Cezaevinde Kürtçe yasağı gerçeği

Haberin Devamı

Son günlerde içi boş “açılımın” hararetli taraftarlarının üzerinde ısrarla durduğu bir konu var: Diyarbakır Cezaevi’nde mahkûmların aileleri ve yakınlarıyla Kürtçe konuşmaları yasak. “Açılımcılar” böyle bir uygulamanın insan haklarına aykırı olduğunu, Kürtlere bu yolla baskı yapıldığını ve bunun bir tür kültürel kıyım olduğunu ileri sürüyor.

Oysa gerçek bu değil. Çünkü sadece Diyarbakır Cezaevi’nde değil, tüm hapishanelerde mahkûmlar görüşme sırasında Türkçe’nin dışında bir dil kullanamaz.

Ve daha önemlisi, bu Türkiye’nin Kürtlere karşı “icat ettiği” bir şey değil. Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirinde mahkûmlar, görüşmelerde, bulundukları ülkenin resmi dili dışında konuşamazlar.

Nedeni çok basit; bu, uluslararası hukukun genel bir kuralıdır.

Ne yazık ki, Türkiye’deki hukuk cehaletinden yararlanan “bazı Batılı temsilciler” Diyarbakır’a gelerek mahkûmların ve tutukluların yakınlarıyla Kürtçe konuşamamasını dile dolayıp bunu Türkiye aleyhine kullanmaya kalkıyorlar.

Size Almanya’dan net ve açık bir örnek vermek istiyorum. Yakından tanıdığım Tahsin E. Ok uzun yıllardır Almanya’da Alman devletiyle sorunu olan Türklere yeminli tercümanlık yaparak hayatını kazanıyor.

Tahsin Bey, cezaevlerinde hükümlü olarak bulunan Türklerin de yakınlarıyla görüşmelerinde bulunuyor ve konuşmaları anında tercüme ediyor.

Anlattığı şu: Almanya’da hiçbir mahkûm ya da tutuklu yakınlarıyla Almanca’nın dışında bir dil kullanarak konuşamaz. Bunun tek amacı var: Konuşmaları dinleyen gardiyanlar, eğer yabancı bir dille konuşulursa ne söylendiğini anlayamaz. Bu durumda mahkûm bir kişi gardiyanların anlamadığı bir dili konuşarak dışarı mesaj gönderebileceği gibi bir başka suçun işlenmesine de neden olabilir.

Tahsin Bey “Bu durum gözaltı halinde daha da sıkıdır. Karakolda sorgulanan bir kişi kesinlikle başka dilde konuşturulmaz. Çünkü bu yolla delillerin karartılması, yok edilmesi tehlikesi ortaya çıkar. Bu nedenle gözaltına alınan kişiler bizim gibi yeminli tercümanlar gelmeden kimseyle karşılaştırılmaz bile” diyor.

Almanya’da bu durumlarda çağrılan tercümanların parası da devlet tarafından ödeniyormuş.

Sonuç olarak, açılım adı altında Türkiye’ye her türlü hakareti yapanlar, Diyarbakır Cezaevi’nde her ülkede uygulanan yöntemi bile fırsat bilerek kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışıyor.

Ama ne yazık ki bu konuda bilgisi olmadığı anlaşılan Başbakan bile “Bu yasağı kaldıracağız” diyebiliyor. Ama belli ki durum kendisine de anlatıldı ve o da bu sözü bir daha tekrarlamadı.

*****

O ne Ramazan programları öyle?

Ramazan nedeniyle iftara yakın saatlerde ve sahur vaktinde televizyonlarda yayınlanan programları izleyebiliyor musunuz?

Ben çoğu kez geç yattığım için özellikle sahur programlarına göz atma şansı buluyorum. Ve çok şaşırarak izliyorum.

Çünkü Ramazan programı adı altında son derece ilkel dini söylemler, hurafeler, garip sohbetler, sözde ruhu okşayan ses tonlarıyla yürütülen konuşmalar ekranları sarmış.

Peygamberimizin duvarları konuşturduğu, putları dillendirdiği, geyiklerle muhabbet ettiği, körlerin gözünü açtığı gibi sözde mucizeler dini hikâye gibi sunuluyor. Oysa Peygamberimizi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri mucizelerinin çok az olmasıdır. Çünkü dinimizde aslolan insandır ve Hazreti Muhammed her konuşmasında kendisinin de herkesle eşit olduğunu vurgulamıştır. Peygamberimizle ilgili kimi hikmetleri dışında kör gözü açmak gibi mucizeler yoktur.

Eskiden de, bunu derken tarihten söz etmiyorum, 5 - 10 yıl önce de Ramazan programları yapılırdı. Ünlü sanatçılar, komedyenler ekranlara gelir herkese hoş vakit geçirtirdi. Herhalde TV kanalları masraf yapmak yerine ikici üçüncü sınıf kişilere belki de bedavaya Ramazan programı yaptırarak ve bunu da en ilkel halde sunarak iktidarın da beğenisini kazanmayı amaçlıyor.

En çok dikkatimi çeken de şu: Nedense Ramazan eğlencesi denince aklımıza hep 1900’lü yılların başı geliyor. Direklerarası denilen eğlence sistemi sanki tüm geçmişi kapsıyor. Örneğin 1600’lerde, 1300’lerde Ramazanlar nasıl kutlanırdı kimse merak bile etmiyor, varsa yoksa, aslında oruçluların değil, dönemin asrilerinin (modernlerinin) katıldığı direklerarası eğlenceleri İslam kültürü gibi sunuluyor.

*****

Kısa bir izin

Sevgili okurlar; bir yıla yakın bir süredir, kısa bir Amerika gezisi dışında sizden hiç ayrılmadım. Geçtiğimiz ay elimde laptop, biraz güneş ve deniz keyfi yapmaya çalıştım ama bu yoğun stresi üzerinizden atmaya yeterli gelmiyor.

İzninizle kısa bir tatile çıkmak ve bu süre içinde yazılarıma da ara vermek istiyorum.

Elbette yine günün gelişmelerini izleyeceğim. Öyle “ne gazete ne televizyon” demeyeceğim, ama yazma stresinden uzak kalacağım.

Bunun dışında yazmadığım sürede gönderdiğiniz mesajlara cevap veremeyebilirim. Çünkü bu mesajları okumak ve çoğuna da cevap vermek tatil ortamında gerçekten çok güç. Sizden ricam, bu konuda anlayış göstermeniz.

Kısa bir süre sonra görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.

DİĞER YENİ YAZILAR