İktidar partisini desteklemek adına Ergenekon adı verilen olayı sömürmeye çalışanlarla anlaşamadığım bir nokta var. Ergenekon’u AKP’ye yarar hale getirmek isteyenler, bir takım güçlerin askeri darbe planladıkları iddiasından yola çıkarak geçmişte yaşanan tüm karanlık olayları halen sanık durumunda olanlar üzerine yıkma gayreti içinde.
Ben de diyorum ki, evet geçmişte çözülmeyen bir takım karanlık işler oldu, ama bugün Ergenekon dediğiniz şeyin içinde bunun çok az bir bölümü var. Ergenekon konusu bilerek, isteyerek sulandırılıyor ve Türkiye’nin gerçekten hesap sorma hakkı aslında gasbediliyor.
Bu tartışmaları çok yaptık. Dava başladı ve başladığı gün çok çarpıcı bir olay yaşadık. Uğur Dündar’ın Arena programına çıkan Susurluk olayının baş kahramanlarından özel harekât polisi Ayhan Çarkın inanılmaz açıklamalar yaptı.
Çarkın bugüne kadar 1000’e yakın kişiyi öldürdüklerini ve bunu devlet adına yaptıklarını söyledi.
Eğer bir takım cinayetler devlet adına işlenmişse, burada emri yerine getiren gibi bir de emir verenler var. Oysa Ergenekon olarak tanımlanan davanın sanıklarına baktığımızda, şimdi ya da geçmişte bu tür emirleri verebilecek nitelikte sadece birkaç kişi var. Birkaç da işin tetikçiliğini yapmış olmasından şüpheleneceğimiz sanık bulunuyor.
Durum iyice garipleşti. Ergenekon sanıklarına baktığımızda “bir askeri darbe yapmaları ihtimali” çok düşük. Çünkü bu isimlerin biraraya gelmesiyle bir darbe oluşturmak neredeyse imkânsız.
Eğer asıl amaç geçmişle hesaplaşmak ve kirli operasyonları ortaya çıkarmaksa, Çarkın’ın açıklamaları bu sanıkları değil başkalarını gösteriyor.
En azından Çarkın ve arkadaşlarının eylem yıllarında ülke yönetiminde kimler vardı, kim Başbakandı? Genelkurmay Başkanı, Emniyet Genel Müdürü, MİT Müsteşarı kimdi? Hangi bakanlar terörle ilgili etkili konumdaydı?
Ergenekon sanıkları içinde bu tanıma uyacak birkaç Silahlı Kuvetler mensubu dışında kimse yok.
Geçmişte çok kötü olaylar yaşadık. Kiminin faillerini de emir verenlerini de tahmin ediyoruz ama kanıt bulamadığımız için bir şey yapamıyoruz.
Çarkın’ın açıklamaları doğrultusunda mercekleri asıl bu noktaya yöneltmeliyiz. Çünkü Çarkın’ın açıklamalarıyla Ergenekon davasının bir demokrasi sınavı ve karanlık eylemler içinde olanlardan hesap sorma değil, Batı basınının yazdığı gibi Erdoğan’ın muhalefetle ve Atatürk Cumhuriyeti’ne bağlı olanlarla giriştiği hesaplaşma olduğu ortaya çıkmıştır.
Güiza’ya para da verilmiş
Fenerbahçe müthiş bir inişte. Geçen yılki oyundan eser yok. Ne Avrupa’da ne ligde tutunamıyor.
Bunda yönetim hatası olduğu kesin. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’ye çok büyük hizmetler verdi. Ama sanıyorum her iktidarın başına gelen onun da başına gelmeye başladı. İktidar bir süre sonra önce kendi başını yemeye koyuluyor.
Fenerbahçe’de yapılan hataları, yanlış planlamaları antrenör ve oyuncu seçimlerini sportif açıdan eleştirecek yeterlilikte değilim.
Ancak herkesin gözü önünde olanları da anlamayacak kadar uzak saymıyorum kendimi.
Arsenal maçında Fenerbahçe tel tel döküldü. İngiliz takımı adeta bizimle alay eder gibi oynadı. Canları istediği an tek şut bile atmadan kalenin içine kadar geldiler.
Tamam Fenerbahçe çok kötüydü. Ama hiçbir maçta bulamadığı kadar da pozisyon buldu.
Güiza diye bir futbolcu alınmış. Fiyatı neredeyse takımın yarısı kadar. Ve bu adam tam dört kez kaleci ile karşı karşıya kaldı, hepsinde de ya topu ayağına dolaştırdı ya da kaleciyi nişanladı. Fenerbahçeli bazı taraftarlar “Takımın en iyisi” diyebilirler. Ama 4 net pozisyondan sadece birini gole çevirmek, mahalle takımındaki bir adamın bile becereceği şeydir.
Sonuçta ekran başında hepimiz deliye döndük. Fenerbahçe’ye bunu yapmaya kimsenin hakkı olamaz.
Anayasa Mahkemesi’ne karşı yeni saldırı dalgası
AKP’nin kapatılmadığı davadan sonra Anayasa Mahkemesi üzerinde yapılan tartışmalar biraz durulmuştu. Ancak dün türbanla ilgili anayasa değişikliği konusundaki gerekçeli karar açıklandı. Bugün de büyük ihtimalle AKP’nin kapatılması davasının gerekçeli kararının ayrıntılarını öğreneceğiz.
Bu gerekçeli kararlarla birlikte Anayasa Mahkemesi üzerindeki tartışma adı altında yürütülen saldırı dalgası yeniden başladı.
Türban konusunda sert bir darbe yiyen AKP ve yandaşları Anayasa Mahkemesi’nin yetkisini aşıp kurucu meclis gibi davrandığını ileri sürerek “Bundan böyle hiçbir anayasa değişikliğinin mümkün olmayacağını” söylüyor.
Tamamen yanlış bir değerlendirme. Söylendiği gibi Anayasa Mahkemesi türbanla ilgili kararında yetkisini aşmadı. Anayasa’nın giriş bölümünün ve değiştirilemeyecek ilk dört maddenin ruhuna uygun davrandı.
Türban konusunda yapılan, Anayasa’ya yeni bir tanım getirmek değil, Anayasa’nın sinsi bir takım girişimlere karşı korunmasıdır. İktidar ve ona destek olan MHP, Anayasa’nın laiklik ilkesinin arkasından dolaşarak, Anayasa’yı işlemez hale getirmek istediler. Bu engellendi. AKP ve yandaşları konuyu çok tartışarak sulandırmak isteyecektir. Sağduyulu okurların bunu mutlaka bilmesi gerek.
İstanbul Devlet Senfoni’de bu hafta
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Cuma konserini saat 19.30’da Aya İrini’de veriyor. Şef Alexander Markovic yönetimindeki orkestra ilk bölümde Joseph Haydn’ın 96. senfonisini ve Johann Nepomuk Hummel’in Mi majör Trompet Konçertosu’nu seslendirecek. İkinci bölümde ise izleyiciler Georg Philipp Telemann’ın Re Majör Konser Sonatı ile Beethoven’ın 5. Senfonisi’ni dinleyebilecekler.
Solist trompetçi ise Gabor Boldoczki.
Üç asırdır yakalanıyorum
Yıldırım Tuna’dan geldi yine: Polis Tahtakale’de “sonsuz gençlik hapı” satan adamı yakalayıp karakola götürmüş, komiser “Bana bak üçkağıtçı...” demiş, “Milleti böyle haplarla dolandırmanın ne olduğunu mahkemede göreceksin..!”
Yalvarmaya başlayan adam “Yapmayın amirim...” demiş, “Bu zaten 5. yakalanışım olacak, 1794’te, 1856’da 1928 ve 1983’te de yakalanmıştım, bırakın gideyim..!”
Kurbağayı koltuğa oturtsan, o yine çamura atlar.
Arthur Miller

