‘Çağın en büyük siyasi projesi’

Haberin Devamı

AKP’nin kapatılma davası sırasında dünyanın her tarafından yükselen sesler arasında üzerinde pek durulmayan bir konu dikkatimi çekti. Konuya Güngör Mengi ile Cüneyt Ülsever dışında da kimse değinmedi.

İngiliz Independent Gazetesi, AKP hakkındaki kapatma davasını ele alan yazısında, “Eğer AKP kapatılırsa tarihin en önemli siyasi projesi de bitecek” ifadesini kullandı.

“Tarihin en önemli siyasi projesi” hep konuştuğumuz Büyük Orta Doğu Projesi. Bu proje kabaca şu: Enerji kaynakları ve iklim konusunda dünyanın en önemli bölgelerinden biri Orta Doğu. Bu bölge genel olarak Müslüman halkların denetiminde. Buna karşın bölgenin tam ortasında İsrail var. Bu ülkenin güvenliği Batı, özellikle de ABD için çok önemli.

Bölgedeki Müslüman devletler, demokrasi ve hukukla henüz pek barışık değil. Batı, gerek iç çatışmalar gerekse düzensizlik yüzünden bölgedeki çıkarlarını tam olarak kollayamıyor.

Müslüman çoğunluğu tümden pasifize etmek teknik olarak mümkün değil. Oysa bölgenin hemen dibindeki Türkiye, Müslüman olmasına rağmen Batı ile uzlaşmış, global dünyanın içine çekilmiş, demokrasi ve hukukla barışık bir yapıda. Tek kusuru, İslam ülkeleri içinde çok saygın bir yeri olmaması.

O halde Türkiye’de yönetim laik, demokratik, hukuk devleti yapısı korunarak daha İslami görünümlü bir kadronun eline verilmeli. Böyle bir Türkiye de İslam ülkeleri için rol model olarak kullanılmalı.

Aslına bakarsanız bu proje çoktan iflas etmişti. Ancak görülüyor ki Batı son bir şans daha yaratmak ve projeyi tekrar işler hale getirmek istiyor. Bu nedenle de İngiliz gazetesi, adeta BOP taraftarlarının sözcüsüymüş gibi “AKP giderse tarihin en büyük siyasi projesi çöker” diyebiliyor.

Oysa Türkiye’nin tarihteki en büyük siyasi projesi 1923’te kurduğu Cumhuriyet’tir. Bu sayededir ki Türkiye çağdaş dünya ile ilişkidedir ve diğer tüm İslam devletlerinin önündedir.

Türkiye, kendi gerçeğini bilerek tavır almayı becerse ne Orta Doğu Projesi’ne ihtiyaç kalır ne de Türkiye bugünkü sıkıntıların içinde olur.


***




“Ölüm” minicik bir kızın içine doğmaz

Konya’daki tüp gaz faciasında can veren minik kızlardan birinin babası gözyaşlarını içine akıtarak “Kızımın içine doğmuştu, bize her gün gelip ölmesi halinde üzülüp üzülmeyeceğimizi soruyordu” diyor.

11 yaşında bir kız çocuğunun içine ölüm duygusu doğar mı? Doğmaz. Ama içinde bulunduğu iklimde ona birileri sürekli ölümden, ölümden sonraki hayattan söz ediyorsa bu duygu onun bilinçaltına yerleşir. “Ben ölürsem üzülür müsünüz?” sorusu da “içine doğmaktan” değil “bilinçaltının dışa vurmasından” kaynaklanmaktadır.

Oyun oynatılmayan, televizyon seyrettirilmeyen, belki okula gönderilmeyen küçücük çocukların bilgisiz ve yeteneksiz sözde din hocalarının ellerine teslim edilmesine ses çıkarmamak bana göre en büyük ihanettir.

Konya’da çocuklar enkaz altında kaldıkları için öldü. Ama belli ki binlercesi ruhlarına işlenen hurafelerin enkazı altında eziliyor.



