Cenazeden aklıma takılan sorular

Hrant Dink’in cenazesinde taşınan pankartlar cenaze töreninin duygusallığı geçtikçe daha büyük tartışma konusu olmaya başladı

Haberin Devamı

Hrant Dink’in cenazesinde taşınan pankartlar cenaze töreninin duygusallığı geçtikçe daha büyük tartışma konusu olmaya başladı. İlk günlerde bu pankarttan rahatsızlıklarını dile getiremeyenler, artık bunu yüksek sesle söylüyorlar.

Örneğin bir TV kanalında yapılan ankette halkın yüzde 92’sinin bu sözden rahatsızlık duyduğu dile getirildi. Bu kanalın izleyicilerini taraflı bulabilirsiniz belki ama, bu çıkan sonuca bakınca, anketin başka bir kanalda yapılması halinde de yakın bir sonuç çıkabileceğini söyleyebilirim.

“Hepimiz Ermeniyiz” sloganı ve düzenlenen cenaze töreni ile ilgili benim de aklıma takılan bazı sorular var. Bunu zaten ilk gün de yazmış ve konunun önümüzdeki günlerde tartışılacağını belirtmeye çalışmıştım.

Şimdi bu soruları sizlerle de paylaşmak istiyorum:

1- Hepimiz Ermeniyiz sloganını kim buldu?

2- Bu sloganın cenaze töreninde kullanılmasına kim karar verdi?

3- Sloganın kullanılmasına karar verildiğinde herhangi bir itiraz oldu mu?

4- Cenaze törenini aile dışında kim organize etti?

5- Ermeni oldukları söylenen gençlerin siyah takım elbise giymesine kim karar verdi?

6- DTP örgütünün cenaze organizasyonu ile ilgisi oldu mu?

7- Törende taşınan pankartları kim hazırladı?

8- Bu pankartlar nerede yapıldı?

9- Sloganlar nerede bastırıldı?

10- Bu pankartların hazırlanmasının maliyeti nedir?

11- Bu parayı kim ödedi?

12- Pankartlarda üç dil kullanılmasına kim karar verdi?

13- Sloganlar Türkçe, Ermenice ve Kürtçe yazılırken, törenin tüm dünyada yayınlanacağı düşünülerek İngilizce pankart niçin hazırlanmadı?

14- Törende Türk bayrağı kullanılmaması kararı alındı mı?

15- Eğer alındıysa bunun gerekçesi nedir?

16- Törene katılan 100 binin üzerindeki insandan bir tek kişi bile yanında bayrak getirmedi mi?

17- Eğer getiren olduysa törende bu bayraklardan bir tanesi bile neden açılmadı?

18- Bayrak açmaya çalışanlar engellendi mi?

19- Buna rağmen bayraklarını açmak isteyenler tehdit edildi mi?

20- Törenin herhangi bir anında İstiklal Marşı okundu mu?

Bu soruların bir muhatabı var mı bilemiyorum. Ama medya organlarına göre cenaze töreninin düzenlenmesini Dink ailesi üstlenmişti. Acılarını bir parça yüreklerine gömdükten sonra bu sorulara ya da en azından bildiklerine bir cevap verirlerse, kamuoyu üzerindeki kuşku bulutları dağılacaktır.

*****

“Çocuklar kaçırılmıyor, kaçıyor”
CHP milletvekili Berhan Şimşek’in Ankara’daki Çocuk Yurtlarından 206 çocuğun kaybolduğunu iddia ederek bakan Nimet Çubukçu’ya yönelttiği soruları geçen hafta sizlere de duyurmuştum.

Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü İsmail Barış yazının yayınlandığı gün aradı ve bazı bilgiler verdi.

Genel Müdür Barış “Öncelikle düzeltmek istediğim bir nokta var” dedikten sonra şunu söyledi: “Kaçırılan çocuklar yok, ama kaçan çocuklar var.” Barış kurumuna bağlı yurtlarda dört ayrı kategoride çocuk bulunduğu belirterek şunları anlattı: “Birinci kategoride olanlar aileleri tarafından terkedilen çocuklar. İkincisi ailelerinden taciz gördükleri için koruma altına alınan çocuklar, üçüncüsü genellikle cami avlusuna bırakılan diye andığımız annesiz babasız çocuklar, dördüncüsü ise polis ya da hukuk takibinde olan çocuklar. İlk üç kategorideki çocuklarımızın hemen hemen problemi hiç yok. Onlar arasından çok iyi okuyan ve etkili görevlere gelenler bile var. Sorunumuz son grupta olanlar. Onlar daha önce yaşadıkları hayat nedeniyle kurumun disiplinine alışamıyorlar ve yurtlarda suç işledikleri gibi sık sık da kaçıyorlar. Ayrıca bu çocukların aileleri de genellikle suça bulaşmış kişilerden oluşuyor. Onlar da kendilerine göre çocuklarının boş oturduğunu düşünerek, çocukların aklını çeliyor.”

Genel Müdüre “Peki bunlarla ilgili koruma yöntemleriniz yok mu?” diye sordum. Cevap olarak “Elbette var ama burası da bir hapishane değil, Onları kilit altında tutamayız ki” karşılığını verdi.

İsmail Barış konuyu gündeme getiren milletvekillerine de sitem ederek “Elbette sormak ve araştırmak onların hakkı, hakkı olduğu gibi görevi, ama keşke bize de gelip bilgi alsalar, o zaman atacakları adımlar daha sağlıklı olacak” dedi.

Barış’tan aldığım bilgiye göre kurum 14 bin çocuğu yurtlarda barındırıyor. 17 bin çocuk ise kurum kontrolünde ailelerinin yanında kalıyor. Ayrıca 30 bine yakın özürlü çocuk da kurum olanaklarından yararlanıyor.

Ben de bu yazıyla hem Çocuk Esirgeme Kurumu’nun olaya bakış açısını yansıtmak, hem de milletvekillerimize bu kurumla daha yakından ilişki içinde olmalarını salık vermek istiyorum.

*****

Maliyedeki köstebek
AKP’li medya bazen turnosol kağıdı işlevi görüyor. Örneğin Maliye Bakanlığı’nda ortaya çıkarıldığı iddia edilen “sorgulama çetesi” olayı bu medyada çok geniş yer buldu. Bu medya kocaman manşetlerle “Tayyip Erdoğan’ın ve bazı AKP’lilerin maliye kayıtlarına girildiğini ve sorgulama yapıldığını” anlatıyor.

Yani denmek istenen şu: “Maliye içindeki köstebekler AKP’yi zor duruma düşürmek için bilgi ve belge çalıyor.” Oysa sorgulananlar arasında CHP’liler ve bazı gazeteciler de var.

Ancak bu olayın asıl ortaya çıkışı 3 ay öncesine dayanıyor. O zaman Tayyip Bey’e muhalefet eden bazı isimlerin “olağanüstü mal varlıkları!” ortaya dökülmüştü. Ama adı geçenler bunun yalan olduğunu kanıtlamışlardı. Her nedense üç ay sonra olay bir daha gündeme taşındı. Ama bir de baktık ki sorgulananlar arasında sadece muhalifler yok, iktidar mensupları hatta bizzat başbakan bile var.

Ayrıca adı “sorumlu” olarak ortaya konanlara bir bakıyorsunuz, Tayyip Bey’in kefil olduğu ama dünyanın El Kaideci olarak tanımladığı El Kadı’nın mal varlığını ortaya çıkaran bir maliye müfettişi var. İnsan “acaba bir taşla iki kuş vuruluyor, hem bu adam cezalandırılıyor hem de daha önceki olay örtbas mı ediliyor” diye düşünüyor. Öyle ya 3 ay önce şimdi “skandal” olarak nitelenen olay patladığında bunu AKP’li medyanın manşetlerinden öğrenmiştik. O zaman haber olan konu şimdi skandal oluyor. Bunda bir gariplik yok mu?

*****

Bahçeli’yi anlamak
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin TÜSİAD’ı PKK ile adeta aynı kefeye koyan açıklamaları şok etkisi yarattı. TÜSİAD’ın eski başkanı son konuşmasında Bahçeli’ye hayli yumuşak bir cevap verdi. Bahçeli’nin sözleri medyada da geniş yankı bulduğu gibi eleştiri oklarına da hedef oldu.

Bahçeli doğru yaptı, yanlış yaptı, o konu ayrı, benim dikkatimi çeken nokta farklı. Bahçeli son beş yıldır son derece sakin ve soğukkanlı bir tavır takınmıştı. Bugüne kadar tahriklere hiç kapılmadığı gibi, AKP’den MHP’ye geçmek isteyenlere bile “demokraside böyle şey olmaz” diyerek karşı çıkmıştı.

Bahçeli devleti iyi tanır. İş dünyasının etkinliğini de bilir. Peki nasıl oldu da Bahçeli 5 yıllık soğukkanlılığını kaybedercesine ve tüm iş dünyasını karşısına almak pahasına bu çıkışı yaptı?

Bahçeli aslında başka şeyler mi söylemek istiyor da bu kadar sert biçimde uyarıda bulunuyor?

DİĞER YENİ YAZILAR