olsa gerek, zira 12 Eylül’de hedefi 12’den vurdular! (Gani Yıldız)

*****

‘Asker suç işledi’

Öncelikle söylemeliyim ki bana göre “ironik” nitelikteki dünkü yazımı bazı okurlarım yanlış değerlendirmiş. “Askeri vesayet hortladı!” başlıklı yazımda askerin Cumhurbaşkanlığı resepsiyonuna gitmemesinin suç olduğunu ileri sürdüğümü sanmış.

Oysa öyle demedim. Ama şunu da söylüyorum: “Cumhurbaşkanı daveti belki nezaket cümleleriyle yapılır, oysa bu bir tür emir gibidir, yerine getirilir.”

Yazının sonunda da açıkça soruyorum “Ankara’da bilmediğimiz bir şeyler mi oluyor” diye.

Ben “asker suç işledi” demedim ama iktidar sözcülerinin söyledikleri bu. Zaten eleştirdiğim ve sorguladığım da bu.
Ömer Çelik “Asker suç işledi, emre itaatsizlik etti” dedi. Hemen arkasından ekledi: “Müeyyideyi boş verin.”
Yani ne demek şimdi bu? Bir iktidar kendine bağlı olduğunu her fırsatta ve ısrarla söylediği bir kurumu “suç işlemekle” itham edecek, ama sıra müeyyideye geyince “geçin şimdi onu” diyecek.

Burada devlet anlayışı, samimiyet, kararlılık var mı?
İktidar bu tavrıyla, “vesayet altındaydılar” diye eleştirdiği geçmiş dönem yönetimleriyle aynı duruma düşmüş oldu.

Ama tabii, müeyyide olarak Ergenekon olayında yeni bir dalga da gelebilir. Çünkü bugüne kadar sistem böyle işledi.

*****

Hangi inanca inanacağız?

Cumhurbaşkanlığı resepsiyonunda ismi okunanlar tek tek salona giriyorlar ve önce Cumhurbaşkanı Gül’ün, ardından da Birinci Hanımefendi’nin elini sıkıp ikram yapılan salona geçiyorlar.

Derken Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın adı söyleniyor yüksek sesle. Akdağ geliyor, erkek Gül’ün elini sıkıyor ama kadın Gül’ün önünden geçip gidiyor. Onun elini sıkmıyor.
“İnanç” gereği mi kadın eli sıkmadığı sorulunca da çark edip “hayır yok öyle bir şey, kutlama trafiğini aksatmamak için öyle yaptım” diyor.

Zannedersiniz ki Akdağ’ın arkası uzun kuyruk olmuş. Fotoğrafa bakıyorsunuz ondan sonra gelen üç metre geride, ne trafiği. Daha da komiği “bakanlık” açıklama yapıyor ve “Bakanımız kadın eli de sıkar” diyor bu açıklamada.
Geçelim.

Yine sırada türbanlı bir kadınla kocası var. Kadın önde, Cumhurbaşkanı’nın elini sıkmıyor, selam verip geçiyor, Birinci Hanımefendi’nin elini sıkıyor. Arkadan gelen kocası ise her ikisinin de elini sıkıyor.

Evin kadını erkek eli sıkmıyor ama evin erkeği kadın eli sıkıyor. Bu durumda kimin inancına inanmamız gerek?

*****

Partililer ve particiler

Siyasetçiler ikiye ayrılır. Bir kısmı partilidir. Diğer kısmı da partici.

Partili, ülkenin geleceğini düşünür, halka hizmet için çabalar, bunun için kendi yaşamından bile fedakârlık yapar.
Partici içinse tek hedef parti içinde egemen olmaktır. Onun için seçim kazanmak demek aslında kongre kazanmaktır. Halkın sorunlarıyla uğraşmak, ülke için çareler aramak, fedakârlık yapmak onların sözlüğünde yoktur.
CHP uzun yıllardır “particilerin” egemenliğinde.
Bu durum değişmedikçe de CHP’nin ilerlemesi, halkın gönlünde yer etmesi ve seçimlerde alternatif olması mümkün değildir.

CHP’de şimdi yine bir kargaşa dönemi yaşanıyor. Ben bunu “partililerle particilerin mücadelesi” olarak görüyorum.

Bu mücadelede kendilerini olmazsa olmaz sayan particiler kazanırsa CHP tekrar sadece muhalefet olma konumunda kalır. Particiler de iktidarın nimetlerinden koparabildikleriyle yetinip, parti duvarlarını daha da yükseltmeye çalışır.
CHP önemli bir kavşakta. Artık bu kez partililer kazanmalı.

DİĞER YENİ YAZILAR