***




Orman yangınlarına karşı tam 6.5 milyar dolarlık fon buldum

Yanan sadece ormanlarımız değil. Yüreğimiz de ciğerimiz de yanıyor. Milli servetimiz havaya uçup gidiyor. Bizse gözyaşı döküyoruz. Önlemlerden söz ediyoruz. Sonra gelecek yangına kadar her şeyi unutup gidiyoruz.

Antalya yangını ile orman yangınları yine gündemde. Tarihin en önemli orman yangınlarından biri kabul ediliyor bu. Yüzlerce kilometrekarelik kızıl çam ormanlarımız yok olup gitti.

Bu yangınlar önlenebilir miydi? Haydi diyelim ki çıkmasını önlemek çok zor, bu kadar büyümeden söndürülebilir miydi? Eğer elimizde yeterli yangın söndürme uçağı olsaydı muhtemelen önlenirdi.

Oysa yangın söndürme uçağımız yok. Kiralıyoruz. O da yetmiyor. Peki bu Akdeniz’de Avrupa’nın en uzun ormanlık sahiline sahip olan Türkiye’nin ayıbı değil mi? Türk Hava Kurumu, Kanal D ile birlikte açtığı kampanyayla yangın söndürme uçağı almak için para toplamaya çalışıyor. Kimse para yokluğundan şikâyet edemez çünkü paramız var.

Nereden mi biliyorum? Hepimiz biliyoruz aslında. Biri çıkıp bana, daha doğrusu kamuoyuna, “Türkiye’nin neden 300 metre dalabilen denizaltılarına ihtiyacı olduğunu bu denizaltıları hangi savaşta kime karşı kullanacağımızı ve ne sonuç alabileceğimizi” mantıklı biçimde anlatsın lütfen. Ve bu denizaltılar için 6.5 milyar doların nereden bulunabildiğini de söylesin.

İşte size kaynak. Vazgeçin denizaltı projesinden, bu parayla orman yangınlarını önleyecek ya da kısa sürede söndürebilecek tüm ekipman alınsın. Türkiye’ye yakışan bu olur.



***




Kuş isimleri

İdris kumar oynuyormuş. Temel de arada sırada gidip soruyormuş:

-Nasıl gidiyor kanaryam?

-Kaybediyorum!

Bir müddet sonra yine:

-Nasıl gidiyor güvercinim?

-Kaybediyorum!

Bu konuşma bülbülüm, serçem diye devam edince Cemal, “Ne tuhaf adamsın” demiş, “İnsan hiç erkek arkadaşına böyle hitap eder mi?” Temel fısıldamış: “Bu kadar kişinin içinde kuş beyinli diyemem ya!”



***




Bilgisayarın cinsiyeti

Kadınlar ve erkekler bilgisayarın dişi mi yoksa erkek mi olduğunu tartışıyorlarmış:

Kadınlar bilgisayarın erkek olduğunu savunmuş. “Çünkü” demişler, “Bilgisayarlar aslında sorunları çözmek için yaratılmış olmalarına rağmen ömürlerinin dörtte üçünü sorun yaratarak geçirirler. Daha da önemlisi, bunlardan bir tane aldığınız an, biraz daha sabretmiş olsaydınız çok daha gelişmiş bir modeline sahip olabileceğinizi görüp pişman olursunuz!”

Erkekler tabii tam ters görüşte: “Bilgisayar dişidir” diyorlar, “Çünkü onun mantığını yaratıcısından başka hiç kimsenin anlaması mümkün değildir, bu bir. Yaptığınız en küçük hatayı bile derhal hafızasına kaydedip tekrar tekrar önünüze koyar. Bu ikiii... Ve bir bilgisayar aldıktan kısa bir süre sonra fark edersiniz ki, bir o kadar daha parayı ona gereken aksesuarlar için harcamaktasınız, bu da üüüççç....”



***




Büyükler neden büyüktür, bilir misiniz?

Biz, dizlerimizin üstüne çökmüşüz de ondan.

Stirner

DİĞER YENİ YAZILAR