Sevgili okurlar bugün hem haftanın hem de tabii ki çok daha önemlisi bayramın ilk günü. Herkes haftaya umutla başlamak ister, bu günün bir de bayrama denk gelmesi umudu daha da artırır. Her şey ne kadar kötüye giderse gitsin içimizdeki umudu yaşatmazsak işte o zaman kötüye giden her şeyin altında kalırız.
İyi bayramlar
Bu duygular içinde hemen yazımın başında hepinizin bayramını kutlamak istiyorum. Bayram nedeniyle çeşitli yollardan kutlama gönderen herkese de çok teşekkür ederim. Ama ne yazık ki tüm bunları tek tek yanıtlamak mümkün olmadığı için, bu kutlamayı herkesin kabul etmesini dilerim.
Yılın tartışması
Sevgili okurlar CHP’nin belki de bu kadar büyüyeceğini tahmin etmediği “yeni açılımı” tartışılmaya devam ediyor. Burada ilginç olan, bugüne kadar muhalefeti görmezden gelen, 6 yıldır AKP’yi desteklemek adına gözlerini ve kulaklarını kapatanların şimdi bir anda “laik, Atatürkçü, çağdaş” çizgiyi savunuyormuş gibi yaparak CHP’ye saldırmaları.
Çarşafa dolandılar
Ancak, tesadüfen çarşaflı bir kadına rozet takılmasını bahane ederek laik cumhuriyete sözde sahip çıkmaya kalkanların önemli bir bölümü adeta “çarşafa dolandı” ve çareyi türbana sarılmakta buldu. “Kimsenin başının kapalı olmasına karışmıyoruz ama” diye başlayan parlak cümleler kuranlar “Bu çarşaf da nereden çıktı” öfkesini saçıyor ortalığa.
AKP keyifle izliyor
Gördüğüm kadarıyla CHP üzerinde yaratılan tartışmalar en çok AKP’nin işine yarıyor. Çünkü CHP’nin, elbetteki oy almak için yaptığı yeni hamle ile AKP türbanı daha da meşrulaştırma şansı elde ediyor. Neyin ne olduğunu bilmeyenlerin sürdürdüğü bu laikliği sözde koruma kavgası sayesinde AKP daha da güç kazanıyor farkında değiller.
CHP bitirmeli
Tabii hemen şunu da söylemeliyim. Bir siyasi parti toplumun bir kesimini “düşman” olarak kabul ederek dışlayamaz. Bu toplumsal dengeyi sağlamak amacıyla başlatılan yeni açılımın “aykırı” sonuçlar vermesi ihtimali de var. Bu nedenle CHP yöneticilerinin bu yeni açılımı açıklamak adına her fırsatta konuşmaları da gereksiz. Çünkü dertlerini anlatamadıkları gibi taban kaybına da uğrayabilirler.
CHP’ye oy vermeyecekler
Bunu şunun için söylüyorum: CHP’nin bazı önemli yetkililerinin, bana göre biraz da kendilerini kaybederek yaptıkları şovlar nedeniyle cidden öfkelenen pek çok kişinin “Ölürüm de artık bu partiye oy vermem” dediğini çok duyuyorum. İşin kötüsü bu kesim hiç oy kullanmama eğiliminde. Bu, demokrasi adına uğrayacağımız en büyük talihsizlik olur.
Kıyafet tartışması
Bu arada yanlış anlatılan bir noktaya daha değinmek istiyorum. Âşık Veysel’in bir tarihte Atatürk’ü görmek için Ankara’ya geldiğinde Ulus Meydanı’na sokulmamasını istismar etmeye kalkanlar çıktı. AKP bu olayı bahane ederek, aslında laikliği yıkmak için kullandığı kıyafet dayatma konusunu yine “özgürlük ve demokrasi” gibi sunma gösterisi yapıyor.
Gerçek çok farklı
Oysa sevgili okurlar, geçmişi iyi bilmeyince gerçekleri anlamak da mümkün olmuyor. Evet doğrudur, 1930’lu, 40’lı yıllarda Ankara’da Ulus, İstanbul’da da Taksim ve İstiklal Caddesi’ne kılığı kıyafeti bozuk olanlar sokulmuyordu. Burada dinle ilgili bir sorun yoktu, sadece toplumun varması istenen çağdaş düzey adına yapılıyordu bu.
İnsan haklarına aykırı
Evet, bugünün gözüyle baktığımızda ortada insan haklarına aykırı bir durum var. Ancak o günün koşullarını düşünün. Yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Birbiri ardına devrimler yapılıyor, yeni bir yaşam biçimi uygulanmaya çalışılıyor. İşte Ankara’da Ulus, İstanbul’da Taksim halka yeni yaşam biçiminin nasıl olması gerektiğini gösteren örnek yerlerdi.
Özendirme amaçlı
Dönemin Cumhuriyet kadroları halka yeni ve çağdaş yaşam biçiminin nasıl olacağını göstermeyi amaçlıyordu. Ulus ve Taksim’e gitmek isteyenler tıpkı bir bayram sabahı gibi en iyi ve temiz giysilerini giyerdi. O yıllarda Ulus ya da Taksim’e gittiğinizde çevrenizde başı açık tayyörlü kadınlar ve kravatlı erkekler kol kola yürür, çocuklar en güzel elbiseleriyle güle oynaya koşuştururdu.
Güzel olan budur
Bunun tek anlamı vardı: İyi ve güzel olan budur, çağdaş yaşam hepimiz için yararlıdır, siz de böyle olmaya çalışın. Yani Ulus ve Taksim, tıpkı yeni yapılan bir sitedeki örnek evler gibi düşünülmüştü. İnsanlar buralarda çağdaş yaşam biçimini bizzat görerek ve yaşayarak öğrenme şansı buluyordu.
Bugünkü AVM’ler de örnektir
Size hemen bugünden bir örnek vereyim. Türkiye’nin ilk alışveriş merkezleri olan Bakırköy Galleria ve Etiler Akmerkez aslında 1930’ların Ulus ve Taksim’inin işlevini görmüştür. Elbette AVM’lere kılığı nedeniyle kimsenin girişi engellenmemiştir ama, buralara gitmeyi bir “statü” olarak gören varoş gençleri, kılık kıyafetlerine ve davranış biçimlerine özen göstermişlerdir.
Herkese aykırı düşmemek
İlk AVM’ler açıldığında sosyologlar bu durumu incelemişlerdi. AVM’lere gelen gençlerdeki davranış değişikliklerini, daha kaliteli bir yaşam biçimine geçilmesinde buraların büyük yararı olduğunu vurgulamışlardı. Bugün gidin AVM’lere, kılığı kıyafeti bozuk, kimi sokaklardaki gibi birbirlerine “eşek şakaları” yapan, itişip kakışan, bağırıp çağıran gençleri göremezsiniz. Zamanında bu örnek gösterme uygulaması biraz devlet zoruyla yapılmış hepsi bu.
Kafaların karıştığı an
Sevgili okurlar bayram da olsa, ağzımızın tadını fazla bozmadan ekonomiyi konuşmak zorundayız. Krizin derinleşmesi, hızla artan işsizlik nedeniyle pek çok kişiye bu bayramın zehir olduğunu hepimiz biliyoruz. Belli ki şimdi işler daha da sıkışacak, çünkü IMF geliyor artık. İşte kafalar da burada karışıyor.
IMF olsun mu olmasın mı?
En büyük kafa karışıklığı sanıyorum sermaye çevrelerinde yaşanıyor. Bir yanda ayakta kalmak için önlem almak zorundalar, işçi çıkarıyorlar. Öte yandan mallarını satmak için “parası olanlara” ihtiyaçları var. Bu nedenle IMF gelsin işleri disiplin altına soksun istiyorlar, ama örneğin KDV’nin de düşmesini bekliyorlar. Son zamanlarda belki de ilk kez Tayyip Erdoğan çok haklı bir şey söyledi: “Hem IMF diyorsunuz hem de KDV düşsün diyorsunuz, bu ne çelişki?”
Peki nasıl düştük?
Hafta içinde sorduğum soruyu tekrarlamak istiyorum. Hani AKP sayesinde dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiştik? Hani tüm dünya Türkiye’yi yıldız olarak görüyor ve bize koşuyordu? Hani ansiklopedi bile fırlatılsa ekonomiye bir şey olmayacaktı? O halde neden yine IMF’nin kapısındayız? Örneğin Yunanistan neden IMF’ye gitmiyor da çok daha “güçlü” olan Türkiye gidiyor?
Bir çarşaf olayı daha
Yazımın başında çarşafa değinmiştim, sonunda başka bir çarşaf, daha doğrusu “çarşaflama” konusuna değinmek istiyorum. Türkiye en iyi becerdiği işlerden birini daha çarşafa dolandırdı. Bugüne kadar ufak tefek eleştiriler dışında hiç aksamayan seçim kütüğü konusu bugünkü iktidarın kurnazlığı sayesinde altüst oldu.
Yargıdan alınınca
Çünkü sevgili okurlar, iktidar ne pahasına olursa olsun yerinde kalabilmek amacıyla seçim kütüklerine müdahale etti. Seçim kütüklerinin hazırlanmasını yargının elinden alıp kendi hizmetindeki memurların eline verdi. Ortaya 6 milyon yeni seçmen çıktı. Bu saatten sonra her şeyin düzeltilebileceğine kimse ihtimal vermiyor. Bu da yapılacak ilk seçimlere şaibe düşürmüştür. AKP’nin işte buna hiç hakkı yoktu.
Hepinizin bayramını tekrar kutlar iyi haftalar dilerim.
Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez. Mevlânâ